Tahkim Şartı Bulunan Alacaklar İçin İflas Yoluyla Takip ve İtirazın Kaldırılması ve İflas Davasında Tahkim İlk İtirazı: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.10.2025 Tarihli Kararı Işığında Bir Rehber

Yargıtay HGK’nın 01.10.2025 kararı ışığında tahkim şartı bulunan alacaklarda iflas yoluyla takip, iflas davasında tahkim ilk itirazı ve uygulama rehberi.

Çatlak madeni para yığınından kum saatine ve üç kişilik hakem heyetine uzanan oklar
İçindekiler
  1. Öz
  2. Abstract
  3. Giriş
  4. I. Karara Konu Olay ve Yargılama Süreci
  5. A. Olay ve Tahkim Şartı
  6. B. İlk Derece, İstinaf ve Özel Daire Aşamaları
  7. C. Direnme Kararı ve Hukuk Genel Kurulu’nun 21.12.2021 Tarihli Kararı
  8. D. Hukuk Genel Kurulu’nun 2025 Tarihli Kararının Gerekçesi ve Karşı Oylar
  9. II. İflas Yoluyla Takip ve İtirazın Kaldırılması ve İflas Davasının Yapısı
  10. A. Takipli ve Takipsiz İflas Yolları
  11. B. İtirazın Kaldırılması ve İflas Davasının Hukuki Niteliği
  12. III. Tahkim Anlaşmasının İflas Prosedürü Üzerindeki Etkisi
  13. A. Tahkim Anlaşmasının İflas Yoluyla Takibe Engel Teşkil Edip Etmediği
  14. B. İflas Prosedüründe Tahkime Elverişlilik
  15. C. İtirazlı Takipte Tahkim İlk İtirazına İlişkin Çözüm Modelleri
  16. IV. Karşılaştırmalı Hukukta Tahkim Şartı Kapsamındaki Alacaklar İçin İflas ve Tasfiye Başvuruları
  17. A. İngiliz Hukuku: Salford Estates Kararından Sian Participation Kararına
  18. B. Hong Kong, Singapur, Malezya ve Cayman Adaları Hukuklarındaki Gelişmeler
  19. C. Karşılaştırmalı Hukukun Türk Hukuku Bakımından Önemi
  20. V. Kararın Değerlendirilmesi
  21. A. Bölünebilirlik ve Tahkime Elverişlilik Tespitinin İsabeti
  22. B. Dürüstlük Kuralına Dayanan Gerekçenin Değerlendirilmesi
  23. C. Davanın Bütünüyle Usulden Reddedilmesi Sonucunun Doğurduğu Sorunlar
  24. D. Kararın İçtihat Değişikliği Niteliği ve Uygulamaya Etkisi
  25. E. Kararın Kapsamı ve Sınırları
  26. VI. Uygulamaya Yönelik Rehber
  27. A. Alacaklılar Bakımından
  28. B. Borçlular Bakımından
  29. C. Sözleşmeyi Kaleme Alanlar Bakımından
  30. Sonuç
  31. Dipnotlar
  32. Kaynakça

Öz

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 01.10.2025 tarihli ve E. 2025/512, K. 2025/591 sayılı kararında, geçerli bir tahkim şartının kapsamına giren bir alacak için iflas yoluyla takip başlatılması ve borçlunun itirazı üzerine itirazın kaldırılması ve iflas davası açılması hâlinde, borçlunun tahkim ilk itirazının kabul edilerek davanın usulden reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Kurul bu kararıyla, aynı sözleşmeden doğan ve esasen aynı taraflar arasındaki bir uyuşmazlıkta 21.12.2021 tarihinde verdiği ve iflas davalarında tahkim şartının ileri sürülemeyeceğini kabul eden kararından ayrılmıştır. Çalışmamızda karar; iflas yoluyla takibin ve itirazın kaldırılması ve iflas davasının yapısı, iflas prosedüründe tahkime elverişlilik, doktrinde ileri sürülen çözüm modelleri ve İngiliz, Hong Kong, Singapur ve Malezya hukuklarındaki güncel gelişmeler ışığında değerlendirilmektedir. Kanımızca alacağın varlığına ve miktarına ilişkin uyuşmazlığın tahkime elverişli olduğu ve tahkim anlaşmasının kapsamında kaldığı yönündeki tespit isabetlidir. Bununla beraber kararın dürüstlük kuralına dayanan gerekçesine ve davanın bütünüyle usulden reddedilmesi sonucuna iştirak etme olanağı bulamıyoruz. Bu çerçevede itirazın kaldırılması talebinin usulden reddedilerek alacaklıya tahkim yoluna başvurması için süre verilmesini ve iflas talebinin hakem kararına kadar bekletilmesini öngören modelin daha isabetli olduğu kanaatindeyiz. Çalışmanın son bölümünde alacaklılar, borçlular ve sözleşmeyi kaleme alan taraflar bakımından uygulamaya yönelik öneriler sunulmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Tahkim şartı, iflas yoluyla takip, itirazın kaldırılması ve iflas davası, tahkime elverişlilik, tahkim ilk itirazı, içtihat değişikliği.

Abstract

Bankruptcy Proceedings for Claims Subject to an Arbitration Clause and the Arbitration Objection in Actions for the Removal of Objection and Adjudication of Bankruptcy: A Guide in Light of the Decision of the Turkish Court of Cassation Assembly of Civil Chambers Dated 1 October 2025

In its decision of 1 October 2025 (Docket No. 2025/512, Decision No. 2025/591), the Assembly of Civil Chambers of the Turkish Court of Cassation held that where a creditor initiates bankruptcy proceedings for a claim falling within the scope of a valid arbitration clause and, upon the debtor’s objection, files an action for the removal of the objection and the adjudication of bankruptcy, the debtor’s arbitration objection must be upheld and the action dismissed on procedural grounds. With this decision, the Assembly departed from its decision of 21 December 2021, rendered in a dispute arising from the same contract between essentially the same parties, which had held that an arbitration clause could not be invoked in bankruptcy actions. This article evaluates the decision in light of the structure of bankruptcy proceedings and of the action for the removal of the objection and adjudication of bankruptcy, the arbitrability of disputes arising in bankruptcy proceedings, the solution models proposed in Turkish scholarship, and recent developments in English, Hong Kong, Singapore and Malaysian law. It argues that the finding that the dispute concerning the existence and amount of the claim is arbitrable and falls within the arbitration agreement is correct, but takes issue with the reliance on the principle of good faith and with the dismissal of the action in its entirety. It submits that a model in which the request for the removal of the objection is dismissed, the creditor is granted time to commence arbitration and the bankruptcy request is stayed pending the award is preferable. The final part offers practical guidance for creditors, debtors and drafters of contracts.

Keywords: Arbitration clause, bankruptcy proceedings, action for removal of objection and adjudication of bankruptcy, arbitrability, arbitration objection, change in case law.

Giriş

Günümüzde ticari ilişkilerin giderek karmaşıklaşması ve uyuşmazlıkların uzman kişilerce, görece hızlı ve tarafların ihtiyaçlarına göre şekillendirilebilen bir usulle çözülmesi arzusu, tahkim şartlarının iç ticari ilişkilerde de yaygın olarak kullanılmasına yol açmaktadır. Öyle ki inşaat sözleşmelerinden kat karşılığı inşaat sözleşmelerine, satış ve eser sözleşmelerinden dağıtım ilişkilerine kadar pek çok sözleşmede, uyuşmazlıkların bir ticaret odası veya tahkim merkezi nezdinde çözüleceğini öngören hükümlere rastlanmaktadır. Ancak tahkim şartının kapsamına giren bir alacağın tahsili söz konusu olduğunda, alacaklıların her zaman tahkim yoluna başvurmayı tercih etmedikleri görülmektedir. Zira icra ve iflas hukukunun sunduğu araçlar, özellikle de borçlu üzerinde ciddi bir baskı unsuru teşkil eden iflas yoluyla takip, alacaklıya alacağını kısa yoldan tahsil etme imkânı sunmaktadır.1 Bu durum, tahkim anlaşmasının devlet yargısını bertaraf eden etkisinin icra ve iflas prosedürü karşısında hangi ölçüde varlığını koruyacağı sorusunu gündeme getirmektedir.

Bu soru, uygulamada özellikle borçlunun iflas ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının ticaret mahkemesinde itirazın kaldırılması ve iflas davası açması hâlinde somutlaşmaktadır. Bu davada borçlunun tahkim ilk itirazında bulunup bulunamayacağı konusunda Yargıtay’ın farklı daireleri uzun süre birbirinden farklı yönde kararlar vermiştir. Yargıtay (kapatılan) 23. Hukuk Dairesi, taraflar arasında kararlaştırılan yargı yerini ortadan kaldıracak şekilde doğrudan iflas yoluyla takip yapılmasını doğru bulmamış ve önce tahkim yoluna başvurulması gerektiğini kabul ederken; (kapatılan) 15. Hukuk Dairesi, iflas davalarının kamu düzenine ilişkin niteliğinden ve icra takibinin bütünlüğünden hareketle tahkim şartının bu davalarda ileri sürülemeyeceği sonucuna varmıştır.2 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ise 21.12.2021 tarihli kararında ikinci görüşü benimsemiş ve alacağına bir an önce kavuşmak için iflas yolunu seçen alacaklıya karşı tahkim şartının ileri sürülmesini “iyi niyetli bir yaklaşım” olarak görmemiştir.3

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.10.2025 tarihli ve E. 2025/512, K. 2025/591 sayılı kararı, bu meselede önemli bir dönüm noktası teşkil etmektedir. Kurul, aynı kat karşılığı inşaat sözleşmesinden doğan ve esasen aynı taraflar arasındaki bir uyuşmazlıkta, bu kez Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin bozma kararını benimsemiş ve itirazın kaldırılması ve iflas davasının alacağın varlığına ve miktarına ilişkin ilk aşaması bakımından tahkime elverişli olduğunu, tahkim şartının kapsamına giren bir alacak için iflas yoluyla takip başlatan alacaklının açtığı davanın tahkim ilk itirazı üzerine usulden reddedilmesi gerektiğini kabul etmiştir.4 Kararın gerekçesinde, itirazın kaldırılması ve iflas davasının birbirinden ayrılabilen iki talebi barındırdığı tespitinin yanında, ahde vefa ilkesine ve Türk Medeni Kanunu (“TMK”) m. 2’de düzenlenen dürüstlük kuralına da özel bir ağırlık verilmiştir. Karar, kısa süre içinde bölge adliye mahkemelerinin uygulamasına da yansımıştır. Öyle ki bölge adliye mahkemeleri bu karardan sonra, tahkim yoluna başvurmaksızın kendisi de iflas davası açmış olan borçlunun tahkim itirazını feragat gerekçesiyle dinlememiş, hakem kararına dayanılarak doğrudan iflas yoluna başvurulamayacağını kabul etmiş ve kararı önceki içtihada güvenilerek açılmış davalara da uygulamıştır.5

Biz de çalışmamızda Hukuk Genel Kurulu’nun bahsi geçen kararında yaptığı tespitleri ortaya koyacak ve bu tespitleri hem Türk hukukundaki içtihat ve doktrin hem de karşılaştırmalı hukuktaki güncel gelişmeler çerçevesinde değerlendireceğiz. Bu kapsamda öncelikle karara konu olayı ve kararın verilmesine kadar geçen yargılama sürecini aktaracak, sonrasında iflas yoluyla takibin ve itirazın kaldırılması ve iflas davasının yapısını kısaca ele alacak ve tahkim anlaşmasının iflas prosedürü üzerindeki etkisine ilişkin görüşleri inceleyeceğiz. Akabinde İngiliz, Hong Kong, Singapur ve Malezya hukuklarında aynı meselenin nasıl çözüldüğünü ortaya koyacak, kararın isabetine ilişkin kanaatimizi açıklayacağız. En son olarak ise alacaklılar, borçlular ve sözleşmeyi kaleme alan taraflar bakımından uygulamaya yönelik önerilerde bulunacağız. İflas kararının derdest tahkim yargılamasına etkisi ile iflas idaresinin tahkim yoluna başvurma yetkisi gibi meseleler ise çalışmamızın konusu dışında kalmaktadır.6

I. Karara Konu Olay ve Yargılama Süreci

Çalışmamızın bu başlığında Hukuk Genel Kurulu kararına konu olayı, taraflar arasındaki tahkim şartını ve kararın verilmesine kadar geçen yargılama sürecini ele alacağız. Bu kapsamda sırasıyla olayı ve tahkim şartını, ilk derece, istinaf ve Özel Daire aşamalarını, direnme kararını ve Kurul’un aynı taraflar arasında 2021 yılında verdiği kararı, en son olarak ise Kurul’un gerekçesini ve karşı oy yazılarını aktaracağız.

A. Olay ve Tahkim Şartı

Uyuşmazlık, Beyoğlu 19. Noterliğince 19.04.2011 tarihinde düzenlenen “Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi”ne dayanmaktadır. Sözleşmenin tarafları, davacı arsa sahipleri ile yüklenici bir anonim şirkettir. Yüklenici şirket 12.02.2020 tarihinde tam bölünme suretiyle infisah etmiş, şirketin malvarlığı ve borçları davalı şirketlere devredilmiştir.7 Sözleşmenin 9. maddesinde, kat mülkiyeti kuruluncaya kadar emlak vergilerinin yükleniciye ait olacağı kararlaştırılmıştır. Davacılar, 09.03.2021 tarihli ihtarnamenin ardından 11.08.2021 tarihinde İstanbul 26. İcra Müdürlüğünün 2021/18644 E. sayılı dosyası ile Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) m. 195/3 uyarınca teminat gösterilmesi talebiyle, şimdilik 2.068.951,46 TL üzerinden iflas yoluyla takip başlatmışlardır.8 Davalıların ödeme emrine itiraz etmesi üzerine davacılar, itirazın kaldırılması ve davalıların iflasına karar verilmesi talebiyle dava açmışlardır.

Taraflar arasındaki sözleşmenin 42. maddesi ise şu şekilde kaleme alınmıştır:

“İşbu sözleşmeden doğan uyuşmazlıklar, tapu iptali davası dışında, İstanbul Ticaret Odası’nın Hakem Heyetince seçilecek üç (3) Hakem Kurulu marifetiyle tahkim yoluyla çözümlenir.”9

Görülebileceği üzere tahkim şartı, tapu iptali davaları dışında sözleşmeden doğan tüm uyuşmazlıkları kapsamaktadır. Tapu iptali davalarının kapsam dışında bırakılması, taşınmazlar üzerindeki ayni haklara ilişkin uyuşmazlıkların Hukuk Muhakemeleri Kanunu (“HMK”) m. 408 uyarınca tahkime elverişli olmamasıyla uyumludur.10 Ancak sözleşmede, tahkim şartının kapsamına giren bir alacak için icra ve iflas yollarına başvurulup başvurulamayacağına ilişkin herhangi bir düzenleme yer almamaktadır. Davalılar cevap dilekçelerinde, davalılardan bir tanesinin sözleşmenin tarafı olmadığını, sözleşmede geçerli bir tahkim şartı bulunduğunu ve davanın usulden reddi gerektiğini, takibe konu alacağın bir kamu alacağı olduğunu, teminat ve rücu talebinin yasal dayanağının bulunmadığını ve depo kararının ancak alacak tahkimde belirlendikten sonra verilebileceğini savunmuşlardır.11

B. İlk Derece, İstinaf ve Özel Daire Aşamaları

Yargılamanın ilk aşamasında ilk derece mahkemesi, tahkim ilk itirazını kabul ederek davayı usulden reddetmiş; ancak bölge adliye mahkemesi bu kararı kaldırarak dosyayı esasın incelenmesi için ilk derece mahkemesine geri göndermiştir.12 Bunun üzerine ilk derece mahkemesi itirazın kaldırılmasına ve depo emrine karar vermiş, depo emrinin tebliğinin ardından davalı tarafın 21.03.2024 tarihinde 2.400.692,17 TL tutarlı bir teminat mektubunu icra dosyasına sunması üzerine de 28.03.2024 tarihli ve E. 2022/516, K. 2024/236 sayılı kararıyla iflas talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmetmiştir. Bölge adliye mahkemesi de 04.07.2024 tarihli ve E. 2024/685, K. 2024/782 sayılı kararıyla, TBK m. 195 uyarınca teminat için başlatılan takibin hukuka uygun olduğunu ve depo emrinin süresinde yerine getirildiğini belirterek istinaf başvurularını esastan reddetmiştir.13

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi ise 16.10.2024 tarihli ve E. 2024/2828, K. 2024/3457 sayılı kararıyla bölge adliye mahkemesi kararını bozmuştur. Daire kararında öncelikle “Genel olarak iflas davalarına konu uyuşmazlıklar tarafların iradelerine tabi olmadığından tahkime de elverişli değildir.” tespitini yapmış, ancak bu konuda iflas davasının türüne göre bir değerlendirme yapılması gerektiğini vurgulamıştır. Daireye göre doğrudan iflas davalarında, hakkında iflas davası açılan kişinin bir başkasıyla yaptığı tahkim sözleşmesi “hiçbir şekilde bu davanın konusu” olamayacaktır; itiraz edilmeyen iflas yoluyla takiplerde ise takip kesinleşmekte, mahkeme alacağı yargılamamakta ve tahkim itirazı kabul görmemektedir.14

Daire, itiraz edilen iflas yoluyla takiplerde ise durumun farklı olduğunu kabul etmiştir. Daireye göre bu hâlde dava, itirazın kaldırılması ve iflas olmak üzere iki talebi barındırmakta, mahkeme önce alacağın varlığını maddi hukuk kurallarına göre tespit etmekte ve ancak bundan sonra iflas aşamasına geçilmektedir. Daire bu davayı, doktrindeki bir görüşe atıfla “birbirinden ayrılması mümkün olan iki talebin yargılamasının birbirini takip eder şekilde ve birinin sonucuna göre diğerinin değerlendirileceği bölünebilen iki talepli bir dava” olarak nitelendirmiştir.15 Daireye göre itirazın kaldırılması aşaması alacak davası niteliğinde olup tahkime elverişlidir ve “Taraflar arasındaki alacakla ilgili tahkim şartı varsa öncelikle tahkime başvurularak alacağa ilişkin uyuşmazlığın neticelendirilmesi, bu neticeye göre iflas davası açılması gerekir”. Bu çerçevede Daire, alacaklının “taraflar arasındaki yetkili yargı yeri seçimini ortadan kaldıracak şekilde doğrudan iflâs takibi yapması ve bunu dayanak göstererek iflâs davası açmasının mümkün olmadığı” sonucuna varmış ve tahkim ilk itirazının kabulü ile davanın usulden reddi gerektiğini belirtmiştir.16

C. Direnme Kararı ve Hukuk Genel Kurulu’nun 21.12.2021 Tarihli Kararı

Bozma kararı üzerine İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, 20.03.2025 tarihli ve E. 2025/43, K. 2025/222 sayılı kararıyla direnme kararı vermiştir. Mahkeme, bölge adliye mahkemesi ile Özel Daire arasında bir içtihat farklılığı bulunduğunu ve bozma kararının Hukuk Genel Kurulu’nun 21.12.2021 tarihli kararıyla çeliştiğini belirtmiştir. Mahkemeye göre Hukuk Genel Kurulu bahsi geçen kararında, iflas davalarında tahkim şartının öne sürülemeyeceğini açıkça kabul etmiştir.17

Hukuk Genel Kurulu’nun direnme kararında dayanılan 21.12.2021 tarihli ve E. 2019/574, K. 2021/1710 sayılı kararı, incelememize konu kararla aynı sözleşmeye ve aynı tahkim şartına ilişkindir. Bu kararda arsa sahipleri, kira kaybından doğan şimdilik 2.000.000 TL tutarındaki alacakları için 28.07.2016 tarihinde İstanbul 11. İcra Müdürlüğünün 2016/22891 E. sayılı dosyası ile genel iflas yoluyla takip başlatmış, borçlu yüklenicinin itirazı üzerine 26.08.2016 tarihinde itirazın kaldırılması ve iflas talebiyle dava açmışlardır.18 İlk derece mahkemesi, iflas davalarının HMK m. 408 uyarınca tahkime elverişli olmadığını kabul etmekle beraber, bu kuralın alacağın tespiti aşamasına değil, depo emrine esas alacak tutarı tespit edildikten sonra iflas kararı verilmesi aşamasına ilişkin olduğu gerekçesiyle tahkim ilk itirazını kabul ederek davayı usulden reddetmiş ve bu karar istinaf incelemesinden geçmiştir.19

Yargıtay (kapatılan) 15. Hukuk Dairesi ise kararı bozmuştur. Daireye göre iflas davalarının asliye ticaret mahkemesinde basit yargılama usulüne göre görülmesi kamu düzenine ilişkindir, ihtiyari tahkim bir istisnadır ve alacaklının “alacağına biran önce kavuşmak için alacağını iflas yoluyla talep etmesi ve mahkemede dava açması seçeneğini kullanarak başvuruda bulunması halinde, sözleşmedeki tahkim şartının öne sürülmesi iyi niyetle bağdaşmaz”. Daire ayrıca doktrine atıfla, iflas davaları hakkında İcra ve İflas Kanunu m. 154/3 uyarınca yetki sözleşmesi yapılamayacağını ve önce tahkimde alacağın tespit edilip bunun bekletici mesele yapılmasının iflas davasının özellikleriyle bağdaşmayacağını belirtmiştir.20 Dairenin bu bozma kararı, uyuşmazlık henüz Hukuk Genel Kurulu önüne gelmeden doktrinde eleştirilmiştir. Öyle ki Gölcüklü, önce tahkime başvurulmasını öngören uygulamayı usul ekonomisine aykırı bulan bu yaklaşıma karşı, usul ekonomisinin tarafların tahkime yönelik ortak iradelerini geçersiz kılmaya gerekçe olamayacağını ve iflas hukukundaki kamu düzeni endişesinin iflas öncesindeki alacağın tespiti aşamasına sirayet ettirilemeyeceğini ileri sürmüştür.21 İlk derece mahkemesi bu karara direnmiş ve direnme kararında, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin önce tahkim yoluna başvurulması gerektiğini kabul eden kararına ve yabancı bir tahkim şartı bulunması hâlinde önce o yargı yerinde karar alınması, sonra Türkiye’de iflas takibi yapılması gerektiğine ilişkin kararına dayanmıştır.22

Hukuk Genel Kurulu, ikinci görüşmede oy çokluğuyla direnme kararını bozmuştur. Kurul’a göre “İflas davaları, kamu düzenine ilişkin sonuçları olan ve davalı şirketin iflasına karar verilmesi hâlinde davacı dışında tüm alacaklıları ilgilendiren nitelikte bir davadır. Genel iflas yoluyla icra takibi, itirazın kaldırılması ve iflas talebi, birbirini izleyen işlemlerden oluşan bir bütün olup, icra takibinin sağlıklı yürütülebilmesi için bu bütünün parçalara ayrılmaması gerekir.”23 Kurul ayrıca İİK m. 154 vd. hükümlerinde tahkime ilişkin bir düzenleme bulunmadığını, İİK m. 155’te tahkim şartının bir itiraz sebebi olarak sayılmadığını ve tarafların iflas yoluyla takibi sözleşmeyle sınırlamadıklarını vurgulamış; hak arama özgürlüğü kapsamında alacağına bir an önce kavuşmak için iflas yolunu seçen alacaklıya karşı tahkim şartının öne sürülmesinin “iyi niyetli bir yaklaşım olarak değerlendirilemez” olduğunu, usul ekonomisi ve basit yargılama usulü gözetildiğinde davanın tahkim şartı nedeniyle usulden reddinin yerinde olmadığını kabul etmiştir.24

Bu karara yazılan karşı oy ise ilerleyen yıllarda Kurul’un benimseyeceği yaklaşımın ana hatlarını ortaya koymaktadır. Karşı oya göre iflas davası bir takip hukuku kurumu olmakla beraber, bu davada alacağın varlığı ve miktarı maddi hukuk kurallarına göre esastan incelenmekte olup bu inceleme cebrî icra hukukunun kapsamı dışında kalmaktadır. Karşı oyda, davacının tahkim yolunu tercih etmeyip genel iflas yoluyla takibe geçerek “tahkim anlaşmasının davalı açısından uygulanabilirliliğini imkânsız hâle” getirdiği, davayı alacak davası olarak açması hâlinde tahkim ilk itirazıyla karşılaşacağı ve “sözleşmedeki tahkim şartını dolanma amacında olduğu” ifade edilmiş; ahde vefa ilkesi ve TMK m. 2 hükmü bu sonucun dayanağı olarak gösterilmiştir.25 Kurul’un 2021 tarihli kararı doktrinde de değerlendirilmiş ve özellikle karşı oyda yer alan dürüstlük kuralı gerekçesi destek görmüştür.26 Buna karşın milletlerarası usul hukuku doktrininde Kurul’un bütünlük yaklaşımı eleştirilmiş, iflas davasının genel hükümlere göre yürütülen ilk aşamasının münhasır yetki kapsamında görülmesinin, taraflar arasındaki yetki veya tahkim anlaşmalarını bertaraf etmek isteyenlere davayı iflas davası görüntüsüne büründürme imkânı vereceği ifade edilmiştir.27

D. Hukuk Genel Kurulu’nun 2025 Tarihli Kararının Gerekçesi ve Karşı Oylar

Hukuk Genel Kurulu önündeki uyuşmazlık, tahkim şartının varlığı karşısında, İİK m. 155 uyarınca başlatılan iflas yoluyla takibe itiraz edilmesi üzerine açılan itirazın kaldırılması davasında tahkim şartı nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmıştır.28 Kurul gerekçesinde öncelikle İİK m. 155 ve 156 hükümlerini aktarmış ve iflas yoluyla takibin işleyişini ayrıntılı olarak açıklamıştır. Bu çerçevede itiraz sebeplerinin cevap dilekçesinde ilk defa ileri sürülebileceğini, ticaret mahkemesinde HMK’nın genel hükümlerinin ve basit yargılama usulünün uygulanacağını, mahkemenin İİK m. 68’de sayılan belgelerle bağlı olmaksızın her türlü delili inceleyebileceğini, iflas davasının reddine ilişkin kararın maddi anlamda kesin hüküm teşkil edeceğini ve alacağın mevcut olduğunun anlaşılması hâlinde itirazın kesin olarak kaldırılarak depo kararı verileceğini belirtmiştir.29

Kurul akabinde tahkimin tanımını ve tahkime elverişlilik kavramını ele almış, HMK m. 412/1 ve m. 408/1 hükümlerine değinmiştir.30 Kurul’a göre “Genel olarak iflâs davalarına tâbi uyuşmazlıklar tarafların iradelerine tâbi olmadığından tahkime de elverişli değildir”; ancak bu konuda iflas davasının türüne göre bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Bu çerçevede Kurul, İİK m. 177 uyarınca açılan doğrudan iflas davalarında tahkim şartı itirazının yerinde görülemeyeceğini, itiraz edilmeyen takiplerde ise iki taraf arasındaki bir uyuşmazlıktan çok kamusal yönü olan bir davanın söz konusu olduğunu ve tahkim itirazının kabul edilemeyeceğini belirtmiştir.31

Kararın çekirdeğini teşkil eden kısımda Kurul, itirazın kaldırılması ve iflas davasını “bünyesinde birkaç aşamayı barındıran kendine özgü” bir dava olarak nitelendirmiştir. Kurul’a göre bu davanın ilk aşamasında alacağın varlığı ve miktarı maddi hukuk kurallarına göre tespit edilmekte, ikinci aşamasında ise iflas kararı verilmektedir. Kurul, ilk aşamaya ilişkin olarak şu tespiti yapmıştır:

“Davanın ilk aşamasında, davacının alacaklı davalının ise borçlu olup olmadığının ve borç miktarının tespiti aksine hüküm yoksa iflâsa bakan mahkemece belirlenecektir, ancak özel hukuktaki sözleşme serbestisi sınırları içinde kalmak kaydıyla tarafların doğacak uyuşmazlıkları çözecek (yetkili) yargı yerini serbestçe belirleyebilmeleri de mümkündür.”32

Bu tespitten hareketle Kurul, taraflar arasında tahkim şartı bulunması hâlinde önce tahkime başvurulması, iflas davasının ise bunun ardından açılması gerektiğini, aksi hâlde borçlunun tahkim ilk itirazında bulunabileceğini ve uyuşmazlık tahkime elverişliyse davanın usulden reddedileceğini kabul etmiştir.33 Kurul bu sonucu ayrıca ahde vefa (pacta sunt servanda) ilkesine ve TMK m. 2’de düzenlenen dürüstlük kuralına dayandırmıştır.34 Kurul’un somut olaya ilişkin değerlendirmesi ise şu şekildedir:

“(…) taraflar arasında geçerli bir tahkim sözleşmesi bulunmasına ve uyuşmazlığın tahkime elverişli bir uyuşmazlık olmasına rağmen davacı arsa sahipleri tahkim yolunu tercih etmemiş genel iflâs yolu ile takibe geçerek tahkim anlaşmasının davalılar açısından uygulanabilirliliğini imkânsız hâle getirmiştir. Davacıların öncesinde eda davası açması hâlinde tahkim ilk itirazı ile karşılaşacak olmaları karşısında eda davası açma ihtimali bulunmamaktadır. (…) Ahde vefa ilkesi dikkate alındığında, davacıların iflâs yoluyla takip başlatarak sözleşmedeki tahkim şartını bertaraf etmek amacında olduğunun kabulü gerekir.”35

Bu çerçevede Kurul, alacaklının “taraflar arasında kararlaştırılan yetkili yargı yerini ortadan kaldıracak şekilde doğrudan iflâs yoluyla takip” yapmasının yerinde olmadığını, tahkim ilk itirazının kabulü ile davanın usulden reddi gerektiğini belirterek direnme kararını Özel Daire bozma kararında gösterilen gerekçeyle bozmuştur. Kurulda iflas davalarının kamu düzenine ilişkin olduğu, diğer alacaklıları da ilgilendirdiği, İİK m. 154 vd. hükümlerinde tahkime yer verilmediği ve hak arama özgürlüğü gözetildiğinde tahkim şartının öne sürülmesinin iyi niyetli bir yaklaşım olmadığı yönünde bir görüş de ileri sürülmüş, ancak bu görüş çoğunlukça benimsenmemiştir.36 Görülebileceği üzere azınlıkta kalan görüşün gerekçesi, Kurul’un 2021 tarihli kararındaki çoğunluk gerekçesiyle büyük ölçüde örtüşmektedir. Buna karşın 2025 tarihli kararın çoğunluk gerekçesi, 2021 tarihli karara yazılan karşı oyun gerekçesini neredeyse aynen benimsemektedir. Ancak kararda, Kurul’un aynı taraflar arasındaki önceki kararından açıkça söz edilmemiştir.

Karara iki karşı oy yazısı eklenmiştir. Birinci karşı oyda, iflas davalarının kamu düzenine ilişkin sonuçlar doğurduğu ve tüm alacaklıları ilgilendirdiği, takip, itirazın kaldırılması ve iflas talebinin birbirini izleyen bir bütün teşkil ettiği, önce tahkime sonra mahkemeye başvurulmasının usul ekonomisine aykırı olduğu ve İİK m. 155’te tahkim şartının bir itiraz sebebi olarak sayılmadığı vurgulanmıştır.37 İkinci karşı oyda ise bu gerekçelere ek olarak, Kurul’un aynı taraflar arasında verdiği 2021 tarihli kararın emsal niteliğine dikkat çekilmiş, “İflâs davası bölünemez” tespitine yer verilmiş, alacaklının takipli iflas yoluna başvurmasında hukuki bir engel bulunmadığı ve alacaklının dürüst davranmadığının veya tahkimi dolanma amacı taşıdığının söylenemeyeceği belirtilmiştir. Karşı oyda ayrıca İİK m. 156/son uyarınca iflas istemek hakkının ödeme emrinin tebliğinden itibaren bir yıl içinde düşeceği, hakem kararının beklenmesi hâlinde bu sürenin geçebileceği ve İİK m. 158 uyarınca diğer alacaklıların davaya müdahale ve itiraz imkânı ile İİK m. 159 uyarınca alınabilecek muhafaza tedbirlerine ilişkin usulün hakem heyeti tarafından uygulanamayacağı ifade edilmiştir.38

II. İflas Yoluyla Takip ve İtirazın Kaldırılması ve İflas Davasının Yapısı

Çalışmamızın bu başlığında, Hukuk Genel Kurulu kararının değerlendirilebilmesi için gerekli olduğu ölçüde, Türk hukukunda iflas yolları ile itirazın kaldırılması ve iflas davasının yapısını ele alacağız. Bu kapsamda sırasıyla takipli ve takipsiz iflas yollarını ve itirazın kaldırılması ve iflas davasının hukuki niteliğini inceleyeceğiz.

A. Takipli ve Takipsiz İflas Yolları

İİK, borçlunun iflasına karar verilmesi için iki temel yol öngörmektedir. Bunlardan ilki, iflas yoluyla takip yapılmasını ve bu takibin sonucunda iflas davası açılmasını öngören takipli iflas yoludur. İkincisi ise önceden bir takip yapılmasına gerek bulunmaksızın doğrudan doğruya ticaret mahkemesinden iflas talep edilmesini mümkün kılan takipsiz iflas yoludur.39 Takipsiz iflas yolu, İİK m. 177’de sayılan hâllerde alacaklının talebiyle doğrudan iflası ve borçlunun kendi iflasını talep etmesini kapsamaktadır. Doğrudan iflas davalarında alacaklı, alacağını ve kanunda sayılan iflas sebeplerinden birinin varlığını ispat etmek durumundadır. Şahin’in isabetle tespit ettiği üzere doğrudan iflasın amacı, vakit kaybını önlemek ve tüm alacaklıların menfaatini korumaktır.40

Takipli iflas yolunda ise alacaklı, borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki icra dairesine başvurarak iflas yoluyla takip başlatmaktadır.41 Borçluya gönderilen iflas ödeme emrine itiraz edilmemesi hâlinde takip kesinleşmekte ve alacaklı ticaret mahkemesinden borçlunun iflasına karar verilmesini talep edebilmektedir. Bu durumda mahkeme alacağın varlığını incelememekte, yalnızca ödeme emrine süresinde itiraz edilmediğini tespit etmekte ve iflas şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini denetlemektedir.42 Borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi hâlinde ise İİK m. 156/3 uyarınca takip durmakta ve alacaklı, “bu itirazın kaldırılması ile beraber borçlunun iflasına karar verilmesini bir dilekçe ile Ticaret Mahkemesinden” isteyebilmektedir. Aynı maddenin son fıkrası uyarınca “İflas istemek hakkı ödeme emrinin tebliği tarihinden bir sene sonra düşer.”43 Bu bir yıllık süre, aşağıda ele alacağımız üzere, tahkim ilk itirazının kabul edilmesi hâlinde alacaklının karşılaşacağı en önemli sorunlardan bir tanesini teşkil etmektedir.

İflas davasında yetkili mahkeme, borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesidir. Doktrinde ve uygulamada bu yetkinin kesin nitelik taşıdığı, iflas davaları bakımından yetki sözleşmesi yapılamayacağı ve milletlerarası usul hukuku bakımından da bu konunun münhasır yetki alanına girdiği kabul edilmektedir.44 İflas kararı verilmesi hâlinde ise iflas, borçlunun malvarlığının tamamını kapsayan külli bir takip niteliği kazanmakta, müflis tasarruf ve dava takip yetkisini kaybetmekte ve İİK m. 194 uyarınca müflisin taraf olduğu davalar durmaktadır.45 İflasın bu kolektif niteliği, iflas prosedüründe tahkime elverişliliğe ilişkin tartışmanın da çıkış noktasını teşkil etmektedir.

B. İtirazın Kaldırılması ve İflas Davasının Hukuki Niteliği

İflas davasının hukuki niteliği konusunda doktrinde iki farklı görüş ileri sürülmüştür. Doktrinde bir görüş, iflas davasının teknik anlamda bir dava olmadığını ve takibin bir uzantısı niteliği taşıdığını savunmaktadır. Bu görüşteki yazarlardan Ekşi, bu nitelikten hareketle iflas davalarının tahkime elverişli olmadığı sonucuna varmaktadır.46 Doktrindeki ikinci görüş ise iflas davasının bağımsız bir dava olduğunu kabul etmektedir. Bu görüşe katılan Şahin’e göre itirazlı takipte alacak genel hükümlere göre ispat edilmekte ve itirazın kaldırılmasına ilişkin karar, alacak hakkında maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmektedir.47 Özbek ise takipli iflas davasının teknik anlamda bir dava olmadığını ve takibin geçilmesi zorunlu bir kesiti olduğunu kabul etmekle beraber, borçlunun ödeme emrine itiraz ettiği hâllerde mahkemenin alacağın varlığını tam bir incelemeyle tespit ettiğini ve bu konuda verilen kararın maddi anlamda kesin hüküm teşkil ettiğini vurgulamaktadır.48 Görülebileceği üzere iflas davasının niteliğine ilişkin tartışmadan bağımsız olarak, itirazlı takipte alacak hakkında verilen kararın kesin hüküm teşkil ettiği kabul edilmektedir.49

Hukuk Genel Kurulu’nun da kabul ettiği üzere itirazın kaldırılması ve iflas davasında mahkeme, HMK’nın genel hükümlerine ve basit yargılama usulüne göre hareket etmekte, İİK m. 68’de sayılan belgelerle bağlı olmaksızın her türlü delili değerlendirmekte ve alacağın varlığını maddi hukuk kurallarına göre tespit etmektedir. Bu yönüyle ticaret mahkemesinde görülen itirazın kaldırılması, icra mahkemesinde İİK m. 68 uyarınca görülen ve sıkı bir belge düzenine tâbi olan itirazın kaldırılmasından esaslı bir şekilde ayrılmaktadır.50 Mahkeme alacağın varlığını ve miktarını tespit ederse itirazın kesin olarak kaldırılmasına ve depo kararı verilmesine hükmetmekte, borçlu yedi gün içinde depo kararının gereğini yerine getirmezse iflasına karar verilmektedir.51 Görülebileceği üzere davanın ilk aşaması, içerik bakımından bir alacak davasından farklı değildir. Nitekim alacağın doğumuna sebep olan borç ilişkisi yabancılık unsuru taşıyorsa, ticaret mahkemesi alacağın varlığını kanunlar ihtilafı kurallarının işaret ettiği hukuka göre tespit etmek durumundadır.52 Davanın iflasa özgü unsurları ise ancak alacağın varlığı tespit edildikten sonra ortaya çıkmaktadır.

Davanın bölünebilir olup olmadığı meselesi de bu nitelendirmeyle doğrudan bağlantılıdır. Hukuk Genel Kurulu 2021 tarihli kararında takip, itirazın kaldırılması ve iflas talebini parçalara ayrılmaması gereken bir bütün olarak görmüş, 2025 tarihli kararında ise Özel Dairenin bölünebilen iki talepli dava nitelendirmesini benimsemiştir.53 Doktrinde Şahin, bir davada kaç talep sonucu varsa o kadar dava bulunduğunu, alacaklının önce bir ilam alıp ardından iflas talep etmesi ile bu iki talebi tek bir davada ileri sürmesi arasında içerik bakımından bir fark olmadığını ve dolayısıyla itirazın kaldırılması talebinin iflas talebinden ayrılabileceğini savunmaktadır.54 Yazar ayrıca iflasın diğer alacaklıları ilgilendiren yönlerinin, özellikle de ilan ve müdahale imkânının, ancak itirazın kaldırılmasından sonra gündeme geldiğini, bu nedenle ayrılabilirliğin esasen bir zorunluluk olduğunu vurgulamaktadır.55 Bu görüşe biz de iştirak ediyoruz.56 Kanımızca itirazın kaldırılması ve iflas davası, birbirini izleyen ve ikincisi ilkinin sonucuna bağlı olan iki ayrı talebi barındıran bir davadır. Bu nitelendirmenin tahkim anlaşması bakımından doğurduğu sonuçları ise aşağıda ayrıca ele alacağız.

III. Tahkim Anlaşmasının İflas Prosedürü Üzerindeki Etkisi

Çalışmamızın bu başlığında, tahkim anlaşmasının iflas prosedürünün farklı aşamaları üzerinde ne gibi bir etki doğurduğu meselesini ele alacağız. Bu kapsamda öncelikle tahkim anlaşmasının iflas yoluyla takip başlatılmasına engel teşkil edip etmediğini inceleyecek, sonrasında iflas prosedüründe tahkime elverişlilik meselesine değinecek, en son olarak ise itirazlı takipte tahkim ilk itirazına ilişkin olarak doktrinde ve uygulamada ileri sürülen çözüm modellerini ortaya koyacağız.

A. Tahkim Anlaşmasının İflas Yoluyla Takibe Engel Teşkil Edip Etmediği

Geçerli bir tahkim anlaşmasının bulunması hâlinde alacaklının icra ve iflas yollarına başvurup başvuramayacağı, doktrinde ve Yargıtay uygulamasında uzun süredir tartışılan bir meseledir.57 Doktrinde bir görüş, tahkim anlaşmasının olumsuz etkisinin yalnızca mahkemeleri değil icra organlarını da kapsadığını ve tahkim anlaşmasının bulunduğu bir uyuşmazlıkta ilamsız takip yapılamayacağını savunmaktadır.58 Doktrindeki ikinci görüş ise tahkimin bir uyuşmazlık çözüm yolu olarak devlet yargısına alternatif teşkil ettiğini, takibin ise bir dava olmadığını, dolayısıyla tahkim anlaşmasının cebrî icraya başvurulmasını engellemeyeceğini kabul etmektedir.59

Yargıtay uygulamasında da bu konuda yeknesak bir yaklaşım bulunmamaktadır. Öyle ki Yargıtay 11. Hukuk Dairesi bir kararında, “tahkim şartı varken icra takibi yapılmasının mümkün bulunmadığı, davalı hakem koşulundan vazgeçmediğine göre davacının bu koşuldan tek yanlı vazgeçerek icra takibine geçemeyeceği” sonucuna varmıştır.60 Buna karşın Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, alacaklının dava tarihinden önce ilamsız icra takibinde bulunmasının tahkim şartının uygulamasından vazgeçildiği anlamına gelmeyeceğini ve itirazın iptali davalarına bakmaya hakemlerin de yetkili olduğunu kabul etmiştir.61

Kanımızca tahkim anlaşması, alacaklının iflas yoluyla takip başlatmasına engel teşkil etmemektedir. Bu görüşümüz temel olarak üç gerekçeye dayanmaktadır. İlk olarak, takip teknik anlamda bir dava değildir ve icra ve iflas daireleri alacağın esası hakkında yargısal bir faaliyet yürütmemektedir.62 Tahkim anlaşmasının olumsuz etkisi ise uyuşmazlığın esası hakkında karar verecek merciye, yani mahkemelere yöneliktir. İkinci olarak, borçlu ödeme emrine itiraz etmek suretiyle takibi durdurabileceğinden, takip başlatılması borçlunun tahkim anlaşmasından doğan menfaatini zedelememektedir.63 Son olarak ise iflas tehdidinin alacaklıya sağladığı hızlı tahsil imkânının, tarafların bu imkândan vazgeçtiklerine ilişkin açık bir irade bulunmaksızın alacaklının elinden alınması isabetli olmayacaktır.64 Belirtmeliyiz ki tahkim anlaşmasının bulunduğu iddiası, icra ve iflas dairesi önünde teknik anlamda bir ilk itiraz olarak ileri sürülememektedir. Zira İİK’da düzenlenen itiraz sebepleri yetkiye ve borca itirazdan ibarettir ve icra ve iflas dairesinin tahkim anlaşmasının varlığını inceleme yetkisi bulunmamaktadır.65 Bu tespit, aşağıda ele alacağımız üzere, kararın dürüstlük kuralına dayanan gerekçesinin değerlendirilmesinde ayrı bir önem taşımaktadır.

B. İflas Prosedüründe Tahkime Elverişlilik

HMK m. 408 uyarınca tarafların iradesine tâbi olmayan işlerden doğan uyuşmazlıklar tahkime elverişli değildir. Milletlerarası Tahkim Kanunu (“MTK”) m. 1/4 hükmü de aynı ölçütü benimsemektedir.66 İflas prosedüründe tahkime elverişliliğin tespitinde doktrinde ve karşılaştırmalı hukukta sıklıkla başvurulan ölçüt, münhasıran iflasa ait olan işler ile iflasa özgü olmayan işler arasında yapılan ayrımdır.67 Bu ayrıma göre iflas prosedürünün başlatılması, borçlunun malvarlığının tespiti, iflas kararı verilmesi ve alacaklıların sıralanması gibi işler münhasıran iflasa ait işler olarak tahkim dışında kalmakta; buna karşın taraflar arasındaki bir alacağın varlığının ve miktarının tespiti, iflasa özgü bir iş olmadığından tahkime götürülebilmektedir.68 Karaca’nın da belirttiği üzere iflas memurunun atanması, iflas prosedürünün açılması ve malların külli tasfiyesi gibi saf iflas muameleleri tahkim yoluyla gerçekleştirilememekte, buna karşın iflas eden borçluya karşı sözleşmeden kaynaklanan talepler tahkime elverişli kabul edilmektedir.69 İsviçre hukukunda da münhasıran iflasa ait işlerin tahkime elverişli olmadığı kabul edilmekle beraber, sıra cetveline itiraz gibi bazı meselelerin tahkime elverişliliği tartışmalıdır.70

İflas kararının tahkime elverişli olmadığı konusunda doktrinde ve uygulamada bir görüş birliği bulunmaktadır. Doktrinde bu sonuç genellikle iflas davalarının tarafların serbestçe tasarruf edemeyeceği davalar olmasına, İİK m. 154’teki kesin yetki kuralına ve milletlerarası usul hukuku bakımından münhasır yetkiye dayandırılmaktadır.71 Şahin ise sonuca katılmakla beraber, gerekçenin bu denli kategorik olmaması gerektiğini savunmaktadır. Yazara göre iflas davasından feragat edilebilmesi, ifa ile davanın konusuz kalması ve sulh imkânı karşısında iflas davalarının tasarruf edilemeyen davalar olduğu söylenemeyecektir; iflas kararının tahkime elverişsizliğinin asıl gerekçesi, kanunun öngördüğü münhasır yetki ile iflas kararının tahkim anlaşmasıyla bağlanamayacak olan tüm alacaklıları etkilemesidir.72 Kanaatimizce de iflas kararının tahkime elverişsizliğinin temelinde, bu kararın erga omnes etkisi ile tahkimin taraflar arası niteliği arasındaki bağdaşmazlık yatmaktadır.73

Tahkime elverişlilik meselesinin, iflas yollarının her biri bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Doğrudan iflas davaları bakımından Hukuk Genel Kurulu, tahkim şartı itirazının yerinde görülemeyeceği sonucuna varmıştır.74 Doktrinde de doğrudan iflas davalarının tahkime elverişli olmadığı ve tahkim anlaşmasının kapsamına girmediği kabul edilmektedir.75 Benzer şekilde itiraz edilmeksizin kesinleşen takiplerde açılan iflas davalarında mahkeme alacağın varlığını incelemediğinden, bu davaların objektif olarak tahkime elverişli sayılabileceği düşünülse dahi tahkim anlaşmasının kapsamında kalmadığı ifade edilmektedir.76 Borçlunun kendi iflasını talep ettiği davalar ise hasımsız bir yargılama niteliği taşıdığından, tahkim yoluyla çözülebilecek bir uyuşmazlık dahi barındırmamaktadır.77

Asıl tartışma, itiraz edilen iflas yoluyla takiplerde açılan itirazın kaldırılması ve iflas davası bakımından yaşanmaktadır. Doktrinde bir görüş, takipli iflasın bölünmez bir bütün teşkil ettiğini, itirazın kaldırılması talebinin de bu bütünün bir parçası olarak tahkim kapsamında kalmayacağını ve usul ekonomisinin bu sonucu gerektirdiğini savunmaktadır.78 Doktrindeki ikinci görüş ise itirazın kaldırılması talebinin iflasa özgü bir talep olmadığını, esasen olağan bir alacak davası niteliği taşıdığını ve tahkim anlaşmasının kapsamında kaldığını kabul etmektedir.79 Bu görüşteki yazarlar, alacaklının yalnızca başvuru yolunu değiştirmek suretiyle tahkim anlaşmasını bertaraf etmesinin dürüstlük kuralına ve ahde vefa ilkesine aykırı olacağını da vurgulamaktadır.80 Gölcüklü’nün isabetle belirttiği üzere aksinin kabulü hâlinde tahkim anlaşmasının taraflarından biri, borçlu hakkında iflas yoluyla takipte bulunup takibe itiraz edilmesi üzerine itirazın kaldırılması ve iflas davası açmak suretiyle “tahkim anlaşmasını etkisiz kılma yoluna başvurabilecektir”.81 Bölge adliye mahkemesi uygulamasında da iflas davalarında tahkim şartının uygulanamayacağına ilişkin kuralın alacağın tespiti aşamasına değil, iflas kararı verilmesi aşamasına ilişkin olduğu ve davacının öncelikle hakem önünde alacağının varlığını ispatlayarak bir karar alması gerektiği kabul edilmiştir.82 Kanımızca da yukarıda ortaya koyduğumuz nitelendirme karşısında, itirazın kaldırılması talebinin tahkime elverişli olduğu ve tahkim anlaşmasının kapsamında kaldığı açıktır. Ancak bu tespit, tahkim ilk itirazı üzerine mahkemenin nasıl bir karar vereceği sorusunu kendiliğinden cevaplandırmamaktadır.

C. İtirazlı Takipte Tahkim İlk İtirazına İlişkin Çözüm Modelleri

İtirazın kaldırılması ve iflas davasında borçlunun tahkim ilk itirazında bulunması hâlinde mahkemenin izleyeceği yol konusunda doktrinde ve uygulamada üç farklı model ileri sürülmüştür. Birinci model, tahkim şartının bu davada ileri sürülemeyeceğini ve mahkemenin alacağın varlığı da dahil olmak üzere davanın tamamını inceleyeceğini kabul etmektedir. Hukuk Genel Kurulu’nun 2021 tarihli kararı ile Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin bu yöndeki kararı, bu modelin uygulamadaki en belirgin örneklerini teşkil etmektedir.83

İkinci model, tahkim ilk itirazının kabul edilerek davanın usulden reddedilmesi gerektiğini, alacaklının önce tahkim yoluyla alacağını tespit ettirmesi ve hakem kararına dayanarak yeniden iflas yoluyla takip yapması gerektiğini kabul etmektedir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin kararları, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin incelememize konu bozma kararı ve Hukuk Genel Kurulu’nun 2025 tarihli kararı bu modeli benimsemektedir.84 Doktrinde de bu modeli savunan yazarlar bulunmaktadır. Bu görüşe göre tahkim itirazı ile karşılaşan ticaret mahkemesi davayı usulden reddetmeli, hakem heyetinin alacağı tespit etmesi hâlinde ise prosedür devam etmeli ve alacaklı itirazın kaldırılmasını ve iflası talep edebilmelidir.85

Üçüncü model ise ikinci modelin bölünebilirlik tespitini kabul etmekle beraber, davanın tamamının usulden reddedilmesi yerine daha ayrıntılı bir çözüm önermektedir. Bu modeli savunan Şahin’e göre mahkeme, tahkim ilk itirazı üzerine doğrudan bekletici mesele kararı verememektedir; zira HMK m. 413 uyarınca tahkim ilk itirazının kabulü hâlinde davanın usulden reddedilmesi gerekmektedir. Ancak itirazın kaldırılması ve iflas davası bölünebilir iki talebi barındırdığından, mahkeme önce itirazın kaldırılması talebini usulden reddetmeli, iflas talebi hakkında karar verilebilmesi için itirazın kaldırılması talebinin görülmesi gerektiğinden ise HMK m. 165/2 uyarınca davacıya tahkim yoluna başvurması için uygun bir süre vermeli ve iflas talebini derdest tutmalıdır.86 Bu modele karşı, tahkim anlaşmasının bulunması hâlinde iflas yoluyla takip yapılamayacağı, bekletici mesele kurumunun tahkime uygun olmadığı ve hakem heyetinin icra dairesinin yetkisi hakkında karar veremeyeceği yönünde itirazlar ileri sürülmüştür.87 Şahin ise HMK m. 444’ün hakemlerin uygulayacağı normları düzenlemediğini, hakem heyetinin icra dairesinin yetkisini inceleyebileceğini ve MTK m. 6’nın da bu sonuca engel teşkil etmediğini belirterek bu itirazlara iştirak etmemektedir.88

Görülebileceği üzere üç model arasındaki fark, yalnızca teorik bir tercih meselesi değildir. Birinci model alacaklının iflas yolunu seçmesini tahkim anlaşmasına üstün tutarken, ikinci model tahkim anlaşmasını önceleyerek alacaklıyı takibin başına geri göndermekte, üçüncü model ise tahkimin önceliğini kabul etmekle beraber alacaklının takip ve dava aşamalarında elde ettiği usulî konumu korumaya çalışmaktadır. Hukuk Genel Kurulu’nun 2025 tarihli kararı ikinci modeli benimsemiş, üçüncü modele ise değinmemiştir. Bu tercihin isabetine ilişkin kanaatimizi, karşılaştırmalı hukuktaki gelişmeleri ortaya koyduktan sonra açıklayacağız.

IV. Karşılaştırmalı Hukukta Tahkim Şartı Kapsamındaki Alacaklar İçin İflas ve Tasfiye Başvuruları

Çalışmamızın bu başlığında, Hukuk Genel Kurulu’nun önüne gelen meselenin karşılaştırmalı hukukta nasıl ele alındığını inceleyeceğiz. Bu kapsamda öncelikle İngiliz hukukunda Salford Estates kararıyla başlayan ve Privy Council’in Sian Participation kararıyla yön değiştiren süreci, sonrasında Hong Kong, Singapur, Malezya ve Cayman Adaları hukuklarındaki gelişmeleri ortaya koyacak, en son olarak ise bu gelişmelerin Türk hukuku bakımından taşıdığı önemi değerlendireceğiz. Belirtmeliyiz ki common law ülkelerinde aciz hâlindeki bir şirketin alacaklının başvurusu üzerine mahkeme kararıyla tasfiyesi (compulsory winding-up), Türk hukukundaki iflas kararının işlevsel karşılığını teşkil etmektedir. Bu nedenle aşağıda “tasfiye başvurusu” ifadesini, alacaklının şirketin tasfiyesine karar verilmesi talebiyle mahkemeye yaptığı başvuru anlamında kullanacağız.89

A. İngiliz Hukuku: Salford Estates Kararından Sian Participation Kararına

İngiliz hukukunda alacaklı, 750 sterlini aşan bir alacak için borçlu şirkete yazılı bir ödeme talebi göndermekte ve şirketin üç hafta içinde ödeme yapmaması hâlinde şirketin borçlarını ödeyemediği kabul edilerek tasfiye başvurusunda bulunabilmektedir.90 Bu yapı, alacaklıya iflas ödeme emrine benzer bir baskı aracı sunmaktadır. Geleneksel kurala göre borçlu şirket, alacağın iyi niyetle ve esaslı sebeplere dayanarak çekişmeli olduğunu ortaya koyarsa, başvuru süreç kötüye kullanımı sayılmakta ve durdurulmakta veya reddedilmektedir.91 Görülebileceği üzere bu sistemde alacağın çekişmeli olup olmadığı, tasfiye başvurusunu inceleyen mahkeme tarafından değerlendirilmekte ve bu değerlendirme alacağın varlığı hakkında bir hüküm kurmaya yönelmemektedir.

Tahkim anlaşması ile tasfiye başvurusu arasındaki ilişki, İngiliz Temyiz Mahkemesi’nin 2014 tarihli Salford Estates kararında ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Olayda alt kira sözleşmesindeki tahkim şartı uyarınca verilen hakem kararıyla belirlenen alacağın ödenmemesi üzerine alacaklı, hem bu alacağa hem de tahkime götürülmemiş başka alacaklara dayanarak tasfiye başvurusunda bulunmuştur.92 Mahkeme öncelikle, 1996 tarihli İngiliz Tahkim Kanunu’nun (Arbitration Act 1996) 9. maddesinde düzenlenen zorunlu durdurma kuralının yalnızca talep ve karşı taleplere ilişkin olduğunu ve tasfiye başvurusunun bu kapsama girmediğini kabul etmiştir. Mahkemeye göre bir alacak davasından farklı olarak tasfiye başvurusu, alacaklının alacağının değerini tahsil edebileceği anlamına gelmemekte, tahsil edilebilecek miktar borçlunun malvarlığına ve diğer alacaklıların alacaklarına ve sıralarına bağlı bulunmaktadır.93 Ancak mahkeme, tasfiye kararı verme yetkisinin takdirî niteliğinden hareketle, alacağın çekişmeli olması hâlinde “tamamen istisnai durumlar” (wholly exceptional circumstances) dışında takdir yetkisini Tahkim Kanunu’nun politikasıyla uyumlu şekilde kullanacağını ve başvuruyu durduracağını kabul etmiştir.94 Öyle ki sonraki İngiliz kararlarında Temyiz Mahkemesi’nin hiçbir durumu yeterince “istisnai” saymayı öngörmediği ifade edilmiş ve bu yaklaşım Singapur ve Malezya dahil pek çok common law ülkesinde izlenmiştir.95

Bu yaklaşım, Privy Council’in 2024 tarihli Sian Participation kararıyla köklü bir şekilde değişmiştir. Olayda Halimeda, FESCO’nun bir yan kuruluşu olarak Sian’a 140 milyon ABD doları tutarında kredi kullandırmış, kredi sözleşmesinde LCIA tahkim şartına yer verilmiş, Sian ise alacağa karşı takas ve karşı alacak savunmalarında bulunmuştur.96 Britanya Virjin Adaları mahkemelerinin durdurma talebini reddetmesi üzerine Privy Council, tasfiye başvurusunun ancak alacağın ciddi ve esaslı sebeplere dayanarak çekişmeli olması hâlinde durdurulabileceğine karar vermiş ve Willers v Joyce kararında tanınan yetkiye dayanarak İngiliz mahkemelerine Salford Estates kararının hatalı olduğu yönünde bir yönerge vermiştir.97 Kurul’a göre tasfiye, bir alacaklı tarafından tüm alacaklılar için işletilen kolektif bir çaredir ve alacağın varlığına veya miktarına ilişkin uyuşmazlığı çözmemektedir. Bu nedenle alacak ciddi bir şekilde çekişmeli değilse uyuşmazlığın tahkime gönderilmesi hiçbir amaca hizmet etmeyecek, yalnızca gecikmeye, zahmete ve masrafa yol açacaktır.98 Kurul’a göre tasfiye başvurusunda bulunmak, alacaklının yapmamayı vaat ettiği bir şey olmadığından taraf iradesi ve ahde vefa ilkesi de zedelenmemektedir. Kurul, Salford Estates kararında dile getirilen tahkimi dolanma ve uygunsuz tehdit endişelerinin ise sürecin kötüye kullanılması olarak ele alınabileceğini ve bu davranışlarda bulunanlar aleyhine tam yargılama giderine hükmedilebileceğini belirtmiştir.99 Kurul ayrıca, tasfiye memuru atanmasının alacaklıya borçlu olunan bir alacağın varlığının tespitini içermediğini, dolayısıyla Tahkim Kanunu’ndaki zorunlu durdurma kuralının uygulanmayacağını kabul etmiştir.100

Sian Participation kararı tahkim anlaşmasını bütünüyle etkisiz kılmamaktadır. Zira Privy Council, alacak ciddi ve esaslı sebeplere dayanarak çekişmeliyse uyuşmazlığın tahkimde çözülmesi gerektiğini ve çekişmeli olup önce tahkimde çözülmesi gereken bir alacak için tasfiye başvurusunun borçluyu tehdit etmek amacıyla kullanılmasının mahkeme sürecinin kötüye kullanılması teşkil edeceğini de vurgulamıştır.101 Kurul ayrıca tarafların sözleşmede, tahkim şartının kapsamına giren alacaklar için tasfiye yoluna başvurulup başvurulamayacağını açıkça düzenleyebileceklerini kabul etmiştir.102 Görülebileceği üzere İngiliz hukukundaki değişim, tahkim ile iflasın önceliğine ilişkin bir tercihten çok, tahkimin önceliğinin hangi eşikten sonra devreye gireceğine ilişkin bir tercihi yansıtmaktadır.

B. Hong Kong, Singapur, Malezya ve Cayman Adaları Hukuklarındaki Gelişmeler

Hong Kong hukukunda Salford Estates yaklaşımı, Lasmos kararında bir ölçüde farklılaştırılarak benimsenmiştir. Bu karara göre tasfiye başvurusunun reddedilebilmesi için borçlu şirketin alacağı çekişmeli kılması, sözleşmede tahkim şartının bulunması ve borçlunun tahkim sürecini başlatmak için gerekli adımları atmış olması gerekmektedir.103 Ancak Hong Kong mahkemeleri bu konuda yeknesak bir yaklaşım sergilememiş, bazı kararlarda Salford Estates yaklaşımının “kavramsal olarak karışık” olduğu ve takdir yetkisinin doğasıyla bağdaşmadığı ifade edilmiştir.104 Hong Kong Nihai Temyiz Mahkemesi ise 2023 tarihli Guy Lam kararında, New York mahkemelerine münhasır yetki tanıyan bir şartın bulunduğu kişisel iflas başvurusunda, uyuşmazlığın öncelikle kararlaştırılan forumda çözülmesi gerektiğini, bunun istisnasının ise üçüncü kişi alacaklılar bakımından iflas riski gibi diğer kamu düzeni mülahazaları ile borçlunun itirazının dayanaksız veya kötüye kullanma niteliğinde olması olduğunu kabul etmiştir.105 Hong Kong Temyiz Mahkemesi de 2024 tarihli Simplicity & Vogue kararında bu yaklaşımı tahkim şartlarına uygulamış ve çok faktörlü bir değerlendirme benimsemiştir.106 Hong Kong mahkemeleri Sian Participation kararından sonra da kendi yaklaşımlarını sürdürmüş, hatta Sian yaklaşımını uygulayan Cayman Adaları mahkemesinin yalnızca alacağın ciddi bir şekilde çekişmeli olup olmadığı yönündeki eşik sorusunu karara bağlayacağı ve uyuşmazlığın esasını çözmeyeceği gerekçesiyle, Cayman Adaları’ndaki tasfiye başvurusuna karşı talep edilen davaya müdahale yasağını (anti-suit injunction) reddetmiştir.107 Doktrinde Hyalroute kararı, tahkim anlaşmasını yalnızca nihai olarak çözülen uyuşmazlıklarla sınırlı şekilde yorumladığı ve Simplicity & Vogue kararındaki işlevsel yorumdan ayrıldığı gerekçesiyle başka yazarlarca da eleştirilmektedir. Bu yazarlara göre taraflar açıkça aksini amaçlamadıkça tahkim, geçici olarak belirlenenler dahil borca ilişkin tüm uyuşmazlıkları kapsamalıdır.108

Singapur hukukunda ise Singapur Temyiz Mahkemesi, 2020 tarihli AnAn kararında, alacak ilk bakışta tahkim anlaşmasının kapsamındaysa ve çekişmeliyse, borçlunun durdurma talebi bir kötüye kullanma teşkil etmedikçe tasfiye başvurusunun durdurulacağını veya reddedileceğini kabul etmiştir.109 Mahkeme bu ilk bakışta inceleme standardını, tahkim anlaşmasının tasfiye başvurusu yoluyla dolanılmasını caydırma ve tarafları pazarlıklarına bağlı tutma amacıyla gerekçelendirmiştir.110 Mahkeme kötüye kullanma eşiğini oldukça yüksek tutmuş ve bu hâle örnek olarak, borçlunun alacağı hem esas hem miktar bakımından açıkça ikrar edip yalnızca ödeme güçlüğü nedeniyle durdurma talep etmesini, tahkimde ısrar etme hakkından feragat etmesini ve kaybolan malvarlığı veya iptali gereken tasarruflar gibi iflas rejimini haklı kılan somut kaygıların bertaraf edilmeye çalışılmasını göstermiştir.111 Singapur Temyiz Mahkemesi, Sian Participation kararından sonra da bu yaklaşımdan ayrılmamıştır. Öyle ki Mahkeme, 13.02.2026 tarihli Singapore Commodities Group kararında, Privy Council’in gerekçesinin Singapur’daki yerleşik yaklaşımla temelden bağdaşmadığını, çekişmeli bir alacağın alacaklının tasfiye başvurusunda bulunma ehliyetini etkilediğini ve Sian Participation kararında bu hususun değerlendirilmediğini belirtmiştir.112 Mahkeme ayrıca kötüye kullanma istisnasını dar yorumlamış ve bu istisnanın uygulanabilmesi için borçlunun alacağın hem varlığını hem de miktarını açık ve tereddütsüz şekilde ikrar etmiş olmasını ve sonradan açık ve ikna edici bir sebep olmaksızın bu ikrarından dönmesini aramıştır.113 Doktrinde de alacaklının tasfiye başvurusunda bulunma ehliyetinin alacağın geçerli şekilde var olmasına bağlı olduğu, alacağın varlığının tespitinin ise tahkimde çözülecek bir mesele olduğu ve Privy Council’in ciddi ve esaslı çekişme standardının mahkemeyi şirketin savunmasının esasına çektiği ileri sürülmektedir.114

Malezya Federal Mahkemesi ise 2025 tarihli V Medical Services kararında, düşük eşik ve yüksek eşik olarak adlandırdığı iki yaklaşım arasında tercihini yüksek eşikten, yani Sian Participation yaklaşımından yana kullanmış ve bu tercihini teminatsız alacaklıların zararına ticari faaliyetin sürdürülmesinin önlenmesi ihtiyacıyla gerekçelendirmiştir.115 Cayman Adaları mahkemeleri de Sian Participation kararından önce dahi Salford Estates yaklaşımını izlememiş, karardan sonra ise ciddi ve esaslı çekişme standardını uygulamıştır.116 Nijerya hukukunda ise iflas yargılamaları bakımından belirleyici olanın, esaslı sebeplerin varlığından bağımsız olarak tahkim şartının kapsamına giren bir uyuşmazlığın bulunup bulunmadığı olduğu ifade edilmektedir.117 Görülebileceği üzere common law ülkeleri bugün iki ana kampa ayrılmış durumdadır. İngiltere, Malezya, Cayman Adaları ve Britanya Virjin Adaları alacağın ciddi ve esaslı sebeplere dayanarak çekişmeli olmasını ararken, Singapur ve Hong Kong tahkim anlaşmasının ilk bakışta varlığını ve alacağın çekişmeli olmasını yeterli görmekte ve kötüye kullanma hâllerini istisna olarak kabul etmektedir.

Doktrinde bu ayrışmanın arka planındaki tercihler farklı şekillerde açıklanmaktadır. Matos’a göre mahkemeler, taraf iradesi, ahde vefa ve etkinlik değerlerine dayanan tahkim hukuku ile alacaklılar arasında adil dağıtım, toplu takip ve kamu yararı değerlerine dayanan iflas hukuku arasında bir tercih yapmakta, sorunu nasıl çerçevelediklerine göre de sonuca ulaşmaktadır.118 Yazar bu nedenle katı bir kural yerine, milletlerarası özel hukuktaki nitelendirme sürecine benzer şekilde, diğer alacaklıların bulunup bulunmadığı, başvurunun niteliği, soruşturmayı haklı kılan şüpheler, borçlunun ikrarları ve alacaklının saiki gibi ölçütlerin somut olayda değerlendirilmesini önermektedir.119 Leung ve Ho ise iki yaklaşım arasındaki ayrışmanın abartıldığını, her iki yaklaşımda da uyuşmazlığın esasına bir ölçüde girildiğini ve asıl farkın ispat yükünün yer değiştirmesinde ortaya çıktığını savunmaktadır. Yazarlara göre Sian yaklaşımında borçlu çekişmenin ciddi ve esaslı olduğunu, Guy Lam yaklaşımında ise alacaklı borçlunun savunmasının dayanaksız veya kötüye kullanma niteliğinde olduğunu ispat etmektedir.120 Kim ve Harris ise Privy Council’in iki noktada hataya düştüğünü savunmaktadır. Yazarlara göre tasfiye başvurusu kolektif bir çare olmasının yanında alacaklının alacağını tahsil etmesine yönelik bireysel bir amaca da hizmet etmekte, alacağa ilişkin çekişme ise alacaklının başvuru ehliyetine ilişkin bulunmaktadır. Bu nedenle geleneksel şekilde kaleme alınmış bir tahkim şartı, esaslı bir savunma bulunup bulunmadığı ön sorusu dahil olmak üzere alacağın varlığına ilişkin her uyuşmazlığı kapsamaktadır.121

C. Karşılaştırmalı Hukukun Türk Hukuku Bakımından Önemi

Common law ülkelerindeki tartışmanın Türk hukukuna aynen aktarılması isabetli olmayacaktır. Zira bu ülkelerde tasfiye başvurusunu inceleyen mahkeme, alacağın varlığı ve miktarı hakkında bir hüküm kurmamakta, yalnızca alacağın çekişmeli olup olmadığını ve tasfiye kararı verilmesinin koşullarının bulunup bulunmadığını değerlendirmektedir.122 Türk hukukunda ise itirazlı takipte açılan itirazın kaldırılması ve iflas davasında mahkeme, alacağın varlığını genel hükümlere göre esastan incelemekte ve verdiği karar alacak hakkında maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmektedir.123 Bu nedenle Türk hukukunda iflas mahkemesinin alacak hakkında karar vermesi, hakem heyetinin yargı yetkisini yalnızca ertelememekte, bu yetkiyi bütünüyle ortadan kaldırmaktadır. Kaldı ki common law doktrininde dahi, tasfiye başvurusunda alacağa ilişkin çekişmenin alacaklının başvuru ehliyetine ilişkin olduğu ve bu nedenle tahkim anlaşmasının kapsamına giren bir mesele teşkil ettiği ileri sürülmektedir.124 Kanımızca bu yapısal fark, Sian Participation kararında tahkim anlaşmasının ihlâl edilmediği sonucuna ulaşılmasında belirleyici olan gerekçenin Türk hukukunda ileri sürülemeyeceğini, dolayısıyla itirazın kaldırılması talebi bakımından tahkim anlaşmasına etki tanınması gerektiğini göstermektedir.

Karşılaştırmalı hukuk, Türk hukuku bakımından iki önemli ders daha barındırmaktadır. İlk olarak, incelediğimiz hukuk düzenlerinin hiçbirinde tahkim anlaşmasının bulunması, alacaklının iflas yoluna başvurmasını kendiliğinden hukuka aykırı kılmamaktadır. Bu ülkelerdeki tartışma, alacağın hangi eşikten sonra tahkimde çözülmesi gerektiği ve kötüye kullanmanın kim tarafından ve nasıl ispat edileceği noktasında yoğunlaşmaktadır.125 Nitekim Sian Participation kararında dahi kötüye kullanma, çekişmeli bir alacak için tasfiye başvurusunun borçluyu tehdit etmek amacıyla kullanılmasına bağlanmış, Singapur’da ise kötüye kullanma denetimi borçlunun davranışına yöneltilmiştir.126 Hukuk Genel Kurulu ise alacaklının tahkim şartına rağmen iflas yoluna başvurmasından, başkaca bir olguya dayanmaksızın tahkim şartını bertaraf etme amacı çıkarmış ve borçlunun alacağı gerçekten çekişmeli kılıp kılmadığını değerlendirmemiştir. Bu yönüyle kararın, tahkim lehine en güçlü yaklaşımı benimseyen Singapur hukukundan dahi daha ileri bir sonuca ulaştığı görülmektedir. Bu sonucun isabetini aşağıda V/B başlığı altında ayrıca değerlendireceğiz.

İkinci olarak, karşılaştırmalı hukukta gerçek bir mali çöküş durumu ile iki taraf arasındaki salt bir alacak uyuşmazlığı arasında ayrım yapılması gerektiği vurgulanmaktadır.127 Türk hukukunda bu ayrım, kanaatimizce, doğrudan iflas yolu ile takipli iflas yolu arasındaki ayrımda kendisine bir karşılık bulmaktadır. Zira İİK m. 177’de sayılan hâller, borçlunun mali durumunun ağırlaştığını veya alacaklıların menfaatlerini tehlikeye düşürecek davranışlarda bulunduğunu gösteren hâllerdir ve Hukuk Genel Kurulu da bu davalarda tahkim şartının ileri sürülemeyeceğini kabul etmiştir.128 Dolayısıyla Türk hukukunda gerçek bir aciz durumunda alacaklıların tahkim anlaşması nedeniyle korumasız kalması söz konusu olmamaktadır. Son olarak, Privy Council’in tarafların tasfiye yoluna başvurulup başvurulamayacağını sözleşmeyle düzenleyebileceklerine ilişkin tespiti, Türk hukukunda da sözleşme tasarımı bakımından önemli bir imkân sunmaktadır. Nitekim Hukuk Genel Kurulu’nun her iki kararına konu sözleşmede bu konuda herhangi bir düzenleme bulunmaması, uyuşmazlığın ortaya çıkmasında belirleyici bir rol oynamıştır.129

V. Kararın Değerlendirilmesi

Çalışmamızın bu başlığında, yukarıda ortaya koyduğumuz tespitler ışığında Hukuk Genel Kurulu kararının isabetini değerlendireceğiz. Bu kapsamda sırasıyla kararın bölünebilirlik ve tahkime elverişlilik tespitini, dürüstlük kuralına dayanan gerekçesini, davanın bütünüyle usulden reddedilmesi sonucunu ve kararın içtihat değişikliği niteliğini ele alacak, en son olarak ise kararın kapsamını ve sınırlarını ortaya koyacağız.

A. Bölünebilirlik ve Tahkime Elverişlilik Tespitinin İsabeti

Hukuk Genel Kurulu’nun itirazın kaldırılması ve iflas davasını birbirini izleyen iki aşamalı bir dava olarak nitelendirmesi ve alacağın varlığına ve miktarına ilişkin ilk aşamanın tahkime elverişli olduğunu kabul etmesi, kanımızca isabetlidir. Bu görüşümüz dört gerekçeye dayanmaktadır.

İlk olarak, davanın ilk aşaması içerik bakımından bir alacak davasından farklı değildir. Mahkeme bu aşamada HMK’nın genel hükümlerine göre her türlü delili değerlendirmekte, alacağın varlığını maddi hukuk kurallarına göre tespit etmekte ve verdiği karar alacak hakkında maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmektedir.130 Taraflar arasındaki bir alacağın varlığı ve miktarı ise tarafların serbestçe tasarruf edebilecekleri bir konu olup HMK m. 408 uyarınca tahkime elverişlidir ve “sözleşmeden doğan uyuşmazlıkları” kapsayan bir tahkim şartının kapsamında kalmaktadır.131

İkinci olarak, iki talebin birbirinden ayrılması, iflas prosedürünün yapısından kaynaklanan bir zorunluluktur. Dinç’in isabetle tespit ettiği üzere “birbirinden farklı olan bu talepler esasen mahkemece aşamalı olarak incelendiğinden, bölünebilir niteliktedir.”132 Gerçekten de iflasın diğer alacaklıları ilgilendiren ve kamu düzenine ilişkin olan yönleri, özellikle ilan ve diğer alacaklıların davaya müdahale imkânı, ancak itirazın kaldırılmasıyla takibin kesinleşmesinden sonra gündeme gelmektedir.133 Dolayısıyla Hukuk Genel Kurulu’nun 2021 tarihli kararında dayandığı kamu düzeni gerekçesi, davanın yalnızca ikinci aşaması bakımından geçerlilik taşımaktadır. İİK m. 154’teki kesin yetki kuralı da bu sonuca engel teşkil etmemektedir. Zira bu kural iflas kararını verecek mahkemeye ilişkindir ve münhasır yetki ile tahkime elverişlilik birbirinden farklı ölçütlere dayanan iki ayrı kurumdur.134 Belirtmeliyiz ki doktrinde Köksal, itirazın kaldırılması ve iflas davasının bölünemez bir bütün olduğunu savunmakta, ancak tahkim şartının bulunması hâlinde alacaklının genel iflas yoluna başvurmasının dürüstlük kuralına aykırı olacağı gerekçesiyle sonuçta Kurul’un vardığı sonuca yakın bir sonuca ulaşmaktadır.135 Kanımızca bölünebilirlik tespiti, aşağıda ele alacağımız üzere, dürüstlük kuralına başvurmaya gerek bırakmadan aynı sonuca ulaşılmasını mümkün kılmaktadır.

Üçüncü olarak, aksi yönde bir yaklaşım, alacaklının yalnızca talebinin şeklini değiştirmek suretiyle tahkim anlaşmasını tek taraflı olarak etkisiz kılmasına imkân tanıyacaktır. Taraflar tahkim anlaşmasında belirli bir usulü, belirli ispat kurallarını veya belirli bir uzmanlığa sahip hakemleri kararlaştırmış olabileceğinden, bu durum menfaatler dengesini borçlu aleyhine bozacaktır.136 Benzer bir kaygı, borçlunun ödeme güçlüğü içinde bulunduğu veya iflas ettiği hâllerde tahkim anlaşmasının akıbetine ilişkin tartışmada da dile getirilmektedir. Balkar’ın isabetle belirttiği üzere bu hâllerin tahkim anlaşmasını kendiliğinden uygulanamaz kıldığının kabulü, suiistimale son derece açık olup tahkim anlaşmasının kötü niyetle dolanılmasına zemin hazırlayacak ve ahde vefa ilkesini işlevsiz bırakacaktır.137 Nitekim doktrinde Yeşilırmak, açık bir kanun hükmü bulunmadıkça asliye ticaret mahkemesinin iflas davasını tahkim itirazı üzerine usulden reddetmesi ve alacağın varlığının önce hakemlerce karara bağlanması gerektiğini, Kurul’un kararından yıllar önce ileri sürmüştür.138

Son olarak, karşılaştırmalı hukuk da bu sonucu desteklemektedir. Yukarıda ortaya koyduğumuz üzere tasfiye mahkemesinin alacak hakkında hüküm kurmadığı common law ülkelerinde dahi, alacağın gerçek bir şekilde çekişmeli olması hâlinde tahkime öncelik tanınmaktadır.139 İflas mahkemesinin alacak hakkında kesin hüküm kurduğu Türk hukukunda ise bu sonuca evleviyetle ulaşılması gerekmektedir. Kurul’un bu tespitine biz de iştirak ediyoruz.

B. Dürüstlük Kuralına Dayanan Gerekçenin Değerlendirilmesi

Hukuk Genel Kurulu, yukarıda ortaya koyduğumuz bölünebilirlik tespitinin yanında, kararını ahde vefa ilkesine ve TMK m. 2’deki dürüstlük kuralına da dayandırmıştır. Kurul’a göre davacılar, tahkim yolunu tercih etmeyip genel iflas yoluyla takibe geçerek tahkim anlaşmasının uygulanmasını imkânsız hâle getirmiş ve tahkim şartını bertaraf etmeyi amaçlamışlardır.140 Doktrinde Köksal da geçerli ve tahkime elverişli bir tahkim şartı varken, bu şartı etkisiz kılmak amacıyla genel iflas yoluna başvurulmasının dürüstlük kuralına ve ahde vefa ilkesine aykırı olduğunu ve bu durumda genel iflas yolunun kullanılamaması gerektiğini savunmaktadır.141 Kurul’un bu gerekçesine ise iştirak etme olanağı bulamıyoruz. Bu görüşümüz temel olarak üç gerekçeye dayanmaktadır.

İlk olarak, yukarıda ortaya koyduğumuz üzere tahkim anlaşması, alacaklının iflas yoluyla takip başlatmasına engel teşkil etmemektedir.142 Somut olayda taraflar da sözleşmede iflas yoluna başvurulmasını yasaklayan veya sınırlayan bir düzenlemeye yer vermemişlerdir.143 Bu durumda alacaklının kanunun tanıdığı bir takip yolunu seçmesi, kendiliğinden bir hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirilemeyecektir. Nitekim Privy Council de tasfiye başvurusunda bulunmanın alacaklının yapmamayı vaat ettiği bir şey olmadığını ve bu nedenle ahde vefa ilkesinin zedelenmediğini vurgulamıştır.144 Zira TMK m. 2/2 hükmü, ancak bir hakkın “açıkça” kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağını öngörmektedir ve bu hükmün uygulanabilmesi için kötüye kullanmanın somut olgularla ortaya konulması gerekmektedir. Kurul ise alacaklının iflas yolunu seçmesinden başkaca bir olguya dayanmaksızın tahkim şartını bertaraf etme amacı çıkarmıştır. Dahası, Kurul’un davacıların eda davası açmaları hâlinde tahkim ilk itirazıyla karşılaşacakları tespiti, bir kötüye kullanma iradesini değil, yalnızca alacağın tahkim anlaşmasının kapsamında kaldığını göstermektedir.

İkinci olarak, tahkim anlaşmasının korunması için dürüstlük kuralına başvurulmasına ihtiyaç bulunmamaktadır. Zira bölünebilirlik tespiti karşısında itirazın kaldırılması talebi tahkim anlaşmasının kapsamında kalmakta ve borçlunun tahkim ilk itirazı, HMK m. 413 uyarınca bu talebin usulden reddedilmesi sonucunu zaten doğurmaktadır. Kanımızca usul hukukunun tahkim anlaşmasına tanıdığı bu etkinin dürüstlük kuralıyla desteklenmesi, usulî bir meseleyi alacaklıya yöneltilen bir kınamaya dönüştürmekte ve tahkim şartına rağmen iflas yoluna başvuran her alacaklının kötü niyetli olduğu yönünde bir karine yaratmaktadır. Böyle bir karine, Kurul’un kendi gerekçesinde alacağın varlığının aksine hüküm yoksa iflasa bakan mahkemece belirleneceğini kabul eden tespitiyle de bağdaşmamaktadır.145 Karşılaştırmalı hukukta da kötüye kullanma, alacaklının iflas yolunu seçmesine değil, çekişmeli bir alacak için tasfiye başvurusunun borçluyu tehdit etmek amacıyla kullanılması gibi somut davranışlara bağlanmakta ve alacaklının saiki somut olayın özellikleri içinde değerlendirilmektedir.146

Son olarak, Kurul’un dürüstlük kuralına ilişkin değerlendirmesi tek yönlüdür. Zira karşılaştırmalı hukukta tahkim lehine en güçlü yaklaşımı benimseyen Singapur ve Hong Kong hukuklarında dahi kötüye kullanma denetimi, borçlunun davranışını da kapsamaktadır. Öyle ki Singapur Temyiz Mahkemesi, borçlunun alacağın varlığını ve miktarını açık ve tereddütsüz şekilde ikrar edip sonradan haklı bir sebep olmaksızın bu ikrarından dönmesini, tahkim anlaşmasına dayanılmasını engelleyen bir kötüye kullanma hâli olarak kabul etmektedir.147 Türk uygulamasında da Hukuk Genel Kurulu kararından kısa süre sonra Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi, tahkim yoluna başvurmaksızın karşı taraf aleyhine kendisi de iflas davası açmış olan borçlunun tahkim itirazını, tahkim şartından vazgeçildiği gerekçesiyle dinlememiştir.148 Kanımızca olması gereken hukuk bakımından da borçlunun alacağı açıkça ikrar ettiği, buna rağmen tahkim ilk itirazını yalnızca yargılamayı geciktirmek amacıyla ileri sürdüğü istisnai hâllerde, TMK m. 2 ve HMK m. 29’daki dürüst davranma yükümlülüğü uyarınca bu itiraza değer verilmemelidir. Bu denetimin, tahkim anlaşmasının etkisini zayıflatmaması için dar yorumlanması ve kötüye kullanmanın somut olgularla ortaya konulması gerekmektedir.

Görülebileceği üzere Hukuk Genel Kurulu’nun yaklaşımı, Sian Participation kararından açıkça daha tahkim lehine, Singapur yaklaşımına ise yakın bir konumdadır. Ancak Singapur hukukunun kötüye kullanma denetimini borçlunun davranışına yöneltmesine karşın, Kurul bu denetimi yalnızca alacaklıya karşı ve bir karine şeklinde işletmektedir. Kanımızca Kurul’un sonucu, dürüstlük kuralına hiç başvurulmaksızın, bölünebilirlik tespiti ve tahkim ilk itirazına ilişkin usul kuralları üzerinden gerekçelendirilmeliydi.

C. Davanın Bütünüyle Usulden Reddedilmesi Sonucunun Doğurduğu Sorunlar

Hukuk Genel Kurulu, tahkim ilk itirazının kabulü ile davanın bütünüyle usulden reddedilmesi gerektiğini kabul etmiş ve alacaklının önce tahkim yoluyla alacağını tespit ettirmesi, ardından hakem kararına dayanarak iflas yoluyla takip yapması gerektiğini belirtmiştir.149 Kanımızca bu sonuç, tahkim anlaşmasının korunması amacının ötesine geçen sorunlar doğurmaktadır.

Bu sorunların ilki, İİK m. 156’nın son fıkrasında öngörülen bir yıllık süreye ilişkindir. Bu hüküm uyarınca iflas istemek hakkı, ödeme emrinin tebliği tarihinden bir yıl sonra düşmektedir. HMK m. 427 uyarınca tahkim süresi ise taraflarca aksi kararlaştırılmamışsa hakemin seçildiği veya hakem heyetinin ilk toplantısının yapıldığı tarihten itibaren bir yıldır. Bu süreye tahkim yargılamasının başlatılması ve hakem heyetinin oluşturulması için geçen süre de eklendiğinde, ödeme emrinin tebliğinden itibaren bir yıl içinde hakem kararı elde edilmesi çoğu zaman mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla davanın bütünüyle usulden reddedilmesi, alacaklının başlattığı takibi fiilen işlevsiz hâle getirmekte ve alacaklıyı hakem kararından sonra yeni bir takip başlatmak zorunda bırakmaktadır. Nitekim karara yazılan ikinci karşı oyda da hakem kararının beklenmesi hâlinde bu sürenin geçebileceğine dikkat çekilmiştir.150

İkinci sorun, alacaklının tahkim yargılaması süresince İİK m. 159 uyarınca muhafaza tedbirleri talep edememesidir. İflas davası derdest olduğu sürece mahkeme, alacaklıların menfaatlerini korumak için gerekli muhafaza tedbirlerine karar verebilmektedir.151 Davanın bütünüyle usulden reddedilmesi hâlinde ise alacaklı bu imkândan yoksun kalmakta ve ancak HMK m. 414 uyarınca geçici hukuki koruma talep edebilmektedir. Ancak HMK m. 414 kapsamındaki tedbirler, iflasa özgü muhafaza tedbirlerinin işlevini tam olarak karşılamamaktadır. Üçüncü sorun ise usul ekonomisine ilişkindir. Davanın bütünüyle usulden reddedilmesi, tahkim yargılamasının ardından yeni bir takip ve yeni bir iflas davası açılmasını gerektirmekte, böylece aynı uyuşmazlık için üç ayrı sürecin yürütülmesine yol açmaktadır.

Peki, Hukuk Genel Kurulu’nun benimsediği çözüm, alacaklıyı tahkime yönlendirmek amacını aşarak, alacaklının takip ve dava aşamalarında elde ettiği usulî konumu da elinden almayı haklı kılmakta mıdır? Kanımızca bu sorunun cevabı olumsuzdur. Zira tahkim anlaşmasının amacı, alacağın varlığına ve miktarına ilişkin uyuşmazlığın hakemlerce çözülmesini sağlamaktır. Bu amaç, iflas talebinin akıbetinin belirlenmesini gerektirmemektedir. Bu nedenle yukarıda üçüncü model olarak ele aldığımız çözümün daha isabetli olduğu kanaatindeyiz.152 Bu modele göre mahkeme, tahkim ilk itirazı üzerine itirazın kaldırılması talebini usulden reddetmeli, iflas talebi hakkında karar verilebilmesi alacağın tespitine bağlı olduğundan HMK m. 165/2 uyarınca alacaklıya tahkim yoluna başvurması için uygun bir süre vermeli ve iflas talebini hakem kararına kadar bekletmelidir.153

Bu model, Kurul’un vardığı sonucun sakıncalarını önemli ölçüde gidermektedir. Zira iflas talebi bir yıllık süre içinde ileri sürülmüş olduğundan, hakem kararından sonra bu talep hakkında karar verilmesine İİK m. 156’nın son fıkrası engel teşkil etmeyecektir. Bunun yanında iflas talebi derdest olduğundan, mahkeme tahkim yargılaması süresince İİK m. 159 uyarınca muhafaza tedbirlerine karar verebilecektir. Bu modelin HMK m. 413 ile çeliştiği de söylenemeyecektir. Zira tahkim ilk itirazı yalnızca tahkim anlaşmasının kapsamında kalan itirazın kaldırılması talebi bakımından sonuç doğurmakta, tahkime elverişli olmayan iflas talebi ise tahkim anlaşmasının kapsamına girmemektedir.154 Borçlunun menfaatleri bakımından da bir sakınca doğmamaktadır. Zira iflas ilanı ve diğer alacaklıların davaya katılması gibi borçlunun ticari itibarını etkileyecek aşamalar, ancak alacağın hakem kararıyla tespit edilmesinden sonra gündeme gelecektir.155 Bu model, Hong Kong mahkemelerinin Lasmos kararında benimsediği dengeleyici yaklaşımla da işlevsel bir paralellik taşımaktadır. Kim ve Harris’in belirttiği üzere bu yaklaşımda mahkeme tahkim anlaşmasına kural olarak etki tanımakla beraber, malvarlığının kaçırılması veya bağımsız bir soruşturma ihtiyacı gibi hâllerde geçici tasfiye memuru atanması, mahkemeye ödeme yapılması veya başka şartlar öngörülmesi suretiyle alacaklının menfaatlerini koruyabilmektedir.156 Bununla beraber HMK m. 165/2’deki “dava” kavramının tahkim yargılamasını kapsayıp kapsamadığı ve hakem kararının kesinleşmesinin beklenip beklenmeyeceği konusunda tereddüt doğabileceğinden, meselenin kanun koyucu tarafından açıkça düzenlenmesi isabetli olacaktır. Özellikle MTK kapsamındaki tahkimde iptal davasının hakem kararının icrasını kendiliğinden durdurmasına karşın HMK’da böyle bir düzenlemenin bulunmaması, iflas talebinin hakem kararının kesinleşmesine kadar bekletilmesini gerekli kılmaktadır.157 Bu çerçevede İİK m. 156’ya şu yönde bir fıkra eklenmesini önermekteyiz:

“Alacağın varlığına veya miktarına ilişkin uyuşmazlık bir tahkim anlaşmasının kapsamında ise ve borçlu süresi içinde tahkim ilk itirazında bulunmuşsa, mahkeme itirazın kaldırılması talebinin usulden reddine karar verir ve alacaklıya tahkim yoluna başvurması için iki haftalık kesin süre verir. Bu süre içinde tahkim yoluna başvurulması hâlinde iflas talebi, hakem kararı kesinleşinceye kadar bekletilir ve bu süre zarfında maddenin son fıkrasında öngörülen süre işlemez. Mahkeme, iflas talebinin bekletildiği süre içinde 159 uncu madde uyarınca muhafaza tedbirlerine karar verebilir.”

D. Kararın İçtihat Değişikliği Niteliği ve Uygulamaya Etkisi

Hukuk Genel Kurulu’nun 2025 tarihli kararı, aynı sözleşmeye ve esasen aynı taraflara ilişkin 2021 tarihli kararından açık bir ayrılışı ifade etmektedir. Öyle ki 2025 tarihli kararın çoğunluk gerekçesi, 2021 tarihli karara yazılan karşı oyun gerekçesini neredeyse aynen benimsemekte, 2025 tarihli kararda azınlıkta kalan görüş ise 2021 tarihli kararın çoğunluk gerekçesiyle büyük ölçüde örtüşmektedir.158 Ancak Kurul, kararında önceki kararından açıkça söz etmemiş ve bu karardan neden ayrıldığını gerekçelendirmemiştir. Önceki karara yalnızca ikinci karşı oyda ve azınlık görüşünün özetinde değinilmiştir.159 Bu durum, kanaatimizce, hukuki güvenlik ve belirlilik bakımından eleştiriye açıktır. Zira içtihadın gelişmesi kendi başına adaletin gereği gibi yönetimine aykırı olmamakla beraber, yerleşik bir içtihattan ayrılan bir yüksek mahkemenin bu ayrılışı daha esaslı bir gerekçeyle açıklaması gerekmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de yerleşik içtihattan gerekçesiz ayrılmayı, gerekçeli karar hakkının ihlâli olarak değerlendirmektedir.160 Kurul’un önceki kararını açıkça değerlendirmesi, aynı zamanda alt derece mahkemelerinin ve uygulamanın yeni içtihadın kapsamını doğru şekilde belirlemesine de katkı sağlayacaktı.

Kararın uygulamaya yansımaları da bu tespiti doğrulamaktadır. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi, Kurul’un önceki kararının yürürlükte olduğu dönemde açılmış bir itirazın kaldırılması ve iflas davasında, davacının içtihat değişikliğinin geçmişe etkili uygulanamayacağına, hukuki güvenlik ilkesine ve önceki karara duyduğu güvene ilişkin istinaf sebeplerini, ayrıca bir gerekçe göstermeksizin reddetmiştir.161 Belirtmeliyiz ki içtihat değişikliklerinin derdest davalara uygulanması kural olarak hukuka aykırı değildir. Zira taraflar bir içtihadın değişmeyeceği yönünde korunmaya değer bir hakka sahip değildir. Bununla beraber önceki içtihada güvenerek iflas yoluna başvuran alacaklının durumu, özellikle yargılama giderlerinin paylaştırılmasında ve alacaklıya tahkim yoluna başvurması için süre verilmesinde gözetilmelidir. Bu ihtiyaç da yukarıda savunduğumuz üçüncü modelin isabetini ayrıca teyit etmektedir.

E. Kararın Kapsamı ve Sınırları

Hukuk Genel Kurulu kararının kapsamı, itiraz edilen iflas yoluyla takiplerde açılan itirazın kaldırılması ve iflas davalarıyla sınırlıdır. Kurul, İİK m. 177 uyarınca açılan doğrudan iflas davalarında ve itiraz edilmeksizin kesinleşen takiplerde açılan iflas davalarında tahkim itirazının dinlenemeyeceğini açıkça kabul etmiştir.162 Bölge adliye mahkemesi uygulamasında da İİK m. 177’de öngörülen doğrudan iflas davalarında hakem sözleşmesinin hüküm ifade etmeyeceği kabul edilmektedir.163 Dolayısıyla tahkim şartının bulunması, borçlunun iflas ödeme emrine itiraz etmediği veya doğrudan iflas sebeplerinin bulunduğu hâllerde alacaklının iflas yoluna başvurmasına engel teşkil etmemektedir.

Kararın ikinci sınırı, borçlunun tahkim itirazından vazgeçmiş sayılabileceği hâllere ilişkindir. Tahkim ilk itirazı, HMK m. 116 ve 117 uyarınca cevap dilekçesiyle ve süresi içinde ileri sürülmelidir. Hukuk Genel Kurulu, uzatılan cevap süresi içinde ileri sürülen ilk itirazın da süresinde olduğunu kabul etmektedir.164 Bunun yanında yukarıda değindiğimiz üzere, kendisi de tahkim yoluna başvurmaksızın karşı taraf aleyhine dava açan borçlunun tahkim şartından vazgeçtiği kabul edilmektedir.165 Bu hâllerde mahkeme, alacağın varlığını kendisi inceleyecektir.

Kararın üçüncü sınırı, tahkim yerinin yurt dışında bulunduğu hâllere ilişkindir. Kurul’un kararı HMK kapsamındaki bir iç tahkim şartına ilişkin olmakla beraber, varılan sonucun MTK kapsamındaki ve yabancı tahkim yerini öngören tahkim anlaşmaları bakımından da geçerli olduğu kanaatindeyiz. Zira New York Sözleşmesi m. II/3 ve MTK m. 5, tahkim anlaşmasının kapsamına giren bir uyuşmazlıkta mahkemelerin yargı yetkisini kullanmamasını öngörmektedir. Nitekim Yargıtay (kapatılan) 23. Hukuk Dairesi de yabancı bir tahkim şartının bulunması hâlinde önce o yargı yerinde karar alınması, sonrasında Türkiye’de iflas takibi yapılması gerektiğini kabul etmiştir.166 Belirtmeliyiz ki MTK m. 5, MTK m. 1/3 uyarınca tahkim yerinin Türkiye dışında bulunduğu hâllerde de uygulanmakta, ancak HMK m. 413’ten farklı olarak tahkim anlaşmasının “hükümsüz, tesirsiz veya uygulanması imkânsız” olup olmadığına ilişkin bir ölçüt içermemektedir. Doktrinde bu boşluğun New York Sözleşmesi m. II/3 ve Model Kanun m. 8/1 ile birlikte yapılacak ortak bir yorumla doldurulması gerektiği savunulmaktadır.167 Bu çerçevede mahkemenin tahkim anlaşmasına ilişkin incelemesinin, iflas davası bakımından da ilk bakışta inceleme (prima facie) düzeyinde kalması gerektiği kanaatindeyiz. Zira tahkim itirazı üzerine yapılacak denetimin yoğunluğu, temeli tartışmalı bir tahkim yargılamasında kaynak israfının önlenmesi ile tahkimi geciktirmeye yönelik itirazların önlenmesi arasındaki bir tercihe dayanmaktadır.168 Ancak yabancı hakem kararına dayanılarak Türkiye’de takip yapılabilmesi için kararın Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (“MÖHUK”) m. 60 vd. uyarınca tenfiz edilmesi gerektiğinden, bu hâlde alacaklının karşılaşacağı gecikme daha da artacaktır.169

Son olarak, kararın hakem kararından sonra izlenecek yola ilişkin sonuçları da henüz netleşmiş değildir. Kurul, alacaklının hakem kararına dayanarak iflas yoluyla takip yapması gerektiğini belirtmiştir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 45. Hukuk Dairesi ise oy çokluğuyla verdiği bir kararında, İİK m. 177/4’ün ilamdan söz ettiğini, hakem kararının ise ilam değil ilam niteliğinde bir belge olduğunu ve iflas hukukunun kamu düzenine ilişkin niteliği karşısında ilam niteliğindeki bir belgeye dayanarak doğrudan iflas davası açılamayacağını kabul etmiştir.170 Bu kararın Yargıtay tarafından da benimsenmesi hâlinde, hakem kararı elde eden alacaklı doğrudan iflas yoluna değil, hakem kararına dayanan takipli iflas yoluna veya ilamlı icra yoluna başvurmak zorunda kalacaktır. Bu kararın isabeti tartışmaya açık olmakla beraber, mesele Kurul’un kararının kapsamını aşan ve ayrıca incelenmesi gereken bir sorun teşkil etmektedir.

VI. Uygulamaya Yönelik Rehber

Çalışmamızın bu son başlığında, Hukuk Genel Kurulu kararının ve yukarıda ortaya koyduğumuz değerlendirmelerin uygulama bakımından doğurduğu sonuçları, sırasıyla alacaklılar, borçlular ve sözleşmeyi kaleme alan taraflar bakımından ele alacağız. Belirtmeliyiz ki aşağıdaki öneriler, kararın bugünkü haliyle uygulanacağı varsayımına dayanmaktadır.

A. Alacaklılar Bakımından

Tahkim şartının kapsamına giren bir alacağın tahsilini amaçlayan alacaklı, iflas yoluyla takip başlatmadan önce borçlunun alacağı çekiştirip çekiştirmeyeceğini dikkatle değerlendirmelidir. Zira borçlunun iflas ödeme emrine itiraz etmesi ve itirazın kaldırılması ve iflas davasında süresi içinde tahkim ilk itirazında bulunması hâlinde, Hukuk Genel Kurulu kararı uyarınca dava bütünüyle usulden reddedilecek ve alacaklı yargılama giderlerine katlanmak zorunda kalacaktır.171 Bu nedenle alacağın çekişmeli olmasının beklendiği hâllerde alacaklının öncelikle tahkim yoluna başvurması, tahkim yargılaması süresince alacağını güvence altına almak için ise HMK m. 414 uyarınca mahkemeden geçici hukuki koruma talep etmesi isabetli olacaktır. Hakem kararı elde edildikten sonra ise alacaklı, bu karara dayanarak ilamlı icra yoluna veya iflas yoluyla takibe başvurabilecektir. Ancak hakem kararına dayanılarak İİK m. 177/4 uyarınca doğrudan iflas istenip istenemeyeceği, bölge adliye mahkemesi uygulamasında tartışmalı hâle gelmiştir.172

Buna karşın alacağın çekişmeli olmasının beklenmediği hâllerde iflas yoluyla takip, alacaklı bakımından etkili bir araç olmayı sürdürmektedir. Zira borçlunun iflas ödeme emrine süresi içinde itiraz etmemesi hâlinde takip kesinleşecek ve alacaklının açacağı iflas davasında tahkim itirazı dinlenmeyecektir.173 Benzer şekilde İİK m. 177’de sayılan doğrudan iflas sebeplerinden birinin bulunması hâlinde, tahkim şartının varlığı alacaklının doğrudan iflas yoluna başvurmasına engel teşkil etmeyecektir.174

Alacaklının başvurabileceği bir diğer yol ise genel haciz yoluyla takiptir. Tahkim anlaşması bu takibin başlatılmasına da engel teşkil etmemekte, borçlunun itirazı hâlinde ise alacaklı itirazın iptali talebiyle hakem heyetine başvurabilmektedir.175 Bu hâlde hakem heyetinin icra inkâr tazminatına hükmedip hükmedemeyeceği doktrinde tartışmalı olmakla beraber, bu yönde güçlü görüşler bulunmaktadır.176 Ancak icra mahkemesinde görülen itirazın kaldırılması yoluna, tahkim anlaşmasının bulunması hâlinde başvurulamayacağı kabul edilmektedir.177 Son olarak, kararın verilmesinden önce açılmış ve hâlen derdest olan davalarda alacaklıların, usulden ret riskine karşı tahkim yoluna gecikmeksizin başvurmaları ve mahkemeden iflas talebinin hakem kararına kadar bekletilmesini talep etmeleri yerinde olacaktır.178

B. Borçlular Bakımından

Tahkim şartının kapsamına giren bir alacak için iflas ödeme emri alan borçlu, ödeme emrine kanuni süre içinde itiraz etmelidir. Zira itiraz edilmemesi hâlinde takip kesinleşecek ve borçlu, iflas davasında tahkim itirazında bulunma imkânını yitirecektir.179 Tahkim anlaşmasının varlığı icra dairesi önünde teknik anlamda bir itiraz sebebi teşkil etmemekle beraber, borçlunun itirazında tahkim anlaşmasına da değinmesi, sonraki aşamada tahkim itirazının samimiyetini ortaya koymak bakımından yararlı olacaktır.180

Borçlu, itirazın kaldırılması ve iflas davasında tahkim ilk itirazını cevap dilekçesinde ve süresi içinde ileri sürmelidir. Bu davanın basit yargılama usulüne tâbi olduğu ve cevap süresinin kısa olduğu gözetildiğinde, borçlunun bu konuda özellikle dikkatli davranması gerekmektedir.181 Borçlu ayrıca tahkim şartından vazgeçtiği sonucunu doğurabilecek davranışlardan kaçınmalıdır. Öyle ki aynı sözleşmeden doğan bir alacak için tahkime başvurmaksızın karşı taraf aleyhine mahkemede dava açan borçlunun, sonradan tahkim itirazında bulunamayacağı kabul edilmektedir.182 Bunun yanında borçlunun alacağın varlığını ve miktarını açık ve tereddütsüz şekilde ikrar etmesi, karşılaştırmalı hukuktaki gelişmeler ve yukarıda savunduğumuz kötüye kullanma denetimi karşısında, tahkim itirazının dinlenmemesi riskini doğurabilecektir.183 Son olarak, alacağı gerçekten çekiştiren borçlunun kendisinin de tahkim yargılamasını başlatması, uyuşmazlığın samimi olduğunu göstermesi bakımından yararlı olacaktır. Nitekim Hong Kong hukukunda Lasmos kararı, borçlunun tahkim yönünde adım atmış olmasını tasfiye başvurusunun reddi için bir şart olarak aramıştır.184

C. Sözleşmeyi Kaleme Alanlar Bakımından

Hukuk Genel Kurulu’nun her iki kararına konu uyuşmazlık, esasen sözleşmenin tahkim şartının kapsamına giren alacaklar için icra ve iflas yollarına başvurulup başvurulamayacağı konusunda sessiz kalmasından kaynaklanmıştır. Uyuşmazlık çözüm şartlarının genellikle müzakerelerin sonuna bırakılan ve yeterli özen gösterilmeden kaleme alınan şartlar olduğu dikkate alındığında, bu sessizliğin istisnai olmadığı söylenebilecektir.185 Bununla beraber ticari tarafların sözleşme müzakereleri sırasında karşı tarafın iflası ihtimalini ve bu ihtimalin uyuşmazlık çözüm şartı üzerindeki etkisini de gözetmeleri gerekmektedir.186 Privy Council’in de kabul ettiği üzere taraflar, tahkim şartının kapsamına giren alacaklar için iflas yoluna başvurulup başvurulamayacağını sözleşmede açıkça düzenleyebilmektedir.187 Türk hukukunda da Hukuk Genel Kurulu, alacağın varlığının aksine hüküm yoksa iflasa bakan mahkemece belirleneceğini kabul ederek, tarafların bu konuda sözleşme serbestisi sınırları içinde düzenleme yapabileceklerini teyit etmiştir.188

Bu çerçevede sözleşmeyi kaleme alan taraflar, iki yoldan birini tercih edebilecektir. Taraflar iflas yolunun alacaklı bakımından etkili bir baskı aracı olarak korunmasını istiyorlarsa, tahkim şartına şu yönde bir hüküm eklenebilecektir:

“Bu tahkim şartı, taraflardan birinin İcra ve İflas Kanunu uyarınca iflas yoluyla takip başlatma, itirazın kaldırılması ve iflas talebinde bulunma ve doğrudan iflas isteme hakkını ortadan kaldırmaz. Bu davalarda alacağın varlığı ve miktarı, iflas davasına bakan mahkemece incelenir.”

Buna karşın taraflar alacağa ilişkin uyuşmazlıkların her hâlükârda hakemlerce çözülmesini istiyorlarsa, şu yönde bir hüküm tercih edilebilecektir:

“Taraflar, bu sözleşmeden doğan bir alacağın varlığı veya miktarı çekişmeli olduğu sürece, alacak hakem kararıyla tespit edilmedikçe iflas yoluyla takip başlatmayacaklarını kabul ederler. Bu hüküm, İcra ve İflas Kanunu m. 177 uyarınca doğrudan iflas isteme hakkını ve geçici hukuki koruma taleplerini etkilemez.”

İkinci seçenekte yer alan taahhüdün ihlâli hâlinde doğacak sonuçlar tartışmaya açık olmakla beraber, böyle bir hüküm en azından tarafların iradesini açıkça ortaya koyacak ve mahkemenin tahkim itirazını değerlendirmesini kolaylaştıracaktır.189 Her iki seçenekte de tarafların tahkim şartının icra ve iflas hukukundan doğan itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarını kapsayıp kapsamadığını açıkça belirtmeleri ve geçici hukuki koruma talepleri bakımından yetkili mahkemeyi göstermeleri, uygulamada ortaya çıkabilecek tereddütleri önemli ölçüde giderecektir.

Sonuç

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.10.2025 tarihli kararı, tahkim şartının kapsamına giren bir alacak için iflas yoluyla takip başlatan alacaklının açtığı itirazın kaldırılması ve iflas davasında borçlunun tahkim ilk itirazında bulunabileceğini kabul etmesi ve aynı sözleşmeye ilişkin 2021 tarihli kararından ayrılması nedeniyle, Türk tahkim ve iflas hukukunda önemli bir dönüm noktası teşkil etmektedir. Çalışmamızda ulaştığımız sonuçlar şu şekilde ifade edilebilecektir.

Kanımızca kararın, itirazın kaldırılması ve iflas davasını birbirini izleyen iki talepli bir dava olarak nitelendiren ve alacağın varlığına ve miktarına ilişkin ilk aşamanın tahkime elverişli olduğunu kabul eden tespiti isabetlidir. Zira ilk olarak, bu aşama içerik bakımından bir alacak davasından farklı değildir ve mahkemenin bu aşamada verdiği karar alacak hakkında kesin hüküm teşkil etmektedir. İkinci olarak, iflasın diğer alacaklıları ilgilendiren ve kamu düzenine ilişkin olan yönleri ancak itirazın kaldırılmasından sonra ortaya çıkmaktadır. Üçüncü olarak, aksi yönde bir yaklaşım alacaklının yalnızca talebinin şeklini değiştirerek tahkim anlaşmasını tek taraflı olarak etkisiz kılmasına imkân tanıyacaktır. Son olarak, tasfiye mahkemesinin alacak hakkında hüküm kurmadığı common law ülkelerinde dahi gerçek bir şekilde çekişmeli alacaklar bakımından tahkime öncelik tanınması, iflas mahkemesinin alacak hakkında kesin hüküm kurduğu Türk hukukunda bu sonuca evleviyetle ulaşılması gerektiğini göstermektedir.

Bununla beraber kararın dürüstlük kuralına dayanan gerekçesine iştirak etmemekteyiz. Tahkim anlaşması alacaklının iflas yoluyla takip başlatmasına engel teşkil etmemekte ve kanunun tanıdığı bir takip yolunun seçilmesi, somut olgularla desteklenmedikçe hakkın açıkça kötüye kullanılması olarak nitelendirilememektedir. Kurul’un vardığı sonuç, dürüstlük kuralına başvurulmaksızın bölünebilirlik tespiti ve tahkim ilk itirazına ilişkin usul kuralları üzerinden gerekçelendirilebilecekti. Dahası Kurul’un kötüye kullanma değerlendirmesi tek yönlüdür. Karşılaştırmalı hukukta tahkim lehine en güçlü yaklaşımı benimseyen hukuk düzenlerinde dahi kötüye kullanma denetimi borçlunun davranışını da kapsamaktadır. Bu nedenle alacağı açıkça ikrar etmesine rağmen tahkim ilk itirazını yalnızca yargılamayı geciktirmek amacıyla ileri süren borçlunun itirazına da değer verilmemelidir.

Kararın davanın bütünüyle usulden reddedilmesi gerektiği yönündeki sonucu ise, tahkim anlaşmasının korunması amacının ötesine geçen sorunlar doğurmaktadır. Bu sonuç, İİK m. 156’nın son fıkrasındaki bir yıllık süre karşısında alacaklının başlattığı takibi fiilen işlevsiz hâle getirmekte, alacaklıyı tahkim yargılaması süresince İİK m. 159 uyarınca muhafaza tedbirleri talep etme imkânından yoksun bırakmakta ve aynı uyuşmazlık için üç ayrı sürecin yürütülmesine yol açmaktadır. Kanımızca mahkemenin itirazın kaldırılması talebini usulden reddetmesi, alacaklıya tahkim yoluna başvurması için süre vermesi ve iflas talebini hakem kararının kesinleşmesine kadar bekletmesi, hem tahkim anlaşmasının etkisini hem de alacaklının usulî konumunu koruyan daha isabetli bir çözümdür. Bu çözümün uygulamada tereddüt doğurmaması için İİK m. 156’ya bu yönde bir fıkra eklenmesi yerinde olacaktır.

Kararın, aynı sözleşmeye ve esasen aynı taraflara ilişkin önceki karardan açıkça söz etmeden ve bu karardan neden ayrıldığını gerekçelendirmeden verilmesi de hukuki güvenlik bakımından eleştiriye açıktır. Yerleşik bir içtihattan ayrılan yüksek mahkemenin bu ayrılışı esaslı bir gerekçeyle açıklaması gerekmektedir. Önceki içtihada güvenerek iflas yoluna başvuran alacaklıların durumu ise en azından yargılama giderlerinin paylaştırılmasında ve alacaklıya tahkim yoluna başvurması için süre verilmesinde gözetilmelidir.

Son olarak kararın kapsamı, itiraz edilen iflas yoluyla takiplerde açılan itirazın kaldırılması ve iflas davalarıyla sınırlıdır. Doğrudan iflas davalarında ve itiraz edilmeksizin kesinleşen takiplerde tahkim itirazı dinlenmemekte, tahkim yoluna başvurmaksızın kendisi de dava açan borçlunun ise tahkim şartından vazgeçtiği kabul edilmektedir. Bu çerçevede alacaklıların alacağın çekişmeli olmasının beklendiği hâllerde öncelikle tahkim yoluna başvurmaları, borçluların ödeme emrine itiraz ederek tahkim ilk itirazını süresi içinde ileri sürmeleri, sözleşmeyi kaleme alan tarafların ise tahkim şartının kapsamına giren alacaklar için iflas yoluna başvurulup başvurulamayacağını sözleşmede açıkça düzenlemeleri, kararın doğurduğu belirsizliklerin önemli bir kısmını giderecektir.

Dipnotlar

  1. İflas yoluyla takibin bu caydırıcı etkisine ve tahkimin zorunlu kılınması hâlinde alacaklının kısa yoldan ve ağır bir tehditle tahsil imkânından yoksun bırakılacağına ilişkin olarak bkz. Çağatay Serdar Şahin, “Bölüm 4: İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, Milli Tahkim Kapsamında Tahkime Elverişlilik, ed. Serkan Kaya (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2022), 89, 101. Aynı yönde bkz. Fatma Sümeyye Düven, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda Tahkim İlk İtirazı (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2025), 195. ↩︎
  2. Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin bu yöndeki kararlarından bir tanesi için bkz. Y23.HD, 04.03.2019, E.2018/1512, K.2019/796, aktaran Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 115-116, dn. 66. Yazar aynı dipnotta Dairenin aynı yöndeki diğer kararlarına da yer vermektedir. 15. Hukuk Dairesinin aksi yöndeki kararı için bkz. Y15.HD, 05.03.2019, E.2018/2228, K.2019/950, YHGK, 21.12.2021, E.2019/574, K.2021/1710’da aktarıldığı şekliyle, Erişim Tarihi: Ekim 28, 2026, https://www.lexpera.com.tr. Bu içtihat ayrılığına ilişkin değerlendirmeler için ayrıca bkz. İlyas Gölcüklü, Milletlerarası Özel Hukukta İflas Uyuşmazlıklarının Çözümü (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2020), 172-174; Can Yöney, Milletlerarası Usul Hukukunda Münhasır Yetki (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2024), 330-331. ↩︎
  3. YHGK, 21.12.2021, E.2019/574, K.2021/1710, para. 39. ↩︎
  4. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 26-28, 33-34, Erişim Tarihi: Ekim 28, 2026, https://www.lexpera.com.tr. ↩︎
  5. Ankara BAM 23. HD, 13.11.2025, E.2025/1546, K.2025/992; İstanbul BAM 45. HD, 17.12.2025, E.2025/197, K.2025/1443; Ankara BAM 23. HD, 25.06.2026, E.2026/388, K.2026/1415, Erişim Tarihi: Ekim 28, 2026, https://www.lexpera.com.tr. Bu kararlara aşağıda V/D ve V/E başlıkları altında ayrıca değineceğiz. ↩︎
  6. İflas kararının devam eden tahkim yargılamasına etkisi hakkında bkz. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 128 vd. İcra ve İflas Kanunu (“İİK”) m. 226/2 hükmü, iflas idaresinin belirli bir miktara kadar olan alacaklarda doğrudan, daha yüksek alacaklarda ise alacaklılar toplanmasının vereceği yetkiyle sulh olabileceğini ve tahkim yapabileceğini öngörmektedir. Bu hükmün, iflas hukukunda genel bir tahkim yasağının bulunmadığını gösterdiği yönünde bkz. Düven, Tahkim İlk İtirazı, 197. İİK, Kanun Numarası: 2004, Kabul Tarihi: 09.06.1932, RG 19.06.1932/2128. ↩︎
  7. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591. Davalılardan bir tanesinin sözleşmenin tarafı olmadığı yönündeki savunması kararda ayrıca değerlendirilmemiştir. ↩︎
  8. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591. TBK, Kanun Numarası: 6098, Kabul Tarihi: 11.01.2011, RG 04.02.2011/27836. ↩︎
  9. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591. Kurul’un gerekçesinde aynı hükümden söz edilirken “Hakem Heyetince” yerine “Hakem Mahkemesince” ifadesine yer verildiği görülmektedir. Bkz. aynı karar, para. 32. ↩︎
  10. HMK m. 408 hükmü, taşınmazlar üzerindeki ayni haklardan veya tarafların iradesine tâbi olmayan işlerden doğan uyuşmazlıkların tahkime elverişli olmadığını öngörmektedir. Hukuk Genel Kurulu da kararında bu hükme değinmiştir. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 15-21. HMK, Kanun Numarası: 6100, Kabul Tarihi: 12.01.2011, RG 04.02.2011/27836. ↩︎
  11. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591. ↩︎
  12. Yargılamanın bu aşamasına ilişkin bilgiler, karara ekli karşı oy yazılarından bir tanesinde yer almaktadır. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, ikinci karşı oy. ↩︎
  13. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591. Bölge adliye mahkemesi, depo emrinin süresinde yerine getirilmesi karşısında iflas davasının reddine karar verilmesi gerektiğini, ancak istinaf eden davalının sıfatı gözetilerek bu hususa değinilmekle yetinildiğini belirtmiştir. ↩︎
  14. Y6.HD, 16.10.2024, E.2024/2828, K.2024/3457, YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591’de aktarıldığı şekliyle. Daire, itirazsız takipteki iflas davasının kamusal yönünü iflas bildirimleri, alacaklıların davaya katılması, giderlerin kamu üzerinden karşılanması ve resen takip gibi unsurlarla açıklamıştır. ↩︎
  15. Y6.HD, 16.10.2024, E.2024/2828, K.2024/3457, YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591’de aktarıldığı şekliyle. Daire bu nitelendirmeyi Dinç’in makalesine dayandırmıştır. Bkz. İlhan Dinç, “Genel (Âdi) İflâs Yoluyla Takibe İtirazın Kaldırılması ve İflâs Davasının Tahkime Elverişliliği”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, S. 41 (Ocak 2020): 427, 442. Dinç’in bu makalesine doktrinde yapılan atıflar için bkz. Serkan Kaya, “Bölüm 5: İtirazın İptali Davasının Tahkime Elverişliliği”, Milli Tahkim Kapsamında Tahkime Elverişlilik, ed. Serkan Kaya (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2022), 141, 143-144. ↩︎
  16. Aynı karar. ↩︎
  17. İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi, 20.03.2025, E.2025/43, K.2025/222, YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591’de aktarıldığı şekliyle. ↩︎
  18. YHGK, 21.12.2021, E.2019/574, K.2021/1710. 2025 tarihli karara ekli karşı oy yazılarından bir tanesinde de iki karara konu uyuşmazlıkların taraflarının esasen aynı olduğu vurgulanmıştır. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, ikinci karşı oy. ↩︎
  19. Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi sıfatıyla), 27.04.2017, E.2016/824, K.2017/649; Gaziantep BAM 11. HD, 18.01.2018, E.2017/1576, K.2018/102, YHGK, 21.12.2021, E.2019/574, K.2021/1710’da aktarıldığı şekliyle. Bölge adliye mahkemesinin iflas sürecindeki davalıyı tahkime yönlendiren bu kararı, doktrinde Türk tahkim hukuku bakımından “kayda değer bir olumlu yaklaşım” olarak nitelendirilmiştir. Gölcüklü, İflas Uyuşmazlıkları, 173. ↩︎
  20. Y15.HD, 05.03.2019, E.2018/2228, K.2019/950, YHGK, 21.12.2021, E.2019/574, K.2021/1710’da aktarıldığı şekliyle. Daire, iflas davasında tahkim sözleşmesinin mümkün olmadığını kabul eden Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 13.10.2005 tarihli kararına ve tahkim şartının kamu düzeniyle ilgili olmayan uyuşmazlıklar için geçerli olduğunu belirten Yargıtay İcra ve İflas Dairesinin 13.02.1969 tarihli kararına da atıf yapmıştır. ↩︎
  21. Gölcüklü, İflas Uyuşmazlıkları, 174. Yazar, Dairenin bu kararını “iflas davasından önce davacıya tahkime başvurarak alacağını tespit ettirmesi ve sonradan iflas yoluyla takibe geçmesi yönündeki uygulama, usul ekonomisine ve makul yargılama süresiyle ilgili gelişen düşüncelere aykırı” olarak değerlendiren gerekçesiyle aktarmaktadır. Aynı yer. ↩︎
  22. Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, 16.05.2019, E.2019/168, K.2019/317, YHGK, 21.12.2021, E.2019/574, K.2021/1710’da aktarıldığı şekliyle (Y23.HD, 04.03.2019, E.2018/1512, K.2019/796; Y23.HD, 29.11.2018, E.2016/5765, K.2018/5560). Direnme kararında ayrıca daireler arasındaki içtihat farklılığının bireysel başvuru bakımından bir hak ihlâli sonucunu doğurabileceğine de değinilmiştir. ↩︎
  23. YHGK, 21.12.2021, E.2019/574, K.2021/1710, para. 36. Kurul bu tespitinde Ekşi’nin eserine atıf yapmıştır. ↩︎
  24. YHGK, 21.12.2021, E.2019/574, K.2021/1710, para. 37-39. Kurulda, alacağın varlığının tahkimde çözülmesi gerektiği ve davacının tahkim şartının uygulanmasını engelleme amacı taşıdığı yönünde bir görüş de ileri sürülmüş, ancak bu görüş çoğunlukça benimsenmemiştir (para. 40). ↩︎
  25. YHGK, 21.12.2021, E.2019/574, K.2021/1710, karşı oy. Karşı oyda ayrıca İİK m. 177’de sayılan koşullar mevcutsa alacaklının doğrudan iflas yoluna başvurabileceği ve çoğunluğun, iflas yoluna gidilemeyeceğine ilişkin açık bir kanun hükmü arayan yaklaşımının tahkim sözleşmelerinin uygulanmasını imkânsız hâle getirebileceği belirtilmiştir. ↩︎
  26. Bahadır Köksal, “Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı Çerçevesinde Tahkim Şartının Varlığı Halinde Genel İflas Yoluyla Takip Yapılmasının Değerlendirilmesi”, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 26, S. 3 (Temmuz 2022): 557, 575-578. Yazar, Kurul’un davanın bölünemezliği yönündeki tespitine ise katılmaktadır. Aynı yer, 571-574. ↩︎
  27. Yöney, Münhasır Yetki, 331-333. Yazar, Kurul’un 2021 tarihli kararını usul ekonomisine ve İİK’da tahkimin bir istisna olarak düzenlenmemiş olmasına dayanan görüşün uygulamadaki örneği olarak aktarmakta ve bu görüşe iştirak etmemektedir. Aynı yer, 331, dn. 379. ↩︎
  28. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591. Kurul, ilgili hukuk olarak İİK m. 155 vd. hükümlerini ve TMK m. 2’yi göstermiştir. ↩︎
  29. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 2-14. Kurul bu açıklamalarında Muşul’un ve Kuru’nun eserlerine atıf yapmıştır. ↩︎
  30. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 15-21. Kurul bu kısımda Yargıtay’ın 13.04.2018 tarihli ve E. 2016/2, K. 2018/4 sayılı içtihadı birleştirme kararına da atıf yapmıştır. ↩︎
  31. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 22-24. ↩︎
  32. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 26-27. ↩︎
  33. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 28. ↩︎
  34. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 29-30. TMK, Kanun Numarası: 4721, Kabul Tarihi: 22.11.2001, RG 08.12.2001/24607. ↩︎
  35. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 33. ↩︎
  36. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 34-36. Karar oy çokluğuyla ve kesin olarak verilmiştir. ↩︎
  37. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, birinci karşı oy. Karşı oyda Ekşi’nin ve Pekcanıtez/Yeşilırmak’ın eserlerine atıf yapılmıştır. ↩︎
  38. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, ikinci karşı oy. Karşı oyda dosyanın esas incelemesi için Özel Daireye gönderilmesi gerektiği savunulmuştur. ↩︎
  39. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 90-96. Takipli ve takipsiz iflas yollarına ilişkin ayrıntılı açıklamalar, Hukuk Genel Kurulu’nun 2021 tarihli kararına yazılan karşı oyda da yer almaktadır. YHGK, 21.12.2021, E.2019/574, K.2021/1710, karşı oy. ↩︎
  40. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 119-120. Yazar bu çerçevede, borçlunun kötü niyetinin bir karine olarak kabul edildiği doğrudan iflas hâllerinde alacaklının önce tahkim yoluna başvurmasını beklemenin alacaklının menfaatini zedeleyeceğini belirtmektedir. ↩︎
  41. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 97. ↩︎
  42. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 118. Hukuk Genel Kurulu da itiraz edilmeyen takiplerde mahkemenin alacağı yargılamadığını ve davanın kamusal yönünün ağır bastığını kabul etmektedir. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 24. ↩︎
  43. Hükümlerin metni Hukuk Genel Kurulu kararında da aktarılmıştır. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 2. ↩︎
  44. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 110-111, dn. 49-50. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi de iflas davaları hakkında İİK m. 154/3 uyarınca yetki sözleşmesi yapılamayacağını belirtmiştir. Y15.HD, 05.03.2019, E.2018/2228, K.2019/950, YHGK, 21.12.2021, E.2019/574, K.2021/1710’da aktarıldığı şekliyle. Milletlerarası usul hukuku bakımından iflas davalarında borçlunun muamele merkezi mahkemelerine tanınan münhasır yetki hakkında bkz. Yöney, Münhasır Yetki, 328-329, 474-475; Gölcüklü, İflas Uyuşmazlıkları, 172. ↩︎
  45. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 101-103. Hakem kararının üçüncü kişileri yükümlülük altına sokamayacağı, buna karşın iflasın üçüncü kişileri etkileyen külli bir takip olduğu hakkında bkz. Düven, Tahkim İlk İtirazı, 197. İflasın açılmasının derdest itirazın iptali davalarına etkisi hakkında bkz. Ayça Handan Atakul Özata, “İflâsın Açılmasının İtirazın İptali Davasına Etkisi”, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 29, S. 2 (Aralık 2025): 1373, 1375, 1381. ↩︎
  46. Öktener ve Ekşi’den aktaran Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 108-109. ↩︎
  47. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 109-110 (Kırtıloğlu ve Özbek’e atıfla). ↩︎
  48. Mustafa S. Özbek, “İflâs Davasının Hukukî Mahiyeti”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 61, S. 1 (Mart 2012): 207, 209, 221-224. Yazar, iflas talebinin borçluya değil devlete yöneltilen bir talep olduğunu ve kanunun “dava” yerine “talep” terimini kullanmasının yerinde olduğunu da belirtmektedir. Aynı yer, 218-219. ↩︎
  49. Aynı yönde bkz. Yöney, Münhasır Yetki, 329-330. Yazar, ticaret mahkemesinin önce iflas takibinin dayanağı olan alacağın gerçekten var olup olmadığını inceleyeceğini, bu inceleme sonucunda verilen kararın kesin hüküm niteliği taşıyacağını ve iflas talebinin ancak bundan sonra karara bağlanacağını belirtmektedir. Aynı yer. ↩︎
  50. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 114-115. Yazara göre icra mahkemesinin İİK m. 68 uyarınca verdiği itirazın kaldırılması kararı maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmezken, ticaret mahkemesinin itirazın kaldırılması ve iflas davasında verdiği karar alacak hakkında kesin hüküm teşkil etmektedir. Ayrıca bkz. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 10-13. ↩︎
  51. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 14 (İİK m. 158/2’ye atıfla). ↩︎
  52. Yöney, Münhasır Yetki, 333-334. Yazar bu çerçevede, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin depo emrine esas alacak miktarlarının taraflarca seçilen İngiliz hukukuna göre saptanması gerektiğine hükmettiği kararına yer vermektedir. Y19.HD, 29.12.2003, E.2003/6027, K.2003/13401, aktaran Yöney, aynı yer, dn. 382. ↩︎
  53. YHGK, 21.12.2021, E.2019/574, K.2021/1710, para. 36; YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 26-28. ↩︎
  54. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 116-117 (Bilge/Önen, Berkin, Özler ve Pekcanıtez/Atalay/Özekes’e atıfla). ↩︎
  55. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 117. Yazar, Yargıtay’ın İİK m. 158 kapsamındaki ilanı yalnızca itiraz edilmeksizin kesinleşen takiplerde uyguladığını, doktrinde ise itirazın kaldırılmasıyla kesinleşen takiplerde de ilan yapılması gerektiğinin savunulduğunu aktarmaktadır. ↩︎
  56. Aynı yönde bkz. Gölcüklü, İflas Uyuşmazlıkları, 166, 174; Yöney, Münhasır Yetki, 330, 332-333. Takipli iflasın bölünmez bir bütün olduğu yönündeki görüş için ise bkz. Ekşi, Nomer ve Pekcanıtez/Yeşilırmak’tan aktaran Gölcüklü, aynı eser, 166, dn. 328; Nomer, Akduman ve Pekcanıtez/Yeşilırmak’tan aktaran Yöney, aynı eser, 331, dn. 378. ↩︎
  57. Bu tartışmaya ilişkin olarak bkz. Kaya, “İtirazın İptali Davasının Tahkime Elverişliliği”, 142-143; Düven, Tahkim İlk İtirazı, 194-195. ↩︎
  58. Bu görüşteki yazarlar için bkz. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 98, dn. 17 (Dayınlarlı, Deynekli/Kısa, Yeşilova ve Yılmaz’a atıfla); Kaya, “İtirazın İptali Davasının Tahkime Elverişliliği”, 143-144 (Yılmaz, Özbek ve Yeşilova’ya atıfla). Yeşilova bu görüşünü, tahkim anlaşmasının kesin hükümle tespit mekanizmalarına ilişkin olmasına dayandırmaktadır. Şahin, aynı yer. ↩︎
  59. Bu görüşteki yazarlar için bkz. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 97-98, dn. 16 (Kuru, Şanlı, Karslı ve Huysal’a atıfla); Düven, Tahkim İlk İtirazı, 194-195, dn. 524 (Akıncı, Huysal, Kuru/Aydın, Tanrıver ve Kaya’ya atıfla). Bu görüşe göre HMK m. 17 uyarınca yapılan yetki sözleşmeleri nasıl takibe engel teşkil etmiyorsa, tahkim anlaşmasının da takibe engel teşkil etmemesi gerekmektedir. Şahin, aynı yer. Ayrıca bkz. Ali Yeşilırmak, “Geçerli Bir Tahkim Anlaşmasının Varlığına Rağmen Genel Haciz Yoluyla Takip Yapılabilir mi?”, TBB Dergisi, S. 96 (2011): 205, 214-215. ↩︎
  60. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27.06.2012 tarihli ve 2012/11144 sayılı kararı, aktaran Kaya, “İtirazın İptali Davasının Tahkime Elverişliliği”, 144-145. Aynı yöndeki Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 22.11.2016 tarihli ve 2016/15019 sayılı kararı için bkz. aynı yer. ↩︎
  61. Y15.HD, 29.04.2013, E.2013/1386, K.2013/2794, aktaran Kaya, “İtirazın İptali Davasının Tahkime Elverişliliği”, 146. Kaya, borçlunun alacaklının hakemde dava açması gerektiği yönünde bir itirazda bulunamayacağını kabul eden Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 27.02.1990 tarihli kararına da yer vermekte ve bu çelişkinin içtihadı birleştirme yoluyla giderilmesi gerektiği yönündeki Yılmaz’ın görüşünü aktarmaktadır. Aynı yer. ↩︎
  62. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 99-100. Yazar, icra ve iflas dairelerinin alacağın esası hakkında inceleme yetkisinin bulunmadığını, kambiyo senetlerine özgü iflas yolunda dahi senedin vasfının iflas mahkemesince incelendiğini vurgulamaktadır. ↩︎
  63. Kaya, “İtirazın İptali Davasının Tahkime Elverişliliği”, 146-147. Yazar, tahkim anlaşmasının yalnızca dava açmayı engellediğini ve itirazın iptali davasının tahkime elverişli olması karşısında takibin tahkim iradesine aykırı olmadığını belirtmektedir. ↩︎
  64. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 100-101; Düven, Tahkim İlk İtirazı, 195. ↩︎
  65. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 100, dn. 26. ↩︎
  66. MTK, Kanun Numarası: 4686, Kabul Tarihi: 21.06.2001, RG 05.07.2001/24453. Ankara BAM 23. HD’nin 25.06.2026 tarihli kararına konu davada davacı, istinaf dilekçesinde iflas davalarının HMK m. 408 ve MTK m. 1/4 uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğunu ileri sürmüştür. Ankara BAM 23. HD, 25.06.2026, E.2026/388, K.2026/1415. ↩︎
  67. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 101-103 (Yeşilova ve Tüysüz’e atıfla); Düven, Tahkim İlk İtirazı, 197-198 (Huysal, Tüysüz ve Karaca’ya atıfla). Anglosakson hukukunda bu ayrım “core” ve “non-core” işler ayrımı olarak ifade edilmektedir. Düven, aynı yer. ↩︎
  68. Düven, Tahkim İlk İtirazı, 197-198 (Kocasakal, Tüysüz ve Akıncı’ya atıfla). ↩︎
  69. H. Akif Karaca, “Tahkime Elverişlilik: Rekabet, İflas ve Fikri Mülkiyet Hukuku Uyuşmazlıkları”, Tahkim Anlaşması: Tahkim Okulu Paneller Serisi Cilt 1, ed. Mustafa Erkan – Candan Yasan Tepetaş (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2020), 393, 404-405. Saf iflas işlemleri bakımından münhasır yetki ile tahkime elverişsizlik arasında doğrudan bir uyum bulunduğu hakkında bkz. Yöney, Münhasır Yetki, 474-475, 477-478. ↩︎
  70. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 103-105. ↩︎
  71. Bu görüşler için bkz. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 110-111, dn. 49-50. Münhasır yetki konularının tahkime elverişli olmadığı yönündeki görüş için bkz. aynı yer (Huysal ve Yeşilova’ya atıfla). Münhasır yetki ile tahkime elverişliliğin farklı ölçütlere dayanan kurumlar olduğu yönündeki görüş için ise bkz. Sibel Özel – Can Yöney, “Türk Ticaret Kanunu m. 105/2 Hükmünü Milletlerarası Usul Hukuku Bakımından Münhasır Yetki Kuralı Olarak Değerlendiren Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Kararlarının Düşündürdükleri: Münhasır Yetki Kavramı Perspektifinden Bir Eleştiri”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi 30, S. 1 (Haziran 2024): 229, 243-244. ↩︎
  72. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 111-113. Yazar ayrıca iflas davasının basit yargılama usulüne tâbi olmasının ve depo kararı verilmeksizin iflasa karar verilmesinin mutlak bozma sebebi teşkil etmesinin, iflasa uygulanacak usul ile tahkimin bağdaşmadığını gösterdiğini belirtmektedir. Aynı yer. ↩︎
  73. Saf iflas davalarının tahkime elverişsizliğinin bir sebebinin diğer alacaklıları korumak olduğu, hakem heyetinin iflasa karar vermesi hâlinde tahkim anlaşmasına taraf olmayan alacaklıların menfaatlerinin de etkileneceği hakkında bkz. Karaca, “Tahkime Elverişlilik”, 404. Türk milletlerarası tahkim hukukunda iflas davalarının “alacaklıları korumak amacıyla” tahkime elverişli görülmediği hakkında bkz. Gölcüklü, İflas Uyuşmazlıkları, 164. Bu sonucun gerekçesi olarak iflas dairelerinin süreçteki rolünün, iflas kararının üçüncü kişiler üzerindeki etkisinin ve alacaklıların eşit şekilde korunması ihtiyacının gösterildiği hakkında bkz. Yöney, Münhasır Yetki, 477-478. ↩︎
  74. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 23. ↩︎
  75. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 119-120; Huysal ve Tüysüz’den aktaran Düven, Tahkim İlk İtirazı, 198. ↩︎
  76. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 118-119. Hukuk Genel Kurulu da bu davalarda tahkim itirazının kabul edilemeyeceğini belirtmiştir. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 24. ↩︎
  77. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 119. ↩︎
  78. Ekşi, Pekcanıtez/Yeşilırmak ve Tanrıver’den aktaran Düven, Tahkim İlk İtirazı, 198-199; Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 114-115, dn. 60-61. ↩︎
  79. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 115, dn. 64 (Yeşilırmak, Pakel ve Şensöz Malkoç’a atıfla); Akıncı ve Yağcı’dan aktaran Düven, Tahkim İlk İtirazı, 198. Yağcı’ya göre tahkime elverişsizlik, alacağın tespiti aşamasına değil iflas kararı aşamasına ilişkindir. Düven, aynı yer. ↩︎
  80. Ergene’den aktaran Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 115, dn. 65; Şahin ve Pakel’den aktaran Düven, Tahkim İlk İtirazı, 198. Pakel ayrıca itirazın kaldırılması yargılamasının doğrudan iflas gibi kamu düzeniyle yakından ilişkili olmadığını savunmaktadır. Düven, aynı yer. ↩︎
  81. Gölcüklü, İflas Uyuşmazlıkları, 166. Yöney de iflas yoluyla takipte ödeme emrine itirazın kaldırılması talebinin, Türk hukukunda genel hükümlere göre yürütülen bir alacak davası niteliği taşıdığından tahkime elverişli olduğunu kabul etmektedir. Yöney, Münhasır Yetki, 477. ↩︎
  82. İstanbul BAM 17. HD, 04.11.2021, E.2021/1396, K.2021/1231, aktaran Cansu Yener Keskin, Milletlerarası Tahkim Anlaşmasının Kurulması ve Etkisi, 3. bs. (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2023), 287. Yazar aynı yerde, iflas davalarının iflas kararının üçüncü kişilere etkisi ve asliye ticaret mahkemesinin münhasır yetkisi gibi sebeplerle tahkime elverişli görülmediğini, buna karşın İİK m. 226/2’nin iflas idaresine tahkim yapma yetkisi tanıdığını da belirtmektedir. Aynı eser, 285-286. ↩︎
  83. YHGK, 21.12.2021, E.2019/574, K.2021/1710, para. 36-39; Y15.HD, 05.03.2019, E.2018/2228, K.2019/950, YHGK, 21.12.2021, E.2019/574, K.2021/1710’da aktarıldığı şekliyle. Doktrinde bu model için bkz. Ekşi ve Pekcanıtez/Yeşilırmak’tan aktaran Düven, Tahkim İlk İtirazı, 198-199. Yargıtay (kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin, uyuşmazlığın hakem heyetince ve İngiliz hukukuna göre çözüleceğini belirtmekle beraber İİK m. 154 uyarınca açılan davada depo emrine esas gerçek borç miktarının bilirkişi raporuyla belirlenmesi gerektiğini kabul ettiği kararı da bu modele yakın bir yaklaşımı yansıtmaktadır. Y23.HD, 27.02.2012, E.2012/192, K.2012/1405, aktaran Gölcüklü, İflas Uyuşmazlıkları, 173. ↩︎
  84. Y23.HD, 04.03.2019, E.2018/1512, K.2019/796, aktaran Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 115-116, dn. 66; YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 28, 34. Dairenin, İngiliz mahkemelerine yetki tanınan bir satış sözleşmesinde alacaklının önce İngiliz mahkemesinde alacağını belirleyip kesinleştirmesi gerektiğine ilişkin kararı ve aynı yöndeki diğer kararları için bkz. Y23.HD, 22.03.2017, E.2015/7207, K.2017/892, aktaran Yöney, Münhasır Yetki, 330, dn. 377. Bölge adliye mahkemesi uygulamasında da aynı yönde kararlar bulunmaktadır. İstanbul BAM 17. HD, 13.12.2018, E.2018/2708, K.2018/2176, aktaran Gölcüklü, İflas Uyuşmazlıkları, 173, dn. 353; İstanbul BAM 17. HD, 04.11.2021, E.2021/1396, K.2021/1231, aktaran Yener Keskin, Tahkim Anlaşmasının Kurulması ve Etkisi, 287. ↩︎
  85. Şanlı, Tüysüz, Pakel, Yağcı ve Yeşilırmak’tan aktaran Düven, Tahkim İlk İtirazı, 198, dn. 547. ↩︎
  86. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 120-123. Tahkim yargılamasının bekletici mesele yapılması gerektiği yönünde bkz. İbrahim Aşık ve Hatice Özdemir Kocasakal’dan aktaran Şahin, aynı yer, dn. 77; Tüysüz’den aktaran Düven, Tahkim İlk İtirazı, 198. Milletlerarası usul hukuku doktrininde de iflas talebiyle başvurulan mahkemenin, esas hakkında yetkisiz olduğunu tespit ederek yabancı mahkemenin veya hakem heyetinin vereceği kararı bekletici mesele kabul etmesi gerektiği savunulmaktadır. Yöney, Münhasır Yetki, 330 (Özdemir Kocasakal, Demirkol, Tüysüz, Şensöz Malkoç, Çetin ve Oba’ya atıfla). Taraf iradesinin korunması için iflas takibinin bölünemez bir bütün olarak ele alınmaması ve hakem heyeti lehine bekletici mesele kararı verilmesi gerektiği yönündeki görüş için ayrıca bkz. Ergene’den aktaran Yener Keskin, Tahkim Anlaşmasının Kurulması ve Etkisi, 285, dn. 198. ↩︎
  87. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 120-123, dn. 79. Doktrinde ayrıca hakem heyetinin oluşumunun uzun zaman alacağı hâllerde tahkim yargılamasının beklenmemesi gerektiği de ileri sürülmüştür. Aynı yer, dn. 78. ↩︎
  88. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 120-123. ↩︎
  89. Tasfiye başvurusunun, alacaklının yalnızca kendi alacağını değil tüm alacaklıları ilgilendiren kolektif bir çare talep ettiği bir başvuru olduğu hakkında bkz. Shaun Matos, “Arbitration Agreements and the Winding-up Process: Reconciling Competing Values”, International and Comparative Law Quarterly 72, S. 2 (Nisan 2023): 309, 322. Yazar bu tespitini, dilekçe veren alacaklının üyesi olduğu bir sınıfın yararına karar talep ettiğini kabul eden Re Crigglestone Coal kararına dayandırmaktadır. Aynı yer. ↩︎
  90. Matos, “Arbitration Agreements and the Winding-up Process”, 311 (1986 tarihli İngiliz İflas Kanunu (Insolvency Act 1986) s. 123(1)(a) hükmüne atıfla). ↩︎
  91. Matos, “Arbitration Agreements and the Winding-up Process”, 311 (Re A Company (No 012209 of 1991) [1992] 1 WLR 351 ve Argentum Lex Wealth Management Ltd v Giannotti [2011] EWCA Civ 1341 kararlarına atıfla). Geleneksel yaklaşımın temelini teşkil eden Mann v Goldstein [1968] 1 WLR 1091 kararı için bkz. Desmond Ang – Sophia Tong, “The Debate Continues: What the Privy Council’s Decision in Sian Participation Corp (In Liquidation) v Halimeda International Ltd [2024] UKPC 16 Means for Re Lam Kwok Hung Guy (2023) 26 HKCFAR 119”, Insolvency and Restructuring International 18, S. 2 (Kasım 2024): 12, 15-16. ↩︎
  92. Salford Estates (No 2) Ltd v Altomart Ltd (No 2) [2014] EWCA Civ 1575, [2015] Ch 589, aktaran Matos, “Arbitration Agreements and the Winding-up Process”, 310-311. ↩︎
  93. Matos, “Arbitration Agreements and the Winding-up Process”, 311 (Salford Estates kararının 26-38. paragraflarına atıfla). Mahkemenin bu tespiti, Türk hukukunda iflas davasının teknik anlamda bir alacak davası olmadığı yönündeki görüşlerle paralellik göstermektedir. Bkz. yukarıda II/B. ↩︎
  94. Matos, “Arbitration Agreements and the Winding-up Process”, 311-312. Mahkeme bu sonuca, aksi yönde bir yaklaşımın tahkim anlaşmasının taraflarını tahkim anlaşmasını dolanmaya teşvik edeceği endişesiyle ulaşmıştır. Aynı yer, 312, 321. ↩︎
  95. Fieldfisher v Pennyfeathers kararı, aktaran Matos, “Arbitration Agreements and the Winding-up Process”, 313; Ang – Tong, “The Debate Continues”, 13. ↩︎
  96. Yu Fan Neo – Kai Sheng Chong, “A Tale of Two Regimes: Arbitration and Insolvency from the Privy Council to Singapore: Sian Participation Corp v Halimeda International Ltd [2024] 3 WLR 937”, Singapore Academy of Law Journal 37, S. 2 (Eylül 2025): 595, 597. ↩︎
  97. Sian Participation Corp (In Liquidation) v Halimeda International Ltd [2024] UKPC 16, para. 124-125, aktaran Thomas Leung – Matthew Ho, “Between Scylla and Charybdis: Navigating Uncharted International Waters Post-Sian Participation”, Arbitration International 42, S. 1 (Mart 2026): 153-158. Salford Estates kararının yalnız sonucunun değil gerekçesinin de hatalı bulunduğu hakkında bkz. Brendan Low, “Surpassing Thresholds: Evaluating a Standalone Abuse of Process Doctrine as a Simplification to the Threshold Debate in Arbitration versus Insolvency”, Arbitration International (çevrimiçi ön yayın, 23 Ekim 2026), https://doi.org/10.1093/arbint/aiag021. ↩︎
  98. Ang – Tong, “The Debate Continues”, 13; Low, “Surpassing Thresholds”. Privy Council, aciz hâlindeki şirketin gecikmeksizin alacaklılar arasında eşit paylaştırmaya dayanan kolektif bir sürece sokulmasına ilişkin kamu yararı ile tarafların tahkim anlaşmalarına bağlı tutulmasına ilişkin kamu yararı arasında bir denge kurmaya çalışmıştır. Ang – Tong, aynı yer. Bu iki kamu yararı arasındaki gerilim hakkında ayrıca bkz. Samara Cassar – Wilfred Ho – Adam Tahsin – Ethan Wang, “Arbitration and Insolvency: A Comparative View from England & Wales, Singapore and Hong Kong”, White & Case LLP, JD Supra, 20 Eylül 2024, Erişim Tarihi: Ekim 28, 2026, Nexis Uni. ↩︎
  99. Sian Participation, aktaran Tobenna Nnamani, “Arbitration Agreements versus Insolvency Proceedings: The Nigerian Court Speaks”, Insolvency and Restructuring International 18, S. 2 (Kasım 2024): 17, 18. Privy Council’e göre bu yaklaşımda “tahkim karşıtı” bir yön bulunmamaktadır. Aynı yer. ↩︎
  100. Sian Participation, para. 45-47, aktaran Neo – Chong, “A Tale of Two Regimes”, 599. Yazarlar, Privy Council’in UNCITRAL Model Kanunu m. 8 hükmüne karşılık gelen zorunlu durdurma rejiminin uygulanmayacağı yönündeki bu varsayımının hatalı olduğunu savunmaktadır. Aynı yer, 595. ↩︎
  101. Sian Participation, para. 90, aktaran Ang – Tong, “The Debate Continues”, 13. ↩︎
  102. Sian Participation, para. 99, aktaran Leung – Ho, “Between Scylla and Charybdis”, 153-158; Ang – Tong, “The Debate Continues”, 15-16. Bu imkânın sözleşme tasarımı bakımından taşıdığı önemi aşağıda VI/C başlığı altında ayrıca ele alacağız. ↩︎
  103. Re Southwest Pacific Bauxite (HK) Ltd [2018] 2 HKLRD 449, aktaran Ang – Tong, “The Debate Continues”, 13-14. Bu yaklaşımın, borçlunun tahkim yönünde adım atıp atmamasına göre farklı bir standardın uygulanması sonucunu doğurduğu hakkında bkz. Matos, “Arbitration Agreements and the Winding-up Process”, 314. ↩︎
  104. Hong Kong Temyiz Mahkemesi’nin But Ka Chon kararı ile Dayang kararı, aktaran Matos, “Arbitration Agreements and the Winding-up Process”, 316-317. ↩︎
  105. Re Lam Kwok Hung Guy (2023) 26 HKCFAR 119, [2023] HKCFA 9, aktaran Ang – Tong, “The Debate Continues”, 13-14 ve Leung – Ho, “Between Scylla and Charybdis”, 153-158. Mahkeme, bu yaklaşımın tahkim şartlarına da uygulanacağını obiter olarak belirtmiştir. Ang – Tong, aynı yer. ↩︎
  106. Re Simplicity & Vogue Retailing [2024] HKCA 299, aktaran Ang – Tong, “The Debate Continues”, 14. ↩︎
  107. Re Mega Gold Holdings [2024] HKCFI 2286; Hyalroute Communication Group Ltd v ICBC (Asia) Ltd [2025] HKCFI 2417, aktaran Leung – Ho, “Between Scylla and Charybdis”, 153-158. Yazarlar, tahkim anlaşmasının taraflara yüklediği yabancı yargılamayla taciz edilmeme yükümlülüğünün yalnızca uyuşmazlığın nihai olarak çözülmesiyle sınırlı tutulmaması gerektiğini ve tasfiye kararının şirket için çoğu zaman ölümcül sonuçlar doğurduğunu belirterek bu kararı eleştirmektedir. Aynı yer. ↩︎
  108. Sheena Heng – Benjamin Bay, “Navigating the Crossroads between Arbitration and Insolvency in a Cross-Border Context: Hyalroute Communication Group Ltd v Industrial and Commercial Bank of China (Asia) Ltd [2025] HKCFI 2417”, Singapore Academy of Law Journal 38 (2026): 346, 357. Yazarlar ayrıca, iç ve yabancı iflas rejimlerinin birlikte devreye girdiği hâllerde tutarsız sonuçların doğabileceğine dikkat çekmektedir. Aynı eser, 346. ↩︎
  109. AnAn Group (Singapore) Pte Ltd v VTB Bank [2020] SGCA 33, [2020] 1 SLR 1158, aktaran Neo – Chong, “A Tale of Two Regimes”, 595-596. Mahkemenin “bona fide” kavramını uyuşmazlığın esasının incelenmesi değil, çekişmenin samimiyeti anlamında yorumladığı hakkında bkz. Matos, “Arbitration Agreements and the Winding-up Process”, 313. ↩︎
  110. AnAn, para. 88, aktaran Low, “Surpassing Thresholds”. Yazar, Singapur yaklaşımını “kötüye kullanma denetimi içeren ilk bakışta inceleme standardı” olarak nitelendirmektedir. Aynı yer. ↩︎
  111. Cassar – Ho – Tahsin – Wang, “Arbitration and Insolvency”. Yazarlar, uygulamada İngiliz ve Singapur yaklaşımlarının çoğu zaman benzer sonuçlara ulaşabileceğini de belirtmektedir. Aynı yer. ↩︎
  112. Singapore Commodities Group Co Pte Ltd v Founder Group (Hong Kong) Ltd (in liquidation) [2026] SGCA 24, aktaran William Ong – Benjamin Koh, “Singapore Court of Appeal Clarifies Treatment of Disputed Debts in Winding Up Applications Involving Arbitration Agreements”, Allen & Gledhill, 13 Mayıs 2026, Erişim Tarihi: Ekim 28, 2026, https://www.allenandgledhill.com/sg/perspectives/articles/32918/sgkh-singapore-court-of-appeal-clarifies-treatment-of-disputed-debts-in-winding-up-applications-involving-arbitration-agreements; Katie Chung – Lukas Lim, “Arbitrate First, Wind Up Later: Singapore Court of Appeal Reaffirms AnAn and Parts Ways with Privy Council”, Baker Botts, 28 Mayıs 2026, Erişim Tarihi: Ekim 28, 2026, https://www.bakerbotts.com/thought-leadership/publications/2026/may/arbitrate-first-wind-up-later-singapore-court-of-appeal-reaffirms-anan. Mahkeme aynı kararda Malezya Federal Mahkemesi’nin aşağıda değineceğimiz kararını da izlememiştir. Ong – Koh, aynı yer. ↩︎
  113. Chung – Lim, “Arbitrate First, Wind Up Later”; Ong – Koh, “Singapore Court of Appeal”. Somut olayda denetim teyit mektuplarının ikrar niteliği taşımadığı kabul edilmiş, tasfiye kararı kaldırılmış ve başvuran alacaklı aleyhine tam yargılama giderine hükmedilmiştir. Aynı yer. ↩︎
  114. Neo – Chong, “A Tale of Two Regimes”, 595-596, 601, 607-608. Yazarlara göre tasfiye başvurusu şirketin itibarını zedelemekte ve çapraz temerrütlere yol açmaktadır. Aynı yer, 601. ↩︎
  115. V Medical Services M Sdn Bhd v Swissray Asia Healthcare Co Ltd [2025] 2 MLJ 744, para. 162, aktaran Leung – Ho, “Between Scylla and Charybdis”, 153-158; Low, “Surpassing Thresholds”. ↩︎
  116. In the matter of NaaS Technology Inc [2025] CIGC (FSD) 28, aktaran Leung – Ho, “Between Scylla and Charybdis”, 153-158. Cayman Adaları ve Britanya Virjin Adaları mahkemelerinin önceki yaklaşımı için bkz. Ang – Tong, “The Debate Continues”, 13, 15-16; Matos, “Arbitration Agreements and the Winding-up Process”, 316-317. ↩︎
  117. Nnamani, “Arbitration Agreements versus Insolvency Proceedings”, 19. Yazar bu tespitini, teminat senedine dayanılarak kayyım atanmasına ilişkin bir uyuşmazlıkta tarafların önce tahkimi denemeleri gerektiğini kabul eden Nijerya Federal Yüksek Mahkemesi’nin 07.12.2023 tarihli BB Energy Holding Mauritius v Samuel Chuba Okeke kararıyla birlikte ele almaktadır. Aynı yer. Yazar, Nijerya Yüksek Mahkemesi’nin borcun ikrar edildiği hâllerde tahkime götürülebilecek bir uyuşmazlığın bulunmadığını kabul eden Sakamori kararına da yer vermektedir. Aynı eser, 17. ↩︎
  118. Matos, “Arbitration Agreements and the Winding-up Process”, 318-327. Yazara göre AnAn kararı sorunu iflas öncesi hak ve yükümlülükler meselesi olarak çerçevelediğinden taraf iradesini, Dayang kararı ise iflas hukukundan hareket ettiğinden toplu takibi öne çıkarmaktadır. Aynı yer, 325-326. ↩︎
  119. Matos, “Arbitration Agreements and the Winding-up Process”, 327-331. Yazar bu yaklaşımın belirlilik bakımından eleştirilebileceğini kabul etmekle beraber, çok faktörlü bir yaklaşımın yine de tercih edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Aynı yer, 331. ↩︎
  120. Leung – Ho, “Between Scylla and Charybdis”, 153-158. Yazarlar bu farkı “doktriner olmaktan çok terminolojik” olarak nitelendirmektedir. Low ise eşik tartışmasının, çok faktörlü ve bağımsız bir hakkın kötüye kullanılması testiyle basitleştirilebileceğini savunmaktadır. Low, “Surpassing Thresholds”. ↩︎
  121. Min Kyung Kim – Jonathan Harris, “Arbitration versus Insolvency: Balancing Party Autonomy and Public Policy”, International and Comparative Law Quarterly 75, S. 1 (Ocak 2026): 129-155, başlık 3.1. Yazarlar Salford Estates ve Sian Participation kararlarındaki testlerin her ikisini de “basit” bulmakta ve Lasmos kararının doğru anlaşılmasının taraf iradesi ile iflas hukukunun ilkeleri arasında daha ilkeli bir denge kurduğunu savunmaktadır. Aynı eser, özet ve başlık 4.2. ↩︎
  122. Matos, “Arbitration Agreements and the Winding-up Process”, 311; Ang – Tong, “The Debate Continues”, 13; Neo – Chong, “A Tale of Two Regimes”, 599. ↩︎
  123. Özbek, “İflâs Davasının Hukukî Mahiyeti”, 221-223; Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 109-110, 114-115; YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 13. ↩︎
  124. Kim – Harris, “Arbitration versus Insolvency”, başlık 3.1; Neo – Chong, “A Tale of Two Regimes”, 595-596, 601. ↩︎
  125. Leung – Ho, “Between Scylla and Charybdis”, 153-158; Low, “Surpassing Thresholds”. ↩︎
  126. Ang – Tong, “The Debate Continues”, 13; Chung – Lim, “Arbitrate First, Wind Up Later”. ↩︎
  127. Matos, “Arbitration Agreements and the Winding-up Process”, 329-331. Malezya Federal Mahkemesi’nin teminatsız alacaklıların korunmasına yaptığı vurgu da bu ayrımın bir yansımasıdır. Bkz. yukarıda IV/B. ↩︎
  128. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 23. Doğrudan iflasın amacının vakit kaybını önlemek ve tüm alacaklıların menfaatini korumak olduğu hakkında bkz. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 119-120. ↩︎
  129. Hukuk Genel Kurulu 2021 tarihli kararında, tarafların iflas yoluyla takibi sözleşmeyle sınırlamadıklarını da gerekçesine dayanak yapmıştır. YHGK, 21.12.2021, E.2019/574, K.2021/1710, para. 38. ↩︎
  130. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 10-13; Özbek, “İflâs Davasının Hukukî Mahiyeti”, 221-223; Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 114-115. ↩︎
  131. Dinç, “İtirazın Kaldırılması ve İflâs Davasının Tahkime Elverişliliği”, 445. Kira kaybı alacağının tahkime elverişli olduğu yönünde aynı sözleşmeye ilişkin 2021 tarihli karar bakımından bkz. Köksal, “Genel İflas Yoluyla Takip Yapılmasının Değerlendirilmesi”, 564-565. ↩︎
  132. Dinç, “İtirazın Kaldırılması ve İflâs Davasının Tahkime Elverişliliği”, 442. ↩︎
  133. Dinç, “İtirazın Kaldırılması ve İflâs Davasının Tahkime Elverişliliği”, 443-444; Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 117. ↩︎
  134. Münhasır yetki ile tahkime elverişlilik kavramlarının farklı ölçütlere dayandığı ve münhasır yetki kuralının kendiliğinden tahkime elverişsizlik sonucunu doğurmayacağı hakkında, Türk Ticaret Kanunu m. 105/2 bakımından yapılan değerlendirme için bkz. Özel – Yöney, “Münhasır Yetki Kavramı Perspektifinden Bir Eleştiri”, 243-244. Yazarlar, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bir tahkim şartını münhasır yetki kuralına aykırılık gerekçesiyle geçersiz saydığı kararını bu açıdan eleştirmektedir. Aynı eser, 236-237. İflas davasının genel hükümlere göre yürütülen ilk aşamasının Türk mahkemelerinin münhasır yetkisinin kapsamına girmediği hakkında bkz. Yöney, Münhasır Yetki, 330, 332-333. İİK m. 154/3’ün iflasa ilişkin olsa dahi belirli uyuşmazlıkların tahkimde çözülmesine engel olmaması gerektiği yönünde bkz. Gölcüklü, İflas Uyuşmazlıkları, 174. ↩︎
  135. Köksal, “Genel İflas Yoluyla Takip Yapılmasının Değerlendirilmesi”, 571-578. Yazar bu noktada Hukuk Genel Kurulu’nun 2021 tarihli kararına bölünmezlik tespiti bakımından katılmaktadır. Aynı yer, 574. ↩︎
  136. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 118; Dinç, “İtirazın Kaldırılması ve İflâs Davasının Tahkime Elverişliliği”, 445. Aynı yönde bkz. Gölcüklü, İflas Uyuşmazlıkları, 166; Yöney, Münhasır Yetki, 333. ↩︎
  137. Süheylâ Balkar, “Ödeme Güçlüğü İçinde Bulunma veya İflas Halinin Tahkim Anlaşmasına Etkileri”, Tahkim Anlaşması, ed. Hatice Özdemir Kocasakal – Süheylâ Balkar (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2020), 131, 165-166. Yazar, iflas masasında tahkim masraflarını karşılamaya yetecek malvarlığı bulunmasına rağmen iflas idaresinin tahkim anlaşmasının icrasının imkânsızlaştığı iddiasıyla devlet yargısına başvurmasının, tahkim anlaşmasının haksız şekilde bertaraf edilmesine zemin hazırlayacağını da vurgulamaktadır. Aynı eser, 167-168. ↩︎
  138. Yeşilırmak, “Genel Haciz Yoluyla Takip”, 225, dn. 60. Yazar aynı yerde, bu konunun açık bir kanun hükmüyle düzenlenmesini de önermektedir. ↩︎
  139. Bkz. yukarıda IV/A ve IV/B. Ayrıca bkz. Neo – Chong, “A Tale of Two Regimes”, 607-608. ↩︎
  140. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 29-30, 33. ↩︎
  141. Köksal, “Genel İflas Yoluyla Takip Yapılmasının Değerlendirilmesi”, 575-578. Yazar, iflas hakkının da bir hak olduğunu kabul etmekle beraber, bu hakkın tahkim şartını dolanmak amacıyla kullanılamayacağını belirtmektedir. Aynı yer, 577. Yazar ayrıca alacaklının genel haciz yoluyla takip başlatabileceğini ve itirazın iptali davasının tahkimde görülebileceğini kabul etmektedir. Aynı yer, 575. ↩︎
  142. Bkz. yukarıda III/A. Ayrıca bkz. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 99-101; Kaya, “İtirazın İptali Davasının Tahkime Elverişliliği”, 146-147; Yeşilırmak, “Genel Haciz Yoluyla Takip”, 214-215; Düven, Tahkim İlk İtirazı, 195. ↩︎
  143. YHGK, 21.12.2021, E.2019/574, K.2021/1710, para. 38. ↩︎
  144. Nnamani, “Arbitration Agreements versus Insolvency Proceedings”, 18. Bkz. yukarıda IV/A. ↩︎
  145. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 27. ↩︎
  146. Ang – Tong, “The Debate Continues”, 13; Matos, “Arbitration Agreements and the Winding-up Process”, 331. Kötüye kullanmanın eşik tartışmasından bağımsız ve çok faktörlü bir test olarak ele alınması gerektiği hakkında bkz. Low, “Surpassing Thresholds”. ↩︎
  147. Chung – Lim, “Arbitrate First, Wind Up Later”; Ong – Koh, “Singapore Court of Appeal”. Hong Kong hukukunda borçlunun itirazının dayanaksız veya kötüye kullanma niteliğinde olmasının tahkim anlaşmasına öncelik tanınmasını engelleyen bir istisna olarak kabul edildiği hakkında bkz. Ang – Tong, “The Debate Continues”, 13-14. AnAn kararında sayılan diğer kötüye kullanma örnekleri için bkz. Cassar – Ho – Tahsin – Wang, “Arbitration and Insolvency”; yukarıda IV/B. ↩︎
  148. Ankara BAM 23. HD, 13.11.2025, E.2025/1546, K.2025/992, Erişim Tarihi: Ekim 28, 2026, https://www.lexpera.com.tr. Daire bu sonuca, sözleşmenin taraflarının tahkime başvurmayarak mahkemede dava açmaları hâlinde tahkim şartından vazgeçmiş sayılacaklarına ilişkin Yargıtay kararlarına dayanarak ulaşmıştır. ↩︎
  149. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 28, 34. Kurul’un bu tespitinin bölge adliye mahkemesi kararlarında da tekrarlandığı hakkında bkz. İstanbul BAM 45. HD, 17.12.2025, E.2025/197, K.2025/1443, Erişim Tarihi: Ekim 28, 2026, https://www.lexpera.com.tr. ↩︎
  150. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, ikinci karşı oy. Doktrinde de tahkim yolunun önce izlenmesinin süreci uzatacağı ve maliyeti artıracağı kabul edilmektedir. Köksal, “Genel İflas Yoluyla Takip Yapılmasının Değerlendirilmesi”, 578. ↩︎
  151. Özbek, “İflâs Davasının Hukukî Mahiyeti”, 208. İkinci karşı oyda da bu tedbirlere ilişkin usulün hakem heyeti tarafından uygulanamayacağı vurgulanmıştır. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, ikinci karşı oy. ↩︎
  152. Bkz. yukarıda III/C. ↩︎
  153. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 120-123. Tahkim yargılamasının bekletici mesele yapılması gerektiği yönündeki görüşler için bkz. aynı yer, dn. 77 (Aşık ve Özdemir Kocasakal’a atıfla). Dinç ise iflas davasında alacağın tahkimde tespitinin bekletici sorun yapılmasının davanın niteliğiyle bağdaşmadığı yönündeki görüşe değinmektedir. Dinç, “İtirazın Kaldırılması ve İflâs Davasının Tahkime Elverişliliği”, 435. ↩︎
  154. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 120-123. Yazar ayrıca HMK m. 444’ün hakemlerin uygulayacağı normları düzenlemediğini ve hakem heyetinin icra dairesinin yetkisini inceleyebileceğini belirtmektedir. Aynı yer. ↩︎
  155. Dinç, “İtirazın Kaldırılması ve İflâs Davasının Tahkime Elverişliliği”, 443-444; Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 117. ↩︎
  156. Kim – Harris, “Arbitration versus Insolvency”, başlık 4.2 ve 4.4. Yazarlara göre usul parçalanması riski, tarafların tahkim iradesinin doğal bir sonucu olduğundan abartılmamalıdır. Aynı eser, başlık 4.4. ↩︎
  157. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 122-123. Yazar, HMK m. 439’da MTK’daki düzenlemeye paralel bir değişiklik yapılmasını önermektedir. Aynı yer. ↩︎
  158. Bkz. yukarıda I/C ve I/D. ↩︎
  159. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 35 ve ikinci karşı oy. ↩︎
  160. Atanasovski/Makedonya, B. No. 36815/03, 14.01.2010, para. 38. ↩︎
  161. Ankara BAM 23. HD, 25.06.2026, E.2026/388, K.2026/1415, Erişim Tarihi: Ekim 28, 2026, https://www.lexpera.com.tr. Davacı ayrıca ilk derece mahkemesinin önce ara kararla tahkim itirazını reddedip sonradan kabul etmesinin usulî kazanılmış hakkı ihlâl ettiğini ve yargılama giderlerinin kendisine yükletilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Aynı karar. ↩︎
  162. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 23-24. ↩︎
  163. İstanbul BAM 17. HD, 06.02.2020, E.2019/1619, K.2020/340, aktaran Gölcüklü, İflas Uyuşmazlıkları, 173, dn. 352. Bu sonucun, iflasa karar verilmesi gibi saf iflas işlemlerinin tahkime elverişsizliğiyle bağlantısı için bkz. yukarıda III/B. ↩︎
  164. YHGK, 15.02.2022, E.2021/(15)6-85, K.2022/129, Ankara BAM 23. HD, 25.06.2026, E.2026/388, K.2026/1415’te aktarıldığı şekliyle. İtirazın kaldırılması ve iflas davasında tahkim itirazının süresinde ileri sürülmesi gerektiği hakkında bkz. Dinç, “İtirazın Kaldırılması ve İflâs Davasının Tahkime Elverişliliği”, 439. ↩︎
  165. Ankara BAM 23. HD, 13.11.2025, E.2025/1546, K.2025/992. Bkz. yukarıda V/B. ↩︎
  166. Y23.HD, 29.11.2018, E.2016/5765, K.2018/5560, YHGK, 21.12.2021, E.2019/574, K.2021/1710’da aktarıldığı şekliyle. Yabancı mahkemelere yetki tanınan hâller bakımından aynı yöndeki karar için bkz. Y23.HD, 22.03.2017, E.2015/7207, K.2017/892, aktaran Yöney, Münhasır Yetki, 330, dn. 377. ↩︎
  167. Balkar, “İflas Halinin Tahkim Anlaşmasına Etkileri”, 155-158, 160-161, 164-165. Yazar, MTK m. 5’e HMK m. 413’teki ifadeye benzer bir ifadenin eklenmesini de önermektedir. Aynı eser, 165. ↩︎
  168. Frédéric Bachand, “Does Article 8 of the Model Law Call for Full or Prima Facie Review of the Arbitral Tribunal’s Jurisdiction?”, Arbitration International 22, S. 3 (Eylül 2006): 463, 476. Yazar, tahkim yerinin yabancı bir ülkede bulunması hâlinde tam denetim yapılması gerektiği yönündeki görüşe de iştirak etmemektedir. Aynı eser, başlık II(c). İflas hâlinin tahkim anlaşmasını uygulanamaz kıldığı iddiası bakımından mahkemenin incelemesinin prima facie düzeyde kalması gerektiği yönünde bkz. Gölcüklü, İflas Uyuşmazlıkları, 170. ↩︎
  169. MÖHUK, Kanun Numarası: 5718, Kabul Tarihi: 27.11.2007, RG 12.12.2007/26728. Bu gecikmenin, alacaklıların tahkim yargılaması sırasında geçici hukuki koruma imkânlarına başvurma ihtiyacını artıracağı açıktır. ↩︎
  170. İstanbul BAM 45. HD, 17.12.2025, E.2025/197, K.2025/1443. Daire bu sonuca ulaşırken, arabuluculuk anlaşma belgesine dayanılarak İİK m. 177/4 uyarınca doğrudan iflas yoluna başvurulamayacağını kabul eden Yargıtay 6. Hukuk Dairesi kararlarına da dayanmıştır. Aynı karar. Kararın temyiz yolu açık olup karar henüz kesinleşmemiştir. ↩︎
  171. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 28, 34. Kurul’un bu sonucu, kararın verilmesinden önce açılmış davalara da uygulandığı hakkında bkz. Ankara BAM 23. HD, 25.06.2026, E.2026/388, K.2026/1415. ↩︎
  172. İstanbul BAM 45. HD, 17.12.2025, E.2025/197, K.2025/1443. Bkz. yukarıda V/E. ↩︎
  173. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 24. İtirazsız takipte mahkemenin alacağın varlığını incelemediği ve yalnızca ödeme emrine süresinde itiraz edilmediğini tespit ettiği hakkında bkz. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 118; Özbek, “İflâs Davasının Hukukî Mahiyeti”, 221-222. ↩︎
  174. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 23; Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 119-120. ↩︎
  175. Yeşilırmak, “Genel Haciz Yoluyla Takip”, 214-215, 219-220; Kaya, “İtirazın İptali Davasının Tahkime Elverişliliği”, 146-147; Köksal, “Genel İflas Yoluyla Takip Yapılmasının Değerlendirilmesi”, 575. ↩︎
  176. Yeşilırmak, “Genel Haciz Yoluyla Takip”, 220-222. Bu konudaki tartışma için bkz. Düven, Tahkim İlk İtirazı, 195-196. ↩︎
  177. Yeşilırmak, “Genel Haciz Yoluyla Takip”, 222-224. Yazara göre tahkim anlaşması, bu yoldan zımnî olarak feragat edildiği anlamına gelmektedir. Aynı yer, 224. ↩︎
  178. Bu talebin dayanağı olarak bkz. yukarıda V/C. ↩︎
  179. Özbek, “İflâs Davasının Hukukî Mahiyeti”, 208-209; YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 24. ↩︎
  180. Şahin, “İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”, 100, dn. 26. Uygulamada borçluların icra aşamasında da tahkim anlaşması nedeniyle icra dairesinin yetkisiz olduğu itirazında bulundukları görülmektedir. Ankara BAM 23. HD, 25.06.2026, E.2026/388, K.2026/1415. ↩︎
  181. HMK m. 116-117. Uzatılan cevap süresi içinde ileri sürülen ilk itirazın da süresinde olduğu hakkında bkz. YHGK, 15.02.2022, E.2021/(15)6-85, K.2022/129, Ankara BAM 23. HD, 25.06.2026, E.2026/388, K.2026/1415’te aktarıldığı şekliyle. ↩︎
  182. Ankara BAM 23. HD, 13.11.2025, E.2025/1546, K.2025/992. ↩︎
  183. Bkz. yukarıda IV/B ve V/B. Singapur hukukunda bu hâlin kötüye kullanma teşkil ettiği hakkında bkz. Chung – Lim, “Arbitrate First, Wind Up Later”. ↩︎
  184. Ang – Tong, “The Debate Continues”, 13-14; Matos, “Arbitration Agreements and the Winding-up Process”, 314. ↩︎
  185. Uyuşmazlık çözüm şartlarının bu nedenle “gece yarısı şartları” (midnight clauses) olarak anıldığı hakkında bkz. Shouyu Chong, “Interpreting and Enforcing Conflicting Jurisdiction and Arbitration Clauses in the Singapore Courts: Silverlink Resorts Ltd v MS First Capital Insurance Ltd [2020] SGHC 251”, Singapore Academy of Law Journal 33 (2021): 1177, 1178. ↩︎
  186. Heng – Bay, “Navigating the Crossroads”, 346-347. Yazarlar, tarafların tahkim anlaşmasını yaparken iflas ve tahkim rejimleri arasındaki çatışmayı öngörüp öngörmediklerinin tespitinin, irade yorumunun sınırlarını zorladığına dikkat çekmektedir. Aynı yer. ↩︎
  187. Sian Participation, para. 99, aktaran Leung – Ho, “Between Scylla and Charybdis”, 153-158. Yazarlar, uyuşmazlıkların önlenmesi için taraflara bu yönde açık bir düzenleme yapmalarını tavsiye etmektedir. Aynı yer. ↩︎
  188. YHGK, 01.10.2025, E.2025/512, K.2025/591, para. 27. ↩︎
  189. Doktrinde, tahkim anlaşması bulunan hâllerde hakemde dava açılmadan doğrudan ilamsız icra yoluna başvurulamayacağının kanunla düzenlenmesi de önerilmiştir. Yılmaz’dan aktaran Gölcüklü, İflas Uyuşmazlıkları, 175, dn. 358. Böyle bir düzenlemenin, sözleşmeyle öngörülebilecek ikinci seçeneğin kanuni karşılığını teşkil edeceği söylenebilecektir. ↩︎

Kaynakça

Ang, Desmond – Tong, Sophia. “The Debate Continues: What the Privy Council’s Decision in Sian Participation Corp (In Liquidation) v Halimeda International Ltd [2024] UKPC 16 Means for Re Lam Kwok Hung Guy (2023) 26 HKCFAR 119”. Insolvency and Restructuring International 18, S. 2 (Kasım 2024): 12-16.

Atakul Özata, Ayça Handan. “İflâsın Açılmasının İtirazın İptali Davasına Etkisi”. Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 29, S. 2 (Aralık 2025): 1373-1407.

Bachand, Frédéric. “Does Article 8 of the Model Law Call for Full or Prima Facie Review of the Arbitral Tribunal’s Jurisdiction?”. Arbitration International 22, S. 3 (Eylül 2006): 463-476.

Balkar, Süheylâ. “Ödeme Güçlüğü İçinde Bulunma veya İflas Halinin Tahkim Anlaşmasına Etkileri”. Tahkim Anlaşması, ed. Hatice Özdemir Kocasakal – Süheylâ Balkar, 131-168. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2020.

Cassar, Samara – Ho, Wilfred – Tahsin, Adam – Wang, Ethan. “Arbitration and Insolvency: A Comparative View from England & Wales, Singapore and Hong Kong”. White & Case LLP, JD Supra, 20 Eylül 2024. Erişim Tarihi: Ekim 28, 2026. Nexis Uni.

Chong, Shouyu. “Interpreting and Enforcing Conflicting Jurisdiction and Arbitration Clauses in the Singapore Courts: Silverlink Resorts Ltd v MS First Capital Insurance Ltd [2020] SGHC 251”. Singapore Academy of Law Journal 33 (2021): 1177 vd.

Chung, Katie – Lim, Lukas. “Arbitrate First, Wind Up Later: Singapore Court of Appeal Reaffirms AnAn and Parts Ways with Privy Council”. Baker Botts, 28 Mayıs 2026. Erişim Tarihi: Ekim 28, 2026. https://www.bakerbotts.com/thought-leadership/publications/2026/may/arbitrate-first-wind-up-later-singapore-court-of-appeal-reaffirms-anan.

Dinç, İlhan. “Genel (Âdi) İflâs Yoluyla Takibe İtirazın Kaldırılması ve İflâs Davasının Tahkime Elverişliliği”. Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, S. 41 (Ocak 2020): 427-462.

Düven, Fatma Sümeyye. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda Tahkim İlk İtirazı. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2025.

Gölcüklü, İlyas. Milletlerarası Özel Hukukta İflas Uyuşmazlıklarının Çözümü. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2020.

Heng, Sheena – Bay, Benjamin. “Navigating the Crossroads between Arbitration and Insolvency in a Cross-Border Context: Hyalroute Communication Group Ltd v Industrial and Commercial Bank of China (Asia) Ltd [2025] HKCFI 2417”. Singapore Academy of Law Journal 38 (2026): 346 vd.

Karaca, H. Akif. “Tahkime Elverişlilik: Rekabet, İflas ve Fikri Mülkiyet Hukuku Uyuşmazlıkları”. Tahkim Anlaşması: Tahkim Okulu Paneller Serisi Cilt 1, ed. Mustafa Erkan – Candan Yasan Tepetaş, 393-411. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2020.

Kaya, Serkan. “Bölüm 5: İtirazın İptali Davasının Tahkime Elverişliliği”. Milli Tahkim Kapsamında Tahkime Elverişlilik, ed. Serkan Kaya, 141-168. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2022.

Kim, Min Kyung – Harris, Jonathan. “Arbitration versus Insolvency: Balancing Party Autonomy and Public Policy”. International and Comparative Law Quarterly 75, S. 1 (Ocak 2026): 129-155.

Köksal, Bahadır. “Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı Çerçevesinde Tahkim Şartının Varlığı Halinde Genel İflas Yoluyla Takip Yapılmasının Değerlendirilmesi”. Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 26, S. 3 (Temmuz 2022): 557-582.

Leung, Thomas – Ho, Matthew. “Between Scylla and Charybdis: Navigating Uncharted International Waters Post-Sian Participation”. Arbitration International 42, S. 1 (Mart 2026): 153-158.

Low, Brendan. “Surpassing Thresholds: Evaluating a Standalone Abuse of Process Doctrine as a Simplification to the Threshold Debate in Arbitration versus Insolvency”. Arbitration International (çevrimiçi ön yayın, 23 Ekim 2026). https://doi.org/10.1093/arbint/aiag021.

Matos, Shaun. “Arbitration Agreements and the Winding-up Process: Reconciling Competing Values”. International and Comparative Law Quarterly 72, S. 2 (Nisan 2023): 309-332.

Neo, Yu Fan – Chong, Kai Sheng. “A Tale of Two Regimes: Arbitration and Insolvency from the Privy Council to Singapore: Sian Participation Corp v Halimeda International Ltd [2024] 3 WLR 937”. Singapore Academy of Law Journal 37, S. 2 (Eylül 2025): 595-608.

Nnamani, Tobenna. “Arbitration Agreements versus Insolvency Proceedings: The Nigerian Court Speaks”. Insolvency and Restructuring International 18, S. 2 (Kasım 2024): 17-19.

Ong, William – Koh, Benjamin. “Singapore Court of Appeal Clarifies Treatment of Disputed Debts in Winding Up Applications Involving Arbitration Agreements”. Allen & Gledhill, 13 Mayıs 2026. Erişim Tarihi: Ekim 28, 2026. https://www.allenandgledhill.com/sg/perspectives/articles/32918/sgkh-singapore-court-of-appeal-clarifies-treatment-of-disputed-debts-in-winding-up-applications-involving-arbitration-agreements.

Özbek, Mustafa S. “İflâs Davasının Hukukî Mahiyeti”. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 61, S. 1 (Mart 2012): 207-274.

Özel, Sibel – Yöney, Can. “Türk Ticaret Kanunu m. 105/2 Hükmünü Milletlerarası Usul Hukuku Bakımından Münhasır Yetki Kuralı Olarak Değerlendiren Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Kararlarının Düşündürdükleri: Münhasır Yetki Kavramı Perspektifinden Bir Eleştiri”. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi 30, S. 1 (Haziran 2024): 229-249.

Şahin, Çağatay Serdar. “Bölüm 4: İflâs Prosedüründe Tahkime Elverişlilik”. Milli Tahkim Kapsamında Tahkime Elverişlilik, ed. Serkan Kaya, 89-140. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2022.

Yener Keskin, Cansu. Milletlerarası Tahkim Anlaşmasının Kurulması ve Etkisi. 3. bs. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2023.

Yeşilırmak, Ali. “Geçerli Bir Tahkim Anlaşmasının Varlığına Rağmen Genel Haciz Yoluyla Takip Yapılabilir mi?”. TBB Dergisi, S. 96 (2011): 205-228.

Yöney, Can. Milletlerarası Usul Hukukunda Münhasır Yetki. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2024.

Bu yazıya atıf

DALARDIÇ, Mehmet Can: “Tahkim Şartı Bulunan Alacaklar İçin İflas Yoluyla Takip ve İtirazın Kaldırılması ve İflas Davasında Tahkim İlk İtirazı: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.10.2025 Tarihli Kararı Işığında Bir Rehber”, Mehmet Can Dalardıç Hukuk, 30.10.2026, https://dalardic.com/iflas-yoluyla-takip-ve-tahkim-ilk-itirazi/ (E.T. 30.10.2026).

Yazar hakkında

Mehmet Can Dalardıç

Necmettin Erbakan Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Aynı üniversitede ve Marmara Üniversitesi’nde Özel Hukuk yüksek lisans çalışmalarını sürdürüyor. Ulusal ve milletlerarası tahkim ile alternatif uyuşmazlık çözüm yolları üzerine çalışıyor, kurgusal dava yarışmalarında takım koçluğu yapıyor.

Yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir