Mahkemelere de Yetki Veren Tahkim Şartları ve Tahkim İradesinin Açıklığı: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.10.2025 Tarihli Kararı Işığında Yabancı Unsurlu Sözleşmeler İçin Bir Rehber
Yargıtay HGK’nın 01.10.2025 kararı ışığında mahkemelere de yetki veren tahkim şartları, tahkim iradesinin açıklığı, lex fori yaklaşımı ve sözleşme önerileri.
İçindekiler
- Öz
- Abstract
- Giriş
- I. Karara Konu Olay ve Yargılama Süreci
- A. Olay ve Uyuşmazlık Çözümüne İlişkin Sözleşme Hükümleri
- B. İlk Derece, İstinaf ve Özel Daire Aşamaları
- C. Hukuk Genel Kurulu’nun Gerekçesi
- D. Bağlantılı Tenfiz Davası
- II. Türk Hukukunda Tahkim İradesinin Açıklığı Şartı ve Mahkemelere de Yetki Veren Tahkim Şartları
- A. Açık ve Kesin Tahkim İradesi Şartının Dayanağı
- B. Mahkemelere de Yetki Veren Tahkim Şartlarının Türleri
- C. Yargıtay Uygulamasındaki Farklı Eğilimler
- D. Doktrindeki Görüşler
- E. Karşılaştırmalı Hukukta Ayakta Tutma Yaklaşımı
- III. Tahkim İradesinin Varlığına Uygulanacak Hukuk ve Hukuk Genel Kurulu’nun Lex Fori Yaklaşımı
- A. Türk Hukukunda Tahkim Anlaşmasına Uygulanacak Hukukun Genel Çerçevesi
- B. Varlık ile Geçerlilik Arasındaki Ayrım ve Hukuk Genel Kurulu’nun Tercihi
- C. Lex Fori Yaklaşımının Gerekçeleri ve Sakıncaları
- D. Tahkim İtirazı Üzerine Yapılacak İncelemenin Yoğunluğu ve Yetki-Yetkisi İlkesi
- IV. Kararın Değerlendirilmesi
- A. “Seçenek Tanınması” Yorumunun İsabeti
- B. Özel Dairenin İlk Bozma Kararı ile Hukuk Genel Kurulu Kararının Karşılaştırılması
- C. Tenfiz Davası ile İlişki ve Çelişkili Kararlar Riski
- D. Kararın Türk Tahkim Uygulaması Bakımından Etkisi
- V. Uygulama İçin Rehber: Tahkim Şartlarının Kaleme Alınması ve Uyuşmazlık Stratejisi
- A. Sözleşme Aşamasında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
- B. Uyuşmazlık Aşamasında İzlenecek Strateji
- C. Yürürlükteki Sözleşmeler Bakımından Öneriler
- Sonuç
- Dipnotlar
- Kaynakça
Öz
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 01.10.2025 tarihli ve E. 2024/653, K. 2025/584 sayılı kararında, Londra’da yürütülecek ICC tahkimini öngören bir tahkim şartının, aynı sözleşmede İngiliz mahkemelerinin “gayri münhasır” yetkisini kabul eden bir hükümle birlikte yer alması karşısında tahkim iradesinin açık ve kesin olmadığı sonucuna varmıştır. Kararın asıl önemi, tahkim iradesinin mevcudiyetinin Milletlerarası Tahkim Kanunu m. 4/3 uyarınca tahkim anlaşmasına uygulanacak hukuka göre değil, doğrudan hâkimin hukuku (lex fori) olan Türk hukukuna göre değerlendirileceğini ifade etmesinde yatmaktadır. Çalışmamızda karar, Türk hukukunda mahkemelere de yetki veren tahkim şartlarına ilişkin içtihat ve doktrin, tahkim anlaşmasına uygulanacak hukuk tartışması ve karşılaştırmalı hukuktaki gelişmeler ışığında değerlendirilmektedir. Varlık ile geçerlilik arasında kanunlar ihtilafı bakımından yapılan ayrımın New York Sözleşmesi ve 1961 tarihli Avrupa Sözleşmesi ile bağdaşmadığı, tahkim yeri yurt dışında olan uyuşmazlıklarda doğan kanun boşluğunun New York Sözleşmesi m. V(1)(a)’nın kıyasen uygulanmasıyla doldurulmasının daha isabetli olacağı kanaatindeyiz. Çalışmanın son bölümünde, yabancı unsurlu sözleşmelerde tahkim şartlarının kaleme alınması ve uyuşmazlık aşamasında izlenecek strateji bakımından uygulamaya yönelik öneriler sunulmaktadır.
Anahtar Kelimeler: Tahkim şartı, açık ve kesin tahkim iradesi, patolojik tahkim şartı, tahkim anlaşmasına uygulanacak hukuk, lex fori, tahkim itirazı, New York Sözleşmesi.
Abstract
Arbitration Clauses Also Conferring Jurisdiction on Courts and the Clarity of the Intent to Arbitrate: A Guide for Contracts with a Foreign Element in Light of the Decision of the Turkish Court of Cassation Assembly of Civil Chambers Dated 1 October 2025
In its decision of 1 October 2025 (Docket No. 2024/653, Decision No. 2025/584), the Assembly of Civil Chambers of the Turkish Court of Cassation held that an ICC arbitration clause providing for arbitration in London did not reflect a clear and definite intent to arbitrate, as the same contract also stated that the parties accepted the “non-exclusive” jurisdiction of the English courts. The decision is of particular significance because it declares that the existence of the intent to arbitrate is to be assessed not under the law applicable to the arbitration agreement pursuant to Article 4(3) of the Turkish International Arbitration Law, but directly under Turkish law as the lex fori. This article evaluates the decision in light of Turkish case law and scholarship on arbitration clauses that also confer jurisdiction on courts, the debate on the law governing the arbitration agreement, and recent comparative developments. It argues that a conflict-of-laws distinction between existence and validity is difficult to reconcile with the New York Convention and the 1961 European Convention, and that the gap arising in arbitrations seated abroad should rather be filled by applying Article V(1)(a) of the New York Convention by analogy. The final part offers practical guidance for drafting arbitration clauses in contracts with a foreign element and for the conduct of parties once a dispute arises.
Keywords: Arbitration clause, clear and definite intent to arbitrate, pathological arbitration clause, law governing the arbitration agreement, lex fori, arbitration objection, New York Convention.
Giriş
Günümüzde sınır ötesi ticari ilişkilerin yoğunlaşması, taraflar arasında doğabilecek uyuşmazlıkların hangi forumda ve hangi kurallar çerçevesinde çözüleceği sorusunu sözleşme müzakerelerinin ayrılmaz bir parçası hâline getirmektedir. Bu sorunun en sık başvurulan cevabı olan tahkim, tarafsız bir forum sunması, yargılamanın taraflarca şekillendirilebilmesine imkân tanıması ve hakem kararlarının New York Sözleşmesi sayesinde milletlerarası düzeyde dolaşımını kolaylaştırması gibi sebeplerle tercih edilmektedir.1 Ancak tahkimin bu faydalarından yararlanılabilmesi, her şeyden önce tarafların uyuşmazlıklarını devlet yargısı yerine hakemlere götürme iradelerini tahkim anlaşmasına tereddüde mahal vermeyecek şekilde yansıtmalarına bağlıdır. Uygulamada ise tahkim şartlarının önemli bir kısmının, sözleşmenin müzakere sürecinin son aşamalarında ve çoğu zaman farklı hukuk geleneklerinden gelen kalıpların bir araya getirilmesi suretiyle kaleme alındığı görülmektedir.2 Bu durumun en tipik görünümlerinden bir tanesi de aynı sözleşmede hem tahkime hem de belirli bir ülke mahkemelerine yetki tanıyan hükümlere yer verilmesidir.
Türk hukukunda bu tür hükümler, Yargıtay’ın uzun süredir istikrarla uyguladığı “açık ve kesin tahkim iradesi” ölçütü çerçevesinde değerlendirilmekte ve çoğunlukla tahkim şartının geçersizliği sonucuna varılmaktadır.3 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.10.2025 tarihli ve E. 2024/653, K. 2025/584 sayılı kararı, ilk bakışta bu yerleşik içtihadın bir tekrarı olarak görülebilir. Bununla beraber karar, iki önemli noktada yerleşik uygulamanın ötesine geçmektedir. İlk olarak Kurul, tahkim yerinin Londra olarak belirlendiği, esas sözleşmenin İngiliz hukukuna tâbi kılındığı ve İngiliz mahkemelerine “gayri münhasır” yetki tanındığı bir uyuşmazlıkta, tahkim iradesinin mevcudiyetinin Milletlerarası Tahkim Kanunu (“MTK”) m. 4/3 uyarınca tahkim anlaşmasına uygulanacak hukuka göre değil, “doğrudan doğruya hakimin hukuku (lex fori) olan Türk hukukuna göre” değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmiştir.4 İkinci olarak Kurul, hakem heyetinin kendi yetkisine ilişkin itirazı reddederek esas hakkında karar vermiş olmasının dahi Türk mahkemesinin tahkim şartının varlığını ve geçerliliğini kendi hukuku çerçevesinde incelemesine engel olmayacağını kabul etmiştir.5
Kararın bir diğer dikkat çekici yönü, aynı tahkim şartına dayanılarak Londra’da verilen ICC hakem kararının tenfizi talebinin de Türk mahkemelerince reddedilmiş olmasıdır.6 Böylece aynı tahkim şartı, Türk mahkemelerinde açılan alacak davası bakımından tahkim itirazının reddi, hakem kararının tenfizi bakımından ise tenfiz engeli sonucunu doğurmuştur. Bu tablo, tahkim iradesinin açıklığı meselesinin yalnızca soyut bir yorum sorunu olmadığını; tahkim yeri yurt dışında bulunan uyuşmazlıklarda hangi hukukun uygulanacağı sorusu ile birleştiğinde, tarafların uyuşmazlık çözüm stratejisini doğrudan belirleyen bir mesele hâline geldiğini göstermektedir.
Biz de çalışmamızda Hukuk Genel Kurulu’nun bahsi geçen kararında yaptığı tespitleri ortaya koyacak ve bu tespitleri hem Türk hukukundaki içtihat ve doktrin hem de karşılaştırmalı hukuktaki gelişmeler çerçevesinde değerlendireceğiz. Bu kapsamda öncelikle karara konu olayı ve yargılama sürecini aktaracak, sonrasında Türk hukukunda tahkim iradesinin açıklığı şartını ve mahkemelere de yetki veren tahkim şartlarına ilişkin görüşleri ele alacağız. Akabinde tahkim iradesinin mevcudiyetine uygulanacak hukuk meselesini ve Kurul’un benimsediği lex fori yaklaşımını inceleyecek, kararın isabetine ilişkin kanaatimizi ortaya koyacağız. En son olarak ise yabancı unsurlu sözleşmelerde tahkim şartlarının kaleme alınması ve uyuşmazlık aşamasında izlenecek strateji bakımından uygulamaya yönelik önerilerde bulunacağız. Kararda davacı tarafça ileri sürülen ve denkleştirme talebine ilişkin Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) m. 122 hükmünün doğrudan uygulanan kural niteliği taşıyıp taşımadığı ile bu niteliğin tahkim anlaşmasının geçerliliğine etkisi meselesi ise çalışmamızın konusu dışında kalmaktadır.7
I. Karara Konu Olay ve Yargılama Süreci
Çalışmamızın bu başlığında Hukuk Genel Kurulu kararına konu olayı, tarafların uyuşmazlık çözümüne ilişkin olarak kararlaştırdıkları hükümleri ve kararın verilmesine kadar geçen yargılama sürecini ele alacağız. Bu kapsamda sırasıyla olayı ve sözleşme hükümlerini, ilk derece, istinaf ve Özel Daire aşamalarını, Hukuk Genel Kurulu’nun gerekçesini ve bağlantılı tenfiz davasını aktaracağız.
A. Olay ve Uyuşmazlık Çözümüne İlişkin Sözleşme Hükümleri
Uyuşmazlığa konu ilişki, Türk davacı şirket ile yabancı bir otomobil markasının Türkiye’deki satışını düzenleyen ve karşı tarafı bir “Limited” şirket olan 25.06.1985 tarihli, kararda “Franchise Anlaşması” olarak da anılan tek satıcılık sözleşmesine dayanmaktadır.8 Bu sözleşme ile davacı, söz konusu markanın araçlarının Türkiye bölgesinde satışı konusunda münhasıran yetkilendirilmiştir. 25.02.2013 tarihli bir sözleşme ile karşı tarafın sözleşmeden doğan hak ve borçları davalı şirkete devredilmiş, davalı ise 21.08.2012 tarihli bildirimle sözleşmeyi 20.08.2014 tarihi itibarıyla sona erdirmiştir.9 Davacı, 02.02.2016 tarihinde Türk mahkemelerinde açtığı davada TTK m. 122 uyarınca denkleştirme talebi ile rücuen tazminat ve yedek parça stokuna ilişkin alacak taleplerini ileri sürmüştür.10
Uyuşmazlığın düğüm noktasını, sözleşmenin uyuşmazlık çözümüne ilişkin hükümleri teşkil etmektedir. Sözleşmenin K(i) maddesinde tarafların aralarındaki her türlü anlaşmazlığı öncelikle dostane yollarla çözmeye çalışacakları kararlaştırılmış, K(ii) maddesi ise şu şekilde kaleme alınmıştır:
“Bu şekilde çözümlenemeyen her türlü ihtilaf, bu kapsamda İngiltere Uluslararası Ticaret Odası Ulusal Komitesi olan Başkanın kurallarına uygun olarak tayin edilen bir ya da birkaç hakem tarafından Uluslararası Ticaret Odası kuralları kapsamında kesin olarak çözümlenecektir. Tahkim Londra’da yapılacaktır.”11
Sözleşmenin L(i) maddesinde sözleşmenin tüm hususlarda İngiliz hukukuna tâbi olacağı ve bu hukuka uygun olarak yorumlanacağı belirtilmiş, hemen ardından gelen L(ii) maddesinde ise tarafların “İngiliz mahkemelerinin gayri münhasır yetkilerini kabul ederler” ifadesine yer verilmiştir.12 Görülebileceği üzere sözleşme, Londra’da yürütülecek bir ICC tahkimini öngören bir tahkim şartı ile İngiliz mahkemelerine münhasır olmayan bir yetki tanıyan bir hükmü yan yana barındırmaktadır.13
Sözleşmenin sona ermesinin ardından davalı, K(ii) maddesine dayanarak 16.07.2015 tarihinde ICC nezdinde tahkim yoluna başvurmuştur. Davacı tahkim yargılamasına katılmamış ve tahkim şartının geçersiz olduğu görüşünde ısrar etmiştir. Hakem, kendi yetkisine yönelik itirazı değerlendirerek reddetmiş ve 18.07.2016 tarihinde, yani Türk mahkemesinde açılan davanın derdest olduğu bir sırada, esas hakkında karar vermiştir.14
B. İlk Derece, İstinaf ve Özel Daire Aşamaları
Davalı, cevap dilekçesinde tahkim itirazında bulunmuş; ICC’ye yaptığı başvurunun davacının itirazına rağmen kabul edildiğini, Türk mahkemesinin tahkim şartını ancak ilk bakışta (prima facie) inceleyebileceğini, yetki-yetkisi (Kompetenz-Kompetenz) ilkesi uyarınca yetki sorununa karar verme hakkının hakemlere ait olduğunu ve tahkim yeri hukukunun uygulanması gerektiğini savunmuştur.15 İlk derece mahkemesi, 12.11.2020 tarihli kararıyla tahkim itirazını kabul ederek davayı usulden reddetmiştir. Mahkemeye göre taraflar tahkime başvuruyu yazılı olarak açık ve net bir şekilde kararlaştırmışlardır; İngiliz mahkemelerinin münhasır olmayan yetkisinin kabul edilmesi ise “alternatif değil tahkim sonucuna göre başvurulabilecek bir kanuni yol” niteliğindedir.16
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi de 10.06.2021 tarihli kararıyla istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Daireye göre uyuşmazlık sözleşmede açık ve net bir şekilde tahkime bağlanmıştır ve L(ii) maddesinden, “tahkime ilişkin usul hükümlerinde İngiliz Mahkemelerinin yetkili olduğunun anlaşılması” gerekmektedir.17 Görüldüğü üzere ilk iki derece mahkemesi, L(ii) maddesini tahkimi destekleyen ve denetleyen bir yetki şartı olarak yorumlamak suretiyle tahkim şartını ayakta tutmuştur.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ise 22.03.2023 tarihli kararıyla bölge adliye mahkemesi kararını bozmuştur. Daire, önce MTK m. 4/3 hükmünü hatırlatmış ve tahkim iradesinin “hiçbir tereddüde yer vermeyecek kesinlikte açık olması” gerektiğini vurgulamıştır. Bu çerçevede K(ii) ve L(ii) maddelerinin birlikte değerlendirilmesi hâlinde tahkim hususunda açık ve kesin bir iradenin varlığından söz edilemeyeceğini ve “Türk Hukuku uyarınca geçerli bir tahkim anlaşmasının bulunduğu sonucuna varılamayacağını” tespit etmiştir.18 Ancak Daire, bu tespitin hemen ardından sözleşmenin tüm hususlarda İngiliz hukukuna tâbi kılındığını, dolayısıyla tahkim şartının geçerli olup olmadığının da İngiliz hukukuna göre değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiş ve İngiliz hukukunun ilgili mevzuatının yeminli tercümesi dosyaya alınarak bu değerlendirmenin yapılması için kararı bozmuştur.19
İlk derece mahkemesi bu bozma kararına direnmiştir. Direnme kararında bozma ilâmının kendi içinde çelişkili olduğu, zira tahkim şartının bir yandan Türk hukukuna göre geçersiz kabul edilip diğer yandan İngiliz hukukuna göre değerlendirilmesinin istendiği ifade edilmiştir. Mahkemeye göre L(ii) maddesi, “tahkim yargılaması nedeniyle ortaya çıkacak uyuşmazlıklarda İngiliz mahkemelerinin münhasır olmayan yetkisinin kabul edildiği anlamını” taşımaktadır; 25.02.2013 tarihli yenileme anlaşmasındaki yetki hükmü ise yalnızca o anlaşmadan doğan uyuşmazlıklara ilişkindir.20
C. Hukuk Genel Kurulu’nun Gerekçesi
Hukuk Genel Kurulu önündeki uyuşmazlık, 25.06.1985 tarihli sözleşmede düzenlenen tahkim şartının “belirlilik noktasında geçerli olup olmadığı ve buradan varılacak sonuca göre İngiliz hukuku bağlamında bir araştırma yapılmasının gerekip gerekmediği” noktasında toplanmıştır.21 Kurul, önce tahkim yerinin Türkiye dışında belirlendiği uyuşmazlıklarda MTK’nın kural olarak uygulanmayacağını, ancak MTK m. 5/1 gereğince Türk mahkemesinde açılan davada tahkim itirazında bulunulabileceğini ve bu itirazın Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) ilk itirazlara ilişkin hükümlerine tâbi olduğunu hatırlatmıştır.22 Kurul akabinde MTK m. 4/3, New York Sözleşmesi m. II/3 ve MÖHUK m. 62 hükümlerini aktarmıştır.23
Kararın çekirdeğini teşkil eden onuncu paragrafta Kurul, uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözümlenmesine ilişkin irade açıklamasının tahkim sözleşmesinin “temel kurucu unsuru” olduğunu, “mevcut olmayan bir tahkim sözleşmesinin geçerliliği dahi değerlendirilemez” olduğunu ifade etmiş ve şu sonuca varmıştır:
“Bu nedenle, tahkim iradesinin mevcudiyeti MTK’nın 4/3. maddesi uyarınca maddi geçerliliğe uygulanacak hukuka veya bu yönde bir seçim yoksa Türk hukukuna göre değil doğrudan doğruya hakimin hukuku (lex fori) olan Türk hukukuna göre değerlendirilmelidir.”24
Kurul, devlet yargısının genel yol, tahkimin ise istisnai bir yol olduğunu, bu sebeple tahkim sözleşmesinin varlığının “ancak tereddüte yer vermeyecek kadar açık ve kesin bir tahkim iradesinin varlığına bağlı” olduğunu vurgulamıştır. Kurul’a göre tahkim iradesinin açık ve belirli olmasını engelleyen hâllerden bir tanesi, tarafların hakem yetkisini kabul etmekle birlikte mahkemelere de yetki tanımaları veya bu anlamda yorumlanmaya müsait kesin olmayan ifadeler kullanmalarıdır.25 Kurul ayrıca hakemlerin kendi yetkileri hakkında karar verebileceklerini kabul etmekle beraber, bu durumun ilk itiraz olarak tahkim şartının ileri sürülmesi hâlinde mahkemenin “kendi hukuku çerçevesinde” tahkim sözleşmesinin varlığını araştırmasına engel olmayacağını belirtmiştir. Somut olayda hakemin yetki itirazını bizzat değerlendirerek reddetmiş olması da bu incelemeye engel görülmemiştir.26
Kurul, somut olaya ilişkin değerlendirmesinde K(ii) ve L(ii) maddelerinin hâkimin hukuku kapsamında birlikte ele alınması gerektiğini ifade etmiş ve şu tespiti yapmıştır:
“Şöyle ki, sözleşmenin K (ii) maddesinde tahkim yetkisi belirtildikten sonra buna ilaveten düzenlenen L (ii) maddesinde İngiliz mahkemelerinin de yetkili kılınması, tahkime yardımcı olarak mahkemenin yetkilendirildiği şeklinde bir açıklık içermemekle, taraflara devlet yargısı ile tahkim arasında seçenek tanınması şeklinde yoruma da müsaittir.”27
Bu çerçevede Kurul, tahkim şartının tereddüde yer bırakmayacak şekilde kesin ve açık olmadığı, tahkim sözleşmesinin Türk hukukuna göre geçerli kabul edilemeyeceği ve tahkim ilk itirazının kabulünün doğru olmadığı sonucuna varmış; direnme kararını, Özel Dairenin bozma gerekçesinden farklı olarak “değişik gerekçeyle” bozmuştur.28 Böylece Özel Dairenin İngiliz hukukunun araştırılması gerektiğine ilişkin gerekçesi terk edilmiş ve uyuşmazlık, yabancı hukuka başvurulmaksızın doğrudan Türk hukukuna göre çözülmüştür.
D. Bağlantılı Tenfiz Davası
Davalı, Londra’da verilen 18.07.2016 tarihli ICC hakem kararının Türkiye’de tenfizini talep etmiş, ilk derece mahkemesi tenfize karar vermiştir.29 İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi ise ilk derece mahkemesi kararını kaldırarak tenfiz talebini reddetmiştir. Daire, New York Sözleşmesi m. V(1)(a) uyarınca tahkim anlaşmasının geçerliliğinin tarafların seçtiği hukuka, bu yoksa tahkim yeri hukukuna göre belirleneceğini ve tarafların İngiliz hukukunu seçtiğini tespit etmiştir. Ancak alınan bilirkişi raporunda 1996 tarihli İngiliz Tahkim Kanunu’nun yalnızca şekli geçerliliği düzenlediği ifade edilmiş ve “kesin bir sonuca varılamamakla birlikte” yerli ve yabancı literatürde tahkim iradesinin tereddüde yer vermeyecek şekilde ortaya konulmasının arandığı kabul edilmiştir.30 Daire buna ilaveten, şart geçerli kabul edilse dahi 25.02.2013 tarihli yenileme sözleşmesinin 8. paragrafında İngiliz mahkemelerine “münhasır yargı yetkisi” tanındığını ve bu yetkinin “gayri kabili rücu” olarak kabul edildiğini, dolayısıyla K ve L maddelerinin hükmünün kalmadığını belirtmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 03.07.2025 tarihli kararıyla bu kararı oybirliğiyle onamıştır. Daire’nin gerekçesi şu şekildedir:
“(…) özellikle 1958 tarihli (…) New York Sözleşmesi hükümlerine ve UNCITRAL prensiplerine göre tahkim iradesinin açık ve hiçbir tereddüte mahal vermeyecek netlikte olması gerekmesine, ilaveten İngiliz Mahkemelerinin yetkili kılınmasına ilişkin ibarenin, devlet mahkemesinin tahkime yardımcı olması amacını taşıdığına ilişkin açıklık içermemesine, taraflara devlet yargısı ya da tahkime başvurma hususunda seçenek tanınmasına ve bu durumda tahkim iradesinin net ve tartışmasız olmasından sözedilemeyecek olmasına göre (…)”31
Hukuk Genel Kurulu da kararında bu onama kararına atıfta bulunmuş ve tenfiz davasında tarafların tahkim iradelerinin tereddüde yer vermeyecek açıklıkta olmadığının belirtildiğini kaydetmiştir.32 Belirtmeliyiz ki tenfiz davasında başvurulan ölçüt, kanunlar ihtilafı bakımından Hukuk Genel Kurulu kararındaki ölçütten farklıdır. Zira tenfiz davasında Türk mahkemeleri New York Sözleşmesi m. V(1)(a)’yı ve dolayısıyla İngiliz hukukunu uygulanacak hukuk olarak kabul etmiş, ancak İngiliz hukukunun içeriğini tespit edemeyerek tahkim iradesinin açıklığı şartını doğrudan Sözleşme’ye ve “UNCITRAL prensiplerine” dayandırmıştır. Bu iki karar arasındaki ilişkiye ve doğurduğu sonuçlara çalışmamızın dördüncü başlığında ayrıca değineceğiz.
II. Türk Hukukunda Tahkim İradesinin Açıklığı Şartı ve Mahkemelere de Yetki Veren Tahkim Şartları
Çalışmamızın bu başlığında Hukuk Genel Kurulu kararının dayandığı “açık ve kesin tahkim iradesi” ölçütünün Türk hukukundaki dayanağını ve mahkemelere de yetki veren tahkim şartları bakımından uygulanma biçimini ele alacağız. Bu kapsamda sırasıyla söz konusu şartın dayanağını, mahkemelere de yetki veren tahkim şartlarının türlerini, Yargıtay uygulamasındaki farklı eğilimleri, doktrindeki görüşleri ve karşılaştırmalı hukuktaki ayakta tutma yaklaşımını inceleyeceğiz.
A. Açık ve Kesin Tahkim İradesi Şartının Dayanağı
MTK m. 4/1 hükmünde tahkim anlaşması, tarafların sözleşmeden kaynaklansın veya kaynaklanmasın, aralarında mevcut bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tümünün veya bir kısmının hakem veya hakem heyeti tarafından çözülmesi konusunda yaptıkları anlaşma olarak tanımlanmaktadır. HMK m. 412/1 hükmünde de iç tahkim bakımından benzer bir tanıma yer verilmiştir.33 Doktrinde bu tanımlardan hareketle, tahkim anlaşmasının taşıması gereken en temel unsurun tarafların uyuşmazlıklarını mutad yargı mercii olan mahkemeler yerine hakemler nezdinde çözme yönündeki iradesi olduğu kabul edilmektedir.34 Tahkim anlaşması, bu niteliğiyle hem olumlu hem de olumsuz bir etki doğurmaktadır; zira bir yandan hakemlere uyuşmazlığı çözme yetkisi tanırken, diğer yandan devlet mahkemelerine giden yolu kapatmaktadır.35
Yargıtay, tahkim anlaşmasının devlet yargısını bertaraf eden bu etkisinden hareketle, tahkim iradesinin açık ve kesin olarak ortaya konulmasını bir geçerlilik şartı olarak aramaktadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 10.03.2022 tarihli bir kararında bu anlayışı şu ifadelerle ortaya koymuştur: “Tahkim anlaşmasının varlığı, tarafların açık tahkim iradelerinin mevcut bulunmasına bağlıdır. Bu husus tahkim anlaşmasının esaslı unsurudur. Davanın hakemde görülmesi, istisnai bir dava yoludur. Kural, uyuşmazlığın görülmesi görevinin yetkili mahkemelere ait olmasıdır.”36 Doktrinde de bu yaklaşım, tahkimin devlet yargısına nazaran istisnai niteliğine dayandırılmakta ve Yargıtay’ın bu konudaki içtihadının “müstakar” bir hâl aldığı ifade edilmektedir.37 Yener Keskin de Yargıtay’ın tahkimi istisnai bir çözüm yolu, asıl olanı ise mahkemeler olarak gördüğünü ve tahkim iradesinin her türlü karışıklıktan uzak şekilde düzenlenmediği hâllerde mahkemeleri görevli kabul ettiğini tespit etmektedir.38
Burada dikkat çekmek istediğimiz husus, tahkim iradesinin açıklığı şartının doktrinde ve uygulamada bazen tahkim anlaşmasının “varlığı”, bazen ise “geçerliliği” ile ilişkilendirilmesidir. Öyle ki aynı eserde, iradenin açıkça gösterilmemesi hâlinde tahkim sözleşmesinin “var olmayacağı” ifade edilirken, birkaç cümle sonra aynı durumda tahkim sözleşmesinin “geçersiz” olacağı belirtilebilmektedir.39 Bu terminolojik dalgalanma, Türk iç hukuku bakımından çoğu zaman sonuca etki etmemektedir; zira her iki nitelendirmede de tahkim itirazı reddedilmekte ve uyuşmazlık devlet mahkemesince çözülmektedir. Türk doktrininde yokluk ile geçersizlik arasındaki ayrım ise daha çok ayrılabilirlik ilkesinin kapsamı bakımından ele alınmaktadır. Nitekim Erkan, MTK m. 4/4 ve HMK m. 412/4 hükümlerinin yalnızca esas sözleşmenin geçersizliği hâlini düzenlediğini, yokluk hâlini ise düzenlemediğini belirtmektedir.40 Ancak aşağıda ayrıntılı olarak ele alacağımız üzere, Hukuk Genel Kurulu bu ayrımı kanunlar ihtilafı bakımından sonuç doğuran bir ayrım olarak kullanmış ve varlık meselesini tahkim anlaşmasına uygulanacak hukukun kapsamından çıkarmıştır.41
B. Mahkemelere de Yetki Veren Tahkim Şartlarının Türleri
Doktrinde mahkemelere de yetki veren tahkim şartları, patolojik tahkim şartlarının en sık karşılaşılan türlerinden bir tanesi olarak değerlendirilmektedir.42 Ancak bu başlık altında ele alınan hükümlerin tek tip olmadığını ve her birinin tahkim iradesi üzerindeki etkisinin farklı değerlendirilmesi gerektiğini belirtmek gerekmektedir. Kanımızca bu hükümleri, mahkemelere tanınan yetkinin tahkim karşısındaki konumuna göre beş grup hâlinde ele almak mümkündür.
İlk grubu, uyuşmazlığın önce tahkimde çözülmesini, tahkimden sonuç alınamaması hâlinde ise mahkemelere başvurulmasını öngören kademeli hükümler teşkil etmektedir. “Hakem heyetinin çalışmalarından sonuç alınamaz ise”, “bu yolla da makbul bir çözüm yolu bulunmadığı takdirde” veya “30 gün içinde bu yolla anlaşma sağlanamaması halinde” gibi ifadeler içeren bu hükümler, Yargıtay tarafından istikrarlı olarak geçersiz kabul edilmektedir.43 Zira bu tür hükümlerde hakem kararının nihai ve bağlayıcı olması iradesi bulunmamakta, tahkim âdeta bir uzlaştırma aşaması gibi kurgulanmaktadır.44
İkinci grup, taraflara uyuşmazlığı ister tahkimde ister mahkemede çözme imkânı tanıyan seçimlik (opsiyonel) hükümlerden oluşmaktadır. Bu hükümlerde mahkeme ve tahkim arasında bir öncelik-sonralık ilişkisi kurulmamakta, her iki yol da eş değer seçenekler olarak sunulmaktadır.45 Üçüncü grubu ise yalnızca taraflardan bir tanesine tahkim ile mahkeme arasında seçim hakkı tanıyan asimetrik hükümler teşkil etmektedir.46
Dördüncü grup, tahkim şartının yanında genel ifadelerle belirli bir yer mahkemelerinin yetkili olduğunu belirten hükümlerdir. Tahkim şartının hemen ardından İstanbul mahkemeleri ve icra dairelerinin yetkili olduğunu belirten hükümler bu grubun tipik örneğini teşkil etmektedir.47 Beşinci ve son grubu ise mahkemelere tanınan yetkinin tahkime yardımcı olmak ve tahkimi denetlemek amacıyla sınırlandırıldığı açıkça anlaşılan hükümler teşkil etmektedir. Hakem seçimi, delil tespiti, geçici hukuki koruma veya hakem kararının iptali gibi işler için yetkili mahkemenin belirlendiği bu hükümler, tahkim iradesinin mutlaklığını zedelemeyen hükümler olarak değerlendirilmektedir.48
Hukuk Genel Kurulu kararına konu L(ii) maddesinin bu gruplardan hangisine girdiği, uyuşmazlığın çözümünde belirleyici olmuştur. İlk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi hükmü beşinci gruba, yani tahkimi destekleyen ve denetleyen bir yetki şartına; Hukuk Genel Kurulu ise ikinci gruba, yani tarafların devlet yargısı ile tahkim arasında seçim yapmasına imkân tanıyan bir hükme yakın görmüştür. Bu farklılığın kaynağı, hükmün lafzından çok, belirsizlik hâlinde hangi yorum yönteminin benimseneceği sorusudur.
C. Yargıtay Uygulamasındaki Farklı Eğilimler
Yargıtay’ın mahkemelere de yetki veren tahkim şartlarına ilişkin uygulaması, ağırlıklı olarak katı bir çizgi izlemekle beraber, yeknesak değildir. Katı çizgiyi temsil eden kararlarda Yargıtay, uyuşmazlığın yalnızca hakemler nezdinde çözüleceğinin açıkça belirtilmesini şart koşmakta ve hem hakemleri hem de mahkemeleri birlikte yetkilendiren tahkim şartlarını geçersiz kabul etmektedir.49 Öyle ki Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, uyuşmazlıkların tamamının tahkimde çözüleceğini kararlaştırdıktan sonra “hakemlik yoluyla çözülmesi mümkün olmayan hususlarda ve sözleşme ve eklerinde belirtilen durumlarda başvuru makamı İstanbul mahkemeleri ve icra daireleridir” diyen bir hükmü dahi, tahkim iradesinin mutlak ve kesin olmadığı gerekçesiyle tahkim şartını hükümsüz kılan bir kayıt olarak değerlendirmiştir.50
Buna karşın Yargıtay’ın tahkim şartını ayakta tutan kararları da bulunmaktadır. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, MTK uyarınca tahkim öngören bir hükmün ardından Ankara Asliye Hukuk Mahkemesinin yetkili olacağını belirten bir hükmü, MTK m. 3’teki açıklamalara uygun bir tespit olarak nitelendirmiş ve tahkim şartının geçerliliğine engel görmemiştir.51 Aynı Daire, 2014 tarihli bir kararında, tahkim şartının ardından Bursa mahkemeleri ve icra dairelerini yetkilendiren bir hükmün, uyuşmazlık hakemde görülse dahi mahkemelerde yapılması zorunlu olan ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir gibi işleri kapsadığını kabul eden yerel mahkeme kararını onamıştır.52 Benzer şekilde 2019 tarihli bir kararda, tahkim kurullarının görevini yapmasının mümkün olmadığı hâllerde mahkeme ve icra müdürlüklerinin yetkili olacağını öngören bir hükmün tahkim iradesinden vazgeçildiği anlamına gelmediği ve tahkim şartının geçerli olduğu kabul edilmiştir.53
Bu kararların ortak özelliği, mahkemelere tanınan yetkiyi tahkim karşısında ikincil veya yardımcı bir yetki olarak yorumlamalarıdır. Akter’in de isabetle tespit ettiği üzere Yargıtay içtihatlarından, tahkim ve yetki anlaşmasına birlikte yer veren her anlaşmanın geçersiz sayılacağı yönünde genele matuf bir sonuca ulaşmak mümkün değildir; ayırt edici unsur, tahkimin bağlayıcı ve nihai yöntem olarak belirlenip belirlenmediğidir.54 Hukuk Genel Kurulu kararı ise bu iki eğilimden katı olanını benimsemiş ve belirsizlik hâlinde tahkim aleyhine yorum yapılması gerektiğini teyit etmiştir.
D. Doktrindeki Görüşler
Mahkemelere de yetki veren tahkim şartlarının geçerliliği konusunda doktrinde temel olarak üç farklı yaklaşım ileri sürülmüştür. Doktrinde bir görüş, Yargıtay’ın katı çizgisini destekleyerek, mahkemelere de yetki veren hükümlerin tahkim iradesinin kesin ifadesini engellediğini ve tahkim anlaşmasını geçersiz kıldığını savunmaktadır. Bu görüşteki Özdemir Kocasakal’a göre tahkim anlaşmasının esaslı unsuru devlet yargısını bertaraf etme iradesidir ve bu irade açık değilse tahkim anlaşması geçersizdir.55 Yazar ayrıca, mahkemelere tanınan yetkinin ihtiyati haciz ve tedbir gibi mahkemede yapılması zorunlu işleri kapsadığı yönündeki yorumun yerinde olmadığını, zira MTK m. 3 ve HMK m. 410’un yardımcı mahkemenin görev ve yetkisini emredici biçimde düzenlediğini ve bu konuda yetki sözleşmesi yapılamayacağını ifade etmektedir.56
Doktrindeki ikinci görüş ise bu tür hükümlerin doğrudan geçersizlik yaptırımına maruz bırakılmaması, tarafların gerçek iradesinin yorum yoluyla tespit edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu görüşteki Akter’e göre tahkim ve yetki anlaşmasını birlikte içeren anlaşmalar yoruma muhtaç olabilir; ancak sözleşme metni ve müzakere geçmişinden hareketle tarafların iradesinin tespit edilmesi, her hâlükârda mahkemeleri yetkilendirmekle neyin amaçlandığının belirlenmesinin hakemlere bırakılması gerekmektedir.57 Yöney de mahkemelerin tahkimle birlikte yetkilendirilmesinin tek başına tahkim iradesini ortadan kaldıracak bir husus olarak görülmemesi gerektiğini savunan görüşlere dikkat çekmekte ve Yargıtay’ın ayakta tutan kararlarındaki gerekçenin pek çok tahkim dostu ülkede kullanılan bir gerekçe olduğunu vurgulamaktadır.58
Üçüncü görüş, bu ikinci yaklaşımı daha da ileri götürmekte ve taraflara tahkim ile mahkeme arasında seçim imkânı tanıyan seçimlik tahkim anlaşmalarının dahi geçerli kabul edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Alangoya’ya göre seçim hakkını kullanan davacı, tahkim yolunu seçmekle başlangıçtaki belirsizliği ortadan kaldırmış olacaktır; Bilge ve Önen de taraflara seçimlik bir hak tanınması hâlinde hakeme başvurulması gerektiği yönünde bir itirazda bulunulamayacağını ifade etmektedir.59 Düven de münhasır olmayan yetki sözleşmeleri yapılabildiği gibi münhasır olmayan tahkim sözleşmesinin yapılmasında da hukuki bir engel bulunmadığını, davacının seçimini tahkim yönünde kullanmasıyla tarafların tahkim iradesinin kesinlik kazanacağını savunmaktadır.60
Bu görüşlerin yanında, yardımcı mahkemeye ilişkin yetki hükümlerinin geçerliliği konusunda da doktrinde bir ayrılık bulunduğunu belirtmek gerekmektedir. Özdemir Kocasakal ve Yöney, MTK m. 3 ve HMK m. 410 hükümlerinin emredici niteliği karşısında tarafların yardımcı mahkemeyi yetki sözleşmesiyle belirleyemeyeceklerini kabul ederken, Düven ve Demirkol, tahkimde mahkemelerin yardım ve denetimi kapsamındaki işler için yetki sözleşmesi yapılabileceğini savunmaktadır.61 Bununla beraber bu tartışmanın, tahkim yerinin Türkiye olduğu uyuşmazlıklar bakımından anlam taşıdığı gözden kaçırılmamalıdır. Zira tahkim yeri yurt dışında bulunan bir uyuşmazlıkta tahkime yardımcı olacak ve tahkimi denetleyecek mahkemeler, kural olarak tahkim yeri mahkemeleridir ve bu mahkemelere atıf yapan bir hükmün MTK m. 3 ile çatışması söz konusu olmayacaktır. Kanımızca bu tespit, Hukuk Genel Kurulu kararına konu olayın değerlendirilmesinde ayrı bir önem taşımaktadır; zira L(ii) maddesinde yetkilendirilen İngiliz mahkemeleri, aynı zamanda tahkim yeri olan Londra’nın mahkemeleridir.62
E. Karşılaştırmalı Hukukta Ayakta Tutma Yaklaşımı
Karşılaştırmalı hukukta tahkimle birlikte mahkemeleri de yetkilendiren uyuşmazlık çözüm hükümlerinin, mümkün olduğu ölçüde tahkimi ayakta tutacak şekilde yorumlandığı görülmektedir. Bu yaklaşımın en sık anılan örneklerinden bir tanesi, İngiliz High Court’un Paul Smith Ltd v. H & S International Holding Inc. kararıdır. Karara konu sözleşmenin bir hükmünde uyuşmazlıkların ICC Uzlaştırma ve Tahkim Kuralları’na göre çözüleceği belirtilmiş, bir başka hükmünde ise İngiliz mahkemelerinin münhasır yetkili olacağı ifade edilmiştir. Mahkeme, İngiliz mahkemelerine tanınan yetkinin tahkime yardımcı olmak ve tahkimi denetlemekten ibaret olduğu ve tahkim şartının geçerli olduğu sonucuna varmıştır.63 Dikkat çekicidir ki bu kararda münhasır yetki tanıyan bir hüküm dahi tahkim iradesini ortadan kaldıran bir hüküm olarak görülmemiştir. Hukuk Genel Kurulu kararına konu olayda ise mahkemelere yalnızca münhasır olmayan bir yetki tanınmıştır. Bununla beraber Paul Smith kararındaki sonucun, mahkemelere tanınan yetkinin “over it” ifadesiyle tahkim anlaşmasına bağlanmasına ve tahkim yerinin belirtilmemiş olmasına dayandığı, dolayısıyla bu yaklaşımın eleştirisiz ve kategorik şekilde uygulanmaması gerektiği de vurgulanmaktadır.64
Yöney’in aktardığı üzere Fransa, Amerika Birleşik Devletleri, Almanya, Brezilya, Hong Kong, Singapur ve Kanada gibi pek çok hukuk sisteminde de hakemler ile beraber mahkemelerin yetkilendirildiği hükümlerde mahkemelerin rolünün müdahale, yardım veya denetim amacıyla tahkim yargılamasına dahil olmaktan ibaret olduğu yönünde yorumlar yapılmaktadır.65 İngiliz hukukunda bu yorum anlayışı, Lordlar Kamarası’nın Fiona Trust kararı ile güçlenmiştir. Bu karar ile tahkimi seçen makul iş insanlarının tüm uyuşmazlıklarının, açıkça aksini gösteren bir ifade bulunmadıkça tek bir forumda, yani tahkimde çözülmesini bekleyecekleri kabul edilmiş ve tahkim şartlarının lafzî yorumu terk edilmiştir.66 Son yıllarda İngiliz mahkemeleri bu anlayışı, çatışan tahkim ve mahkeme yetkisi şartlarının uzlaştırılmasında da uygulamaktadır. Öyle ki Melford Capital ve Surrey County Council kararlarında İngiliz mahkemelerine yetki tanıyan şartlar, belirli uyuşmazlıkları tahkimden ayırma yönünde açık bir irade bulunmadıkça tahkime destek ve denetim yetkisi olarak yorumlanmış ve iki şart birlikte işletilmiştir.67 Ancak bu yaklaşımın da sınırları bulunmaktadır. Hong Kong mahkemeleri bir garanti sözleşmesinde Hong Kong mahkemelerine münhasır olmayan yetki tanıyan şartı garantiden doğan uyuşmazlıkların tahkimden ayrılmasına yönelik açık bir irade olarak değerlendirmiş, İngiliz mahkemeleri de birbiriyle bağlantılı farklı belgelerde farklı uyuşmazlık çözüm yollarının seçilmesini makul bir sebebe dayanan bilinçli bir tercih olarak kabul etmiştir.68
Buna karşın her hukuk sisteminin tahkim lehine yorumu aynı genişlikte kabul etmediğini de belirtmek gerekmektedir. Öyle ki İsviçre Federal Mahkemesi, şüphe hâlinde tahkim aleyhine yorum yapılması gerektiğini kabul etmekte ve bu yaklaşımını mahkemeye erişimin anayasal bir ilke olmasına, hakem kararları üzerindeki denetimin sınırlı olmasına ve tahkimin maliyetine dayandırmaktadır.69 Hukuk Genel Kurulu’nun benimsediği yaklaşım da tahkimin istisnai niteliğinden hareket etmesi bakımından bu çizgiye yakındır. Ancak doktrinde bu yaklaşımın milletlerarası uyuşmazlıklar bakımından geçerli olmadığının savunulduğu gözetildiğinde, Kurul’un milletlerarası nitelikteki bir tek satıcılık ilişkisinde ve tahkim yeri yurt dışında olan bir uyuşmazlıkta tahkim aleyhine yorum ilkesini uygulamasının ayrıca sorgulanması gerektiği kanaatindeyiz.
III. Tahkim İradesinin Varlığına Uygulanacak Hukuk ve Hukuk Genel Kurulu’nun Lex Fori Yaklaşımı
Çalışmamızın bu başlığında kararın en özgün tespiti olan, tahkim iradesinin mevcudiyetinin lex fori’ye göre değerlendirilmesi gerektiği yönündeki yaklaşımı ele alacağız. Bu kapsamda öncelikle Türk hukukunda tahkim anlaşmasına uygulanacak hukukun genel çerçevesini ortaya koyacak, akabinde varlık ile geçerlilik arasında yapılan ayrımı ve bu ayrımın milletlerarası sözleşmelerle ilişkisini inceleyecek, sonrasında lex fori yaklaşımının gerekçelerini ve sakıncalarını değerlendirecek, en son olarak ise tahkim itirazı üzerine mahkemenin yapacağı incelemenin yoğunluğu meselesine değineceğiz.
A. Türk Hukukunda Tahkim Anlaşmasına Uygulanacak Hukukun Genel Çerçevesi
MTK m. 4/3 hükmü, tahkim anlaşmasının tarafların tahkim anlaşmasına uygulanmak üzere seçtikleri hukuka, böyle bir seçim yoksa Türk hukukuna uygun olduğu takdirde geçerli olacağını öngörmektedir.70 Hükmün ikinci aşamasında Türk hukukuna yapılan atıf, Türk hukukunun bu hâlde tahkim yeri hukuku olmasına dayanmaktadır.71 Zira MTK, MTK m. 1/2 uyarınca yabancılık unsuru taşıyan ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği veya MTK hükümlerinin taraflarca ya da hakem heyetince seçildiği uyuşmazlıklar hakkında uygulanmaktadır. Aynı maddenin üçüncü fıkrası ise MTK’nın yalnızca tahkim itirazına ilişkin m. 5 ve geçici hukuki korumaya ilişkin m. 6 hükümlerinin tahkim yerinin Türkiye dışında belirlendiği durumlarda da uygulanacağını öngörmektedir.72
Bu düzenleme karşısında, tahkim yeri Türkiye dışında bulunan bir tahkim anlaşmasının geçerliliğinin Türk mahkemesince tahkim itirazı aşamasında hangi hukuka göre değerlendirileceği konusunda MTK’da açık bir hüküm bulunmamaktadır. Yöney’in isabetle tespit ettiği üzere bu durum bir kanun boşluğu teşkil etmektedir.73 Doktrinde bu boşluğun MTK m. 4/3’ün kıyasen uygulanması suretiyle doldurulması gerektiği savunulmuştur.74 Yöney ise MTK m. 4/3’ün tahkim yeri yurt dışında olan tahkim anlaşmalarına uygulanmasının MTK m. 1/3’te somutlaşan kanun koyucu iradesini aşacağını ve başta New York Sözleşmesi olmak üzere karşılaştırmalı hukukta ağırlıklı olarak kabul gören anlayışa aykırı düşeceğini belirterek, boşluğun New York Sözleşmesi m. V(1)(a)’da yer alan kanunlar ihtilafı kuralının kıyasen uygulanmasıyla doldurulması gerektiği kanaatindedir.75 Milletlerarası doktrinin çoğunluğu da New York Sözleşmesi m. V(1)(a)’nın tanıma ve tenfiz aşamasıyla sınırlı kalmayan, tahkimin tüm yaşam döngüsü boyunca uygulanması gereken yeknesak bir kanunlar ihtilafı kuralı içerdiği görüşündedir.76
New York Sözleşmesi m. V(1)(a) hükmüne göre tahkim anlaşmasının “taraflarca tabi kılındığı kanuna ve eğer bu babta sarahat mevcut değilse hakem kararının verildiği yer kanununa göre hükümsüz” olması bir tanıma ve tenfiz engelidir.77 Görülebileceği üzere Sözleşme, önceliği taraf iradesine vermekte, seçim yapılmamışsa tahkim yeri hukukuna bağlanmaktadır. Yöney’e göre bu kuralın tanıma ve tenfiz aşamasından önceki süreçte de kıyasen uygulanması, tahkim anlaşmasının geçerliliğine tanıma ve tenfiz aşamasında farklı, bundan önceki süreçte farklı bir hukukun uygulanması riskinin önüne geçecektir.78
Bu tartışmaya, Türkiye’nin de taraf olduğu 1961 tarihli Milletlerarası Ticari Hakemlik Konusundaki Avrupa Sözleşmesi (“Avrupa Sözleşmesi”) bakımından ayrı bir boyut eklenmektedir. Avrupa Sözleşmesi m. VI(2), “âkit Devlet mahkemelerinin bir hakemlik anlaşmasının mevcudiyeti veya muteberliği hakkında karar vermeleri gerektiği hallerde” ilk aşamada tarafların hakemlik anlaşmasını tâbi kıldıkları hukukun, bu yoksa hakem kararının verileceği ülke hukukunun uygulanacağını öngörmektedir.79 Belirtmeliyiz ki Avrupa Sözleşmesi’nin uygulanabilmesi için tarafların mutad meskenlerinin veya merkezlerinin farklı âkit devletlerde bulunması gerekmekte olup, Birleşik Krallık bu Sözleşme’ye taraf olmadığından, Hukuk Genel Kurulu kararına konu olay bakımından Sözleşme uygulama alanı bulmamaktadır. Bununla beraber hüküm, aşağıda ele alacağımız üzere, varlık ile geçerlilik arasında kanunlar ihtilafı bakımından bir ayrım yapılıp yapılamayacağı sorusuna verilecek cevap bakımından önemli bir yol gösterici teşkil etmektedir.
Tahkim anlaşmasına uygulanacak hukukun tespiti konusunda Yargıtay uygulamasının da yeknesak olmadığını belirtmek gerekmektedir. Öyle ki Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 23.11.2022 tarihli kararında, tahkim yeri İstanbul olan bir ICC tahkiminde hakem heyetinin tahkim anlaşmasının kurulmasına esas sözleşmeye uygulanan Alman hukukunu uyguladığı hakem kararına karşı açılan iptal davasının reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararını onamıştır.80 Bu karar, tahkim anlaşmasının kurulması, bir başka deyişle tarafların tahkim konusunda anlaşıp anlaşmadıkları meselesinin dahi yabancı bir hukuka tâbi olabileceğinin Yargıtay tarafından kabul edildiğini göstermektedir. Hukuk Genel Kurulu kararı ise tam aksi yönde, tahkim iradesinin mevcudiyetini MTK m. 4/3’ün dahi kapsamı dışına çıkarmaktadır. Belirtmeliyiz ki tahkim anlaşmasına uygulanacak hukuk konusundaki belirsizlik yalnızca Türk hukukuna özgü değildir. Doktrinde tahkim anlaşmasına uygulanabilecek en az dokuz muhtemel hukuktan söz edilmekte ve hukuk seçimi bulunmayan hâllerde ağırlıklı olarak tahkim yeri hukuku ile esas sözleşme hukuku arasında bir tercih yapıldığı belirtilmektedir.81 Seksenden fazla ülkenin incelendiği bir çalışmada ise ülkelerin yaklaşık yarısının tahkim yeri hukukunu, üçte birinden fazlasının esas sözleşme hukukunu esas aldığı, geçerlilik ilkesini veya milli hukuktan bağımsız maddi kuralları benimseyen ülkelerin ise azınlıkta kaldığı tespit edilmiştir.82
B. Varlık ile Geçerlilik Arasındaki Ayrım ve Hukuk Genel Kurulu’nun Tercihi
Hukuk Genel Kurulu’nun lex fori yaklaşımı, mantıksal bir öncelik ilişkisine dayanmaktadır: mevcut olmayan bir tahkim sözleşmesinin geçerliliği değerlendirilemeyeceğine göre, önce sözleşmenin var olup olmadığı tespit edilmeli ve bu tespit, geçerliliğe uygulanacak hukuktan bağımsız olarak hâkimin hukukuna göre yapılmalıdır.83 Bu yaklaşım ilk bakışta ikna edici bir sistematik intiba uyandırmaktadır. Ancak kanımızca varlık ile geçerlilik arasındaki ayrımın kanunlar ihtilafı bakımından sonuç doğuran bir ayrım olarak kullanılması, hem pozitif hukuk hem de karşılaştırmalı hukuk bakımından ciddi güçlükler barındırmaktadır.
Türk doktrininde varlık ile geçerlilik arasındaki ayrımın daha çok mahkemenin inceleme yoğunluğu bakımından gündeme getirildiği görülmektedir. Öyle ki Erkan, tahkim iradesinin bulunmadığı, yani tahkim anlaşmasının yokluğu iddiasının mahkemece tam olarak incelenmesi, geçersizlik iddiasının ise ilk bakışta incelenmesi gerektiğini savunmaktadır.84 Görüldüğü üzere bu ayrım, uygulanacak hukuka ilişkin değil, yetki-yetkisi ilkesinin olumsuz etkisinin sınırlarına ilişkin bir ayrımdır. Hukuk Genel Kurulu ise ayrımı uygulanacak hukuk düzlemine taşımış ve varlığı lex fori’ye, geçerliliği MTK m. 4/3’e tâbi kılmıştır. Öte yandan kararda, tahkim yeri yurt dışında olan bir uyuşmazlıkta MTK m. 4/3’ün geçerlilik bakımından neden uygulanabileceği de açıklanmamıştır.
Milletlerarası sözleşmeler bakımından ise ayrım daha da güç savunulabilir bir görünüm arz etmektedir. Yukarıda değindiğimiz üzere Avrupa Sözleşmesi m. VI(2), tahkim anlaşmasının “mevcudiyeti veya muteberliği” hakkında karar verilmesi gereken hâlleri açıkça aynı kanunlar ihtilafı kuralına tâbi kılmaktadır. Başka bir deyişle Sözleşme, varlık meselesini lex fori’ye değil, tarafların seçtiği hukuka veya tahkim yeri hukukuna bağlamaktadır. New York Sözleşmesi m. V(1)(a) ise tahkim anlaşmasının “hükümsüz” olmasından söz etmektedir; kanımızca bu kavram, tarafların tahkim konusunda anlaşıp anlaşmadıkları meselesini de kapsamaktadır. Nitekim İngiliz Yüksek Mahkemesi, Kabab-Ji v. Kout kararında, esas sözleşmeyi imzalamamış bir şirketin tahkim anlaşmasıyla bağlı olup olmadığı, yani bu şirket bakımından bir tahkim anlaşmasının mevcut olup olmadığı meselesini, tahkim anlaşmasına uygulanacak hukuk olarak tespit ettiği İngiliz hukukuna göre değerlendirmiştir.85 Doktrinde de tahkim anlaşmasına uygulanacak hukukun, tahkim anlaşmasının varlığına, geçerliliğine ve yorumuna ilişkin uyuşmazlıkların çoğunda gündeme geldiği kabul edilmektedir.86
Kaldı ki Türk hukukunda dahi varlık ile geçerlilik arasındaki sınırın net olarak çizilemediği görülmektedir. Yukarıda değindiğimiz üzere aynı eserde iradenin açıkça gösterilmemesi hem yokluk hem de geçersizlik sebebi olarak nitelendirilebilmekte, Yargıtay da aynı eksikliği bazen varlık, bazen geçerlilik ile ilişkilendirebilmektedir.87 Bu belirsizlik karşısında, lex fori’nin uygulama alanının sınırı da belirsizleşecektir. Zira irade sakatlıkları, temsil yetkisinin bulunmaması, tahkim şartının atıf yoluyla sözleşmeye dahil edilmesi veya imzalamayan tarafların tahkim anlaşmasıyla bağlı olup olmadığı gibi meselelerin her biri, bir bakıma tahkim iradesinin mevcudiyetine ilişkin meseleler olarak da nitelendirilebilir. Bu meselelerin tamamının lex fori’ye tâbi kılınması ise MTK m. 4/3 hükmünü ve New York Sözleşmesi m. V(1)(a)’yı büyük ölçüde işlevsiz bırakacaktır.
Öte yandan MÖHUK m. 62/1 hükmünde tenfiz engelleri arasında tahkim sözleşmesinin “yapılmamış” olmasının (a) bendinde, tarafların tâbi kıldığı veya hakem kararının verildiği ülke hukukuna göre “hükümsüz” olmasının ise (e) bendinde ayrı ayrı düzenlendiği ve yalnızca ikinci hâl için bir kanunlar ihtilafı kuralı öngörüldüğü dikkat çekmektedir.88 İlk bakışta bu düzenleme, Hukuk Genel Kurulu’nun varlık ile geçerlilik arasındaki ayrımını destekler bir görünüm arz etmektedir. Ancak kanımızca (a) bendindeki “yapılmamış” ifadesi, ortada hiçbir tahkim anlaşmasının bulunmadığı, bir başka deyişle bir tahkim şartının fiilen mevcut olmadığı hâlleri karşılamaktadır. Somut olayda ise sözleşmede açıkça kaleme alınmış bir tahkim şartı mevcuttur ve uyuşmazlık, bu şartın sözleşmenin diğer bir hükmüyle birlikte nasıl yorumlanacağına ilişkindir. Mevcut bir tahkim şartının yorumu ise varlığın değil, içeriğin tespitine ilişkin bir meseledir. Dahası, MÖHUK m. 1/2 uyarınca Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmelerin hükümleri saklı olduğundan, New York Sözleşmesi’nin uygulama alanına giren hakem kararları bakımından MÖHUK m. 62’deki ayrımdan hareket edilmesi de mümkün değildir.
Bu noktada somut olaya özgü bir hususa ayrıca dikkat çekmek istiyoruz. Taraflar sözleşmenin L(i) maddesinde, sözleşmenin tüm hususlarda İngiliz hukukuna tâbi olacağını ve bu hukuka uygun olarak yorumlanacağını açıkça kararlaştırmışlardır.89 Ayrılabilirlik ilkesi gereği esas sözleşme için yapılan hukuk seçiminin kendiliğinden tahkim anlaşmasına sirayet edip etmeyeceği doktrinde tartışmalı olmakla beraber, esas sözleşmedeki hukuk seçimi klozu dahil sözleşmenin tüm hükümlerinin birlikte değerlendirilerek tarafların tahkim anlaşmasına ilişkin örtülü bir hukuk seçimi yapıp yapmadıklarının tespit edilmesi gerektiğini savunan görüş, kanımızca isabetlidir.90 Somut olayda tahkim yerinin de Londra olduğu gözetildiğinde, ister tarafların örtülü hukuk seçimi ister tahkim yeri hukuku esas alınsın, tahkim anlaşmasına uygulanacak hukukun İngiliz hukuku olacağı açıktır. Bir başka deyişle somut olay, tahkim anlaşmasına uygulanacak hukuk bakımından gerçek bir kanunlar ihtilafı sorunu barındırmayan, tüm bağlama noktalarının aynı hukuku gösterdiği bir olaydır.
İngiliz hukukunda da 2025 tarihli Tahkim Kanunu ile 1996 tarihli Tahkim Kanunu’na eklenen 6A bölümü uyarınca tahkim anlaşmasına, taraflar açıkça aksini kararlaştırmadıkça tahkim yeri hukuku uygulanmaktadır; esas sözleşme için seçilen hukuk ise tek başına tahkim anlaşmasına ilişkin bir hukuk seçimi teşkil etmemektedir.91 Bu düzenleme, 2020 tarihli Enka v. Chubb kararıyla benimsenen ve esas sözleşme hukukunu tahkim anlaşmasına da uygulayan yaklaşımı terk etmiştir.92 Bununla beraber her iki yaklaşım da somut olayda aynı sonuca, yani İngiliz hukukuna götürmektedir. Hukuk Genel Kurulu’nun lex fori yaklaşımı ise bu bağlama noktalarının tamamını bertaraf ederek uyuşmazlığı Türk hukukuna göre çözmüştür.
C. Lex Fori Yaklaşımının Gerekçeleri ve Sakıncaları
Hukuk Genel Kurulu’nun lex fori yaklaşımını tercih etmesinin arkasında birtakım makul gerekçeler bulunduğunu kabul etmek gerekmektedir. İlk olarak bu yaklaşım, yabancı hukukun içeriğinin tespiti zorunluluğunu ortadan kaldırmakta ve yargılamayı hızlandırmaktadır. Nitekim Özel Dairenin ilk bozma kararında İngiliz hukukunun ilgili mevzuatının yeminli tercümesinin dosyaya alınması istenmiş, tenfiz davasında ise alınan bilirkişi raporunda İngiliz hukuku bakımından kesin bir sonuca varılamamıştır.93 İkinci olarak tahkim itirazı, HMK’nın ilk itirazlara ilişkin hükümlerine tâbi bir usul kurumudur ve usul meselelerinin lex fori’ye tâbi olduğu genel olarak kabul edilmektedir.94 Üçüncü olarak ise Kurul’un devlet yargısının genel yol, tahkimin istisnai yol olduğu yönündeki anlayışı, tahkim iradesinin varlığına ilişkin meselenin Türk mahkemelerinin kendi standartlarına göre değerlendirilmesini cazip kılmaktadır.
Ancak kanımızca bu gerekçeler, lex fori yaklaşımının doğurduğu sakıncaları dengelemekten uzaktır. Bu görüşümüz temel olarak dört gerekçeye dayanmaktadır.
İlk olarak, lex fori yaklaşımı taraf iradesinin üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Tahkim anlaşmasına uygulanacak hukuku seçme imkânı, gerek MTK m. 4/3 gerekse de New York Sözleşmesi m. V(1)(a) uyarınca taraflara tanınmış temel bir imkândır.95 Tahkim iradesinin varlığının taraflarca seçilen hukuktan bağımsız olarak hâkimin hukukuna tâbi kılınması, tarafların uyuşmazlık çözüm mekanizmalarının yorumunu dahi belirli bir hukuka tâbi kılma iradesini, uyuşmazlığın hangi ülke mahkemesine götürüldüğüne bağlı olarak etkisiz bırakmaktadır. Somut olayda tarafların L(i) maddesinde sözleşmenin İngiliz hukukuna göre yorumlanacağını açıkça kararlaştırdıkları gözetildiğinde, bu sakınca daha da belirgin hâle gelmektedir.
İkinci olarak, lex fori yaklaşımı forum alışverişine (forum shopping) elverişli bir zemin yaratmaktadır. Tahkim iradesinin varlığının uyuşmazlığa bakan mahkemenin hukukuna göre değerlendirilmesi, tahkimden kaçınmak isteyen bir tarafı, tahkim iradesinin açıklığı konusunda en katı standardı uygulayan ülkede dava açmaya teşvik edecektir. Nitekim tarihsel olarak benimsenen ve tahkim anlaşmasının esastan geçerliliğini yargısal tenfiz forumunun hukukuna tâbi kılan yaklaşım, farklı forumlarda farklı milli hukukların uygulanmasına ve bir tarafın dava açmak isteyebileceği forum sayısı kadar tahkim anlaşmasına uygulanacak hukuk ortaya çıkmasına yol açtığı için tatmin edici bulunmamış ve büyük ölçüde terk edilmiştir.96 Bu durum, milletlerarası ticari ilişkilerde tahkim şartlarının öngörülebilirliğini zedeleyecek ve Türk tarafların taraf olduğu sözleşmelerde karşı tarafları ek güvenceler aramaya yöneltecektir. Kaldı ki bu sonuç, Anayasa m. 125’te yapılan değişiklikten MTK’ya ve İstanbul Tahkim Merkezi Kanunu’na uzanan süreçte pekişen tahkim dostu tavırla da bağdaşmamaktadır.97
Üçüncü olarak, lex fori yaklaşımı tahkim itirazı aşaması ile tanıma ve tenfiz aşaması arasında farklı ölçütlerin uygulanması riskini doğurmaktadır. Tenfiz aşamasında Türk mahkemeleri, New York Sözleşmesi m. V(1)(a) uyarınca tahkim anlaşmasının geçerliliğini tarafların seçtiği hukuka veya tahkim yeri hukukuna göre değerlendirmek durumundadır. Tahkim itirazı aşamasında ise Hukuk Genel Kurulu’na göre tahkim iradesinin varlığı Türk hukukuna göre değerlendirilecektir. Bu durumda aynı tahkim şartı, tahkim itirazı aşamasında Türk hukukuna göre geçersiz, tenfiz aşamasında ise yabancı hukuka göre geçerli kabul edilebilecek ve Türk mahkemelerinin aynı uyuşmazlığa ilişkin olarak çelişen kararlar vermesi ihtimali doğacaktır. İngiliz Yüksek Mahkemesi de Kabab-Ji kararında, tahkim anlaşmasının geçerliliğine uygulanacak hukukun meselenin hakem kararından önce mi yoksa sonra mı ortaya çıktığına göre farklılaşmasının mantıksız olacağını ve hukukta tutarlılık için her iki aşamada aynı hukukun uygulanması gerektiğini vurgulamıştır.98 Somut olayda bu ihtimal gerçekleşmemiştir; zira tenfiz davasında da tenfiz talebi reddedilmiştir. Ancak aşağıda ayrıntılı olarak ele alacağımız üzere, bu sonuç, tenfiz mahkemesinin İngiliz hukukunun içeriğini tespit edememesinin bir yansıması olarak görülmelidir.99
Dördüncü ve son olarak, lex fori yaklaşımı topal (limping) hakem kararları ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Somut olayda davalının beyanına göre kesinleşmiş olan ve tahkim yeri olan İngiltere’de iptal edildiğine dair bir bilgiye kararda yer verilmeyen ICC hakem kararı, Türkiye’de tenfiz edilememektedir. Dahası Türk mahkemelerinde görülecek alacak davasında verilecek karar, aynı uyuşmazlık hakkında verilmiş bir hakem kararıyla çelişebilecek ve bu karar da İngiltere başta olmak üzere üçüncü ülkelerde tanınma güçlüğüyle karşılaşabilecektir. Uyuşmazlığın tarafları bakımından bu durum, aynı ilişkiden doğan uyuşmazlığın iki ayrı forumda, iki ayrı hukuka göre ve iki ayrı sonuçla çözülmesi anlamına gelmektedir.
Tüm bu sakıncalar karşısında, kanımızca tahkim yeri Türkiye dışında olan uyuşmazlıklarda tahkim itirazı üzerine Türk mahkemesinin tahkim anlaşmasının varlığını ve geçerliliğini, New York Sözleşmesi m. V(1)(a)’nın kıyasen uygulanması suretiyle, tarafların tahkim anlaşmasına uygulanmak üzere seçtikleri hukuka, böyle bir seçim yoksa tahkim yeri hukukuna göre değerlendirmesi daha isabetli olacaktır.100 Lex fori’nin uygulama alanı ise tahkime elverişlilik, tahkim itirazının ileri sürülme usulü ve süresi gibi usulî meseleler ile Türk kamu düzeninin müdahalesini gerektiren istisnai hâllerle sınırlı tutulmalıdır. Öte yandan Hukuk Genel Kurulu’nun yaklaşımının, yabancı hukukun içeriğinin tespitindeki pratik güçlükler bakımından olması gereken hukuk açısından dikkate alınmasında fayda bulunduğu da savunulabilir. Ancak bu güçlüklerin çözümü, MÖHUK m. 2 uyarınca yabancı hukukun resen uygulanması ve gerektiğinde taraflardan yardım istenmesi yoluyla aranmalı, kanunlar ihtilafı kuralının kapsamı daraltılarak sağlanmamalıdır. Olması gereken hukuk bakımından ise doktrinde, tahkim anlaşmasına uygulanabilecek hukuklardan tahkim anlaşmasını geçerli kılanın uygulanmasını öngören geçerlilik (validation) yaklaşımının Türk hukukunda da benimsenmesi önerilmektedir.101 Bununla beraber bu yaklaşımın yalnızca evet ya da hayır cevabı gerektiren geçerlilik sorunlarında tatmin edici sonuçlar verdiği, tahkim anlaşmasının kapsamı ve etkileri gibi meselelerde ise tek bir hukukun belirlenmesi gerektiği de ileri sürülmektedir.102 Kanımızca bu tartışma, tahkim yeri yurt dışında olan tahkim anlaşmalarının geçerliliğine uygulanacak hukukun kanun koyucu tarafından düzenlenmesi sırasında ayrıca değerlendirilmelidir.
D. Tahkim İtirazı Üzerine Yapılacak İncelemenin Yoğunluğu ve Yetki-Yetkisi İlkesi
Hukuk Genel Kurulu kararının bir diğer önemli yönü, tahkim itirazı üzerine Türk mahkemesinin tahkim anlaşmasının varlığını tam olarak incelemesi gerektiğini ve hakem heyetinin kendi yetkisi hakkında karar vermiş olmasının bu incelemeye engel teşkil etmeyeceğini kabul etmesidir.103 Davalı ise yargılamada mahkemenin tahkim şartını ancak ilk bakışta inceleyebileceğini ve yetki sorununa karar verme yetkisinin yetki-yetkisi ilkesi uyarınca hakemlere ait olduğunu savunmuştur. Bu tartışma, Türk doktrininde uzun süredir ele alınan bir meseleye ilişkindir.
Yetki-yetkisi ilkesinin olumlu etkisi, yani hakemlerin kendi yetkileri hakkında karar verebilmesi, MTK m. 7/H ve HMK m. 422 hükümleriyle açıkça kabul edilmiştir. Buna karşın ilkenin olumsuz etkisi, yani mahkemelerin hakemlerden önce yetki sorununa karar vermekten kaçınması gerektiği, aynı kesinlikte kabul edilmiş değildir.104 HMK m. 413/1 uyarınca mahkeme, tahkim sözleşmesi “hükümsüz, tesirsiz veya uygulanması imkânsız” değil ise tahkim itirazını kabul ederek davayı usulden reddetmektedir. MTK m. 5 ise bu konuda sessiz kalmakta ve tahkim itirazını ilk itirazlara ilişkin hükümlere tâbi kılmakla yetinmektedir. Balkar’ın isabetle tespit ettiği üzere MTK m. 5’te, HMK m. 413, Model Kanun m. 8/1 ve İsviçre MÖHUK m. 7’den farklı olarak mahkemenin denetiminin ölçütüne yer verilmemiş ve bu denetimin hangi yönlerden ve hangi kapsamda olacağı cevapsız bırakılmıştır.105 Doktrinde bu hükümler karşısında mahkemenin yalnızca ilk bakışta inceleme yapması gerektiğini savunan görüş ile tam bir inceleme yapması gerektiğini savunan görüş bulunmaktadır.106 Özdemir Kocasakal ise bu iki görüş arasında bir ayrım önermekte ve tahkim yargılaması başlamışsa mahkemenin hakem kararını beklemesi, başlamamışsa tahkim anlaşmasını kendisinin incelemesi gerektiğini savunmaktadır.107
Karşılaştırmalı hukukta da bu konuda farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. İngiliz hukukunda 1996 tarihli Tahkim Kanunu’nun 9. bölümü uyarınca yapılan askıya alma (stay) incelemesinde mahkemenin tahkim anlaşmasının varlığını tam olarak incelediği kabul edilmekte, buna karşın Kanada, Hong Kong ve Singapur gibi Model Kanun ülkelerinde, New York Sözleşmesi m. II(3) ile aynı lafza sahip Model Kanun m. 8 uyarınca ilk bakışta inceleme yapılması yeterli görülmektedir.108 Bu ikinci yaklaşımın temelinde, yetki-yetkisi ilkesinin hakemleri yetkilerinin tek hâkimi değil, ilk hâkimi kılan bir kronolojik öncelik kuralı olduğu anlayışı yatmaktadır. Bachand da Model Kanun m. 8 bakımından yaptığı incelemede, ilk bakışta inceleme standardının Model Kanun’un hazırlık çalışmaları, temel yapısı ve ilkeleriyle en uyumlu yaklaşım olduğu sonucuna varmaktadır. Yazar, İsviçre mahkemelerince benimsenen ve tahkim yeri yabancı bir ülkede bulunduğunda tam inceleme yapılmasını öngören ayrıma da iştirak etmemektedir. Zira bu hâlde tahkime yönlendirilen taraf, hakem heyetinin aleyhe yetki kararından sonra davasını yeniden açabilecek ve mahkeme hakem heyetinin kararından sonra devreye girdiği için itirazı tam olarak inceleyebilecektir.109
Kanımızca Hukuk Genel Kurulu’nun tahkim iradesinin varlığına ilişkin iddiaları tam incelemeye tâbi tutması, Erkan’ın yokluk ile geçersizlik arasında yaptığı ayrımla uyumlu olarak savunulabilir bir tercihtir. Zira tarafların hiçbir şekilde tahkim konusunda anlaşmadıkları iddia edilen bir durumda, mahkemenin bu iddiayı ilk bakışta değerlendirerek davayı usulden reddetmesi, hak arama özgürlüğü bakımından ciddi sonuçlar doğurabilecektir. Bachand’ın yukarıda aktardığımız görüşü de mahkemenin hakem heyetinin yetki kararından sonra devreye girdiği hâllerde tam inceleme yapılabileceğini kabul etmektedir. Ancak somut olayda tahkim yargılamasının tamamlanmış, hakem heyetinin yetki itirazını değerlendirerek esas hakkında karar vermiş olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Bu durumda Türk mahkemesinin aynı tahkim şartını farklı bir hukuka göre yeniden değerlendirmesi, uyuşmazlığın esasına ilişkin çelişen kararlar ortaya çıkması riskini somut bir gerçekliğe dönüştürmektedir. Belirtmeliyiz ki hakem kararı tanınmadıkça Türk mahkemesi bakımından kesin hüküm etkisi doğurmamaktadır; ancak bu durum, tahkim itirazının incelenmesinde hakem kararının ve hakem heyetinin yetki konusundaki gerekçesinin hiç dikkate alınmaması gerektiği anlamına gelmemelidir.
IV. Kararın Değerlendirilmesi
Çalışmamızın bu başlığında, yukarıda ortaya koyduğumuz çerçeve ışığında Hukuk Genel Kurulu kararının isabetine ilişkin kanaatimizi ortaya koyacağız. Bu kapsamda sırasıyla Kurul’un L(ii) maddesine verdiği anlamı, Özel Dairenin ilk bozma kararı ile Kurul kararı arasındaki farkı, tenfiz davası ile ilişkiyi ve kararın Türk tahkim uygulaması bakımından doğurabileceği etkileri ele alacağız.
A. “Seçenek Tanınması” Yorumunun İsabeti
Hukuk Genel Kurulu, L(ii) maddesinin “tahkime yardımcı olarak mahkemenin yetkilendirildiği şeklinde bir açıklık içermemekle, taraflara devlet yargısı ile tahkim arasında seçenek tanınması şeklinde yoruma da müsait” olduğunu kabul etmiştir.110 Bu tespit, hükmün iki farklı şekilde yorumlanabileceğini ve bu yorumlardan birinin tahkim aleyhine olması karşısında tahkim iradesinin açık olmadığını kabul etmektedir. Ancak kanımızca somut olayın özellikleri gözetildiğinde, L(ii) maddesinin tahkimi destekleyen ve denetleyen bir yetki hükmü olarak yorumlanması, seçenek tanınması yorumuna nazaran çok daha güçlü bir dayanağa sahiptir.
Bu görüşümüz temel olarak dört gerekçeye dayanmaktadır. İlk olarak, K(ii) maddesinde dostane yollarla çözümlenemeyen “her türlü ihtilaf”ın ICC kuralları kapsamında “kesin olarak çözümleneceği” ifade edilmiştir. Bu ifade, hakem kararının nihai ve bağlayıcı olacağına ilişkin iradeyi tereddüde yer vermeyecek şekilde ortaya koymaktadır. Yargıtay’ın geçersiz saydığı kademeli hükümlerden farklı olarak, K(ii) maddesinde tahkimden sonuç alınamaması hâlinde mahkemeye başvurulacağına ilişkin bir ifade yer almamaktadır.111
İkinci olarak, L(ii) maddesi sözleşmenin uygulanacak hukuka ilişkin L(i) maddesinin hemen ardından yer almakta ve İngiliz mahkemelerine yalnızca “gayri münhasır” bir yetki tanımaktadır. Tahkim yerinin Londra olarak belirlendiği bir sözleşmede İngiliz mahkemeleri, tahkim yeri mahkemeleri sıfatıyla geçici hukuki koruma tedbirleri, hakem seçimine ilişkin destek ve hakem kararının iptali gibi konularda zaten yetkili olacaktır. Bu çerçevede L(ii) maddesinin, tahkim yeri mahkemelerinin bu tür destek ve denetim yetkisini teyit eden bir hüküm olarak okunması, sözleşmenin yapısıyla uyumludur. Kaldı ki İngiliz mahkemeleri, münhasır yetki tanıyan hükümleri dahi bu şekilde yorumlamaktadır.112 Belirtmeliyiz ki bir yetki sözleşmesinin münhasır olmaması, kararlaştırılan mahkemenin yetkisinin diğer yetkili merciler yanında ve onlarla birlikte var olacağını ifade etmekte, kendi başına bir derogasyon iradesi taşımamaktadır.113 Kanımızca bu nitelik, L(ii) maddesinin tahkimin olumsuz etkisini bertaraf etmekten çok, tahkim yeri mahkemelerinin yetkisini diğer ülke mahkemelerinin geçici hukuki koruma gibi konulardaki yetkisini dışlamaksızın teyit ettiği yönündeki yorumu da desteklemektedir. Yukarıda değindiğimiz üzere tahkim yeri yurt dışında bulunan bir uyuşmazlıkta tahkim yeri mahkemelerine atıf yapan bir hükmün MTK m. 3’ün emredici niteliğiyle çatışması da söz konusu değildir.114
Üçüncü olarak, sözleşme hükümlerinin yorumunda tarafların gerçek ve ortak iradesinin araştırılması ve hükümlerin mümkün olduğu ölçüde birbirleriyle uyumlu ve her birine etki tanıyacak şekilde yorumlanması gerekmektedir.115 Nitekim çatışan yetki ve tahkim şartlarının mümkün olduğunca uyumlu yorumlanması, karşılaştırmalı hukukta da yerleşik bir yöntem olarak kabul edilmektedir.116 Patolojik tahkim şartlarının yorumunda belirleyici olan da kusurun uyuşmazlığın esasına ilişkin yargı yetkisi tahsisini etkileyip etkilemediğidir. Frank’in isabetle belirttiği üzere tarafların gerçek iradesinin tespit edilebildiği hâllerde bu soru, genel sözleşme yorumu ilkelerine göre cevaplandırılmalıdır.117 L(ii) maddesinin seçenek tanıyan bir hüküm olarak yorumlanması, K(ii) maddesindeki “kesin olarak çözümlenecektir” ifadesini büyük ölçüde anlamsız kılmaktadır. Buna karşın L(ii) maddesinin destek ve denetim yetkisi olarak yorumlanması, her iki hükme de etki tanımaktadır. Dahası taraflar sözleşmeyi İngiliz hukukuna göre yorumlanmak üzere kaleme almışlardır ve İngiliz hukukunda, Fiona Trust kararından bu yana, tahkimi seçen tarafların tüm uyuşmazlıklarını tek bir forumda çözmek istedikleri kabul edilmektedir.118
Son olarak ise uyuşmazlığa bakan ilk derece mahkemesi ile bölge adliye mahkemesi, L(ii) maddesini tahkimi destekleyen bir hüküm olarak yorumlamış ve Hukuk Genel Kurulu’nda da direnme kararının onanması gerektiği yönünde bir görüş ileri sürülmüştür.119 Bu durum, kendisi de tartışmalı olan “seçenek tanınması” yorumunun, tahkim iradesini ortadan kaldıracak ölçüde kuvvetli bir belirsizlik yarattığı sonucuna varılmasını güçleştirmektedir. Kanımızca tahkim iradesinin açıklığı şartı, sözleşmede tahkime ilişkin her türlü yorum ihtimalinin bertaraf edilmesini değil, tarafların uyuşmazlıklarını nihai olarak tahkimde çözme iradesinin sözleşmenin bütününden makul bir şekilde anlaşılabilmesini gerektirmektedir. Aksi bir anlayış, belirsizlik hâlinde tahkim aleyhine yorum ilkesini, milletlerarası ticari ilişkilerde dahi otomatik bir geçersizlik sebebine dönüştürecektir.120
B. Özel Dairenin İlk Bozma Kararı ile Hukuk Genel Kurulu Kararının Karşılaştırılması
Özel Daire, ilk bozma kararında tahkim şartının Türk hukukuna göre geçersiz olduğunu tespit etmekle beraber, sözleşmenin İngiliz hukukuna tâbi kılınması karşısında şartın geçerliliğinin İngiliz hukukuna göre de değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmişti. İlk derece mahkemesi ise direnme kararında bu yaklaşımın kendi içinde çelişkili olduğunu ileri sürmüştü.121 Gerçekten de bir tahkim şartının önce Türk hukukuna göre geçersiz sayılıp ardından İngiliz hukukuna göre incelenmesinin istenmesi, hangi hukukun uygulanacağı sorusunun cevaplandırılmasından önce sonuca varılması anlamına gelmektedir. Bu bakımdan direnme kararındaki eleştiri isabetlidir. Ancak kanımızca Özel Dairenin yaklaşımındaki sorun, İngiliz hukukunun araştırılması gerektiği tespitinde değil, bu tespitten önce Türk hukukuna göre bir sonuca varılmasındadır.
Hukuk Genel Kurulu ise bu çelişkiyi, İngiliz hukukunun araştırılması gerektiği tespitini terk ederek ve uyuşmazlığı tamamen Türk hukukuna göre çözerek gidermiştir. Kurul’un “değişik gerekçe” ile bozma kararı vermesi, Özel Dairenin ilk bozma kararındaki gerekçeyi benimsemediğini açıkça göstermektedir.122 Bu çerçevede kanımızca Özel Dairenin, tahkim anlaşmasının İngiliz hukukuna göre değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin tespiti, Kurul’un lex fori yaklaşımına nazaran MTK m. 4/3’ün kıyasen uygulanması ve New York Sözleşmesi m. V(1)(a) ile daha uyumludur. Kurul’un yapması gereken, Türk hukukuna göre bir ön değerlendirme yapmaksızın tahkim anlaşmasının varlığını ve geçerliliğini İngiliz hukukuna göre değerlendirmek ve bu hukukun içeriğini MÖHUK m. 2 uyarınca tespit etmekti.
C. Tenfiz Davası ile İlişki ve Çelişkili Kararlar Riski
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, tenfiz davasına ilişkin onama kararında tahkim iradesinin açık ve tereddüde mahal vermeyecek netlikte olması gerektiği sonucunu “1958 tarihli (…) New York Sözleşmesi hükümlerine ve UNCITRAL prensiplerine” dayandırmıştır.123 Ancak New York Sözleşmesi m. II, tahkim anlaşmasının yazılı olmasını aramakla beraber, tahkim iradesinin açıklığına ilişkin Türk içtihadında geliştirilen ölçüt gibi bir maddi kural içermemektedir. Kaldı ki doktrinde Sözleşme’nin m. II hükmünün, tahkim anlaşmalarının karine olarak geçerli olduğunu öngören ve tahkim anlaşmalarını ayrımcı milli hukuk kurallarına dayanan itirazlara karşı koruyan maddi bir kural içerdiği ileri sürülmektedir.124 Sözleşme’nin m. V(1)(a) hükmü ise tahkim anlaşmasının geçerliliğinin değerlendirilmesini, Türk hukukuna değil tarafların seçtiği hukuka veya hakem kararının verildiği ülke hukukuna bırakmaktadır. Nitekim bölge adliye mahkemesi de bu hükümden hareketle İngiliz hukukunun uygulanması gerektiğini kabul etmiştir.125
Bu çerçevede tenfiz davasında ortaya çıkan sorun, uygulanacak hukukun tespitinden ziyade bu hukukun içeriğinin tespitine ilişkindir. Bölge adliye mahkemesinin aldığı bilirkişi raporunda 1996 tarihli İngiliz Tahkim Kanunu’nun yalnızca şekli geçerliliği düzenlediği ifade edilmiş ve İngiliz hukuku bakımından kesin bir sonuca varılamamıştır. Ancak İngiliz hukukunda tahkim şartlarının yorumu ve geçerliliği meselesi, kanun metninden çok mahkeme kararlarıyla şekillenmiştir ve bu konuda yukarıda andığımız Paul Smith ve Fiona Trust gibi yerleşik kararlar bulunmaktadır. Görülebileceği üzere yabancı hukukun içeriğinin tespitindeki güçlük, tenfiz aşamasında da sonuca etki etmiş ve İngiliz hukukunun uygulanacağı kabul edilmesine rağmen Türk içtihadındaki standart uygulanmıştır. MÖHUK m. 2 uyarınca yabancı hukukun içeriği tüm araştırmalara rağmen tespit edilemediği takdirde Türk hukukunun uygulanacağı hatırlandığında, bu sonucun pozitif hukuk bakımından bir dayanağı bulunduğu söylenebilir. Bununla beraber İngiliz hukuku gibi bu konuda zengin bir içtihat birikimine sahip bir hukuk bakımından içeriğin tespit edilemediği sonucuna varılması, kanımızca isabetli bir yaklaşım değildir.
Bölge adliye mahkemesinin tenfiz talebini reddederken dayandığı ikinci gerekçe ise ayrı bir değerlendirmeyi gerektirmektedir. Mahkemeye göre 25.02.2013 tarihli yenileme sözleşmesinde İngiliz mahkemelerine “münhasır yargı yetkisi” tanınmış ve bu yetki “gayri kabili rücu” olarak kabul edilmiştir; dolayısıyla tahkim şartının hükmü kalmamıştır.126 Asıl davadaki direnme kararında ise bu hükmün yalnızca yenileme sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklara ilişkin olduğu kabul edilmişti. Bu farklılık, birbirini izleyen sözleşmelerde uyuşmazlık çözüm hükümlerinin uyumlu hâle getirilmemesinin doğurabileceği sonuçları göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Çatışan yetki ve tahkim şartlarının, birbirini ortadan kaldırmayan sözleşme zincirlerinde de ortaya çıkabildiği doktrinde vurgulanmaktadır.127 Sonraki bir sözleşmede yer alan münhasır yetki hükmünün, önceki sözleşmedeki tahkim şartını ortadan kaldırıp kaldırmadığı ise esasen tarafların iradesinin yorumuna ilişkin bir meseledir ve bu mesele de tahkim anlaşmasına uygulanacak hukuka göre çözülmelidir. Belirtmeliyiz ki bir yetki sözleşmesinin münhasır nitelik taşıması, onun taraflarca değiştirilebilir bir sözleşme olma niteliğini ortadan kaldırmamakta ve bu sözleşmeyi emredici bir yetki kuralına dönüştürmemektedir.128 Kanımızca bu nedenle “gayri kabili rücu” nitelemesi dahi, yenileme sözleşmesindeki yetki hükmünün önceki sözleşmedeki tahkim şartını ortadan kaldırdığı sonucunu kendiliğinden doğurmamaktadır.
D. Kararın Türk Tahkim Uygulaması Bakımından Etkisi
Hukuk Genel Kurulu kararı, direnme üzerine verilmiş kesin bir karar olarak ilk derece mahkemesini bağlamakla beraber, benzer uyuşmazlıklarda da yol gösterici bir etki doğuracaktır. Kararın bu etkisi iki düzlemde ortaya çıkacaktır. İlk düzlem, mahkemelere de yetki veren tahkim şartlarına ilişkin yorum düzlemidir. Bu düzlemde karar, Yargıtay’ın katı çizgisini teyit etmekte ve mahkemelere tanınan yetkinin yardımcı nitelikte olduğunun sözleşmede açıkça belirtilmediği hâllerde tahkim iradesinin açık olmadığı sonucuna varılacağını göstermektedir. Kararın bu yönü, Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin tahkim şartını ayakta tutan kararlarındaki yaklaşımın, en azından milletlerarası uyuşmazlıklar bakımından, benimsenmediği izlenimini doğurmaktadır.129
İkinci düzlem ise kanunlar ihtilafı düzlemidir ve kanımızca kararın asıl etkisi bu düzlemde ortaya çıkacaktır. Tahkim iradesinin mevcudiyetinin lex fori’ye tâbi olduğu yönündeki tespit, tahkim yeri ve tahkim anlaşmasına uygulanacak hukuk ne olursa olsun, Türk mahkemelerinin tahkim iradesinin açıklığını Türk hukukuna göre değerlendirmesi sonucunu doğuracaktır. Bu tespit, yukarıda andığımız Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin tahkim anlaşmasının kurulmasına yabancı hukukun uygulanmasını kabul eden 2022 tarihli kararıyla da gerilim içerisindedir.130 Belirtmeliyiz ki bu iki karar farklı aşamalara ilişkindir; ilki tahkim yeri Türkiye olan bir uyuşmazlıkta iptal davasına, ikincisi ise tahkim yeri yurt dışında olan bir uyuşmazlıkta tahkim itirazına ilişkindir. Ancak her iki kararda da sorulan soru aynıdır: Taraflar tahkim konusunda anlaşmışlar mıdır? Aynı sorunun iptal davasında yabancı hukuka, tahkim itirazında ise Türk hukukuna göre cevaplandırılması, kanımızca tutarlı bir sistem oluşturmamaktadır.
Bu belirsizlik karşısında, kararın uygulamada dar yorumlanması ve lex fori’nin yalnızca tahkim iradesinin açıklığı şartının, yani Türk içtihadında geliştirilen asgari standardın uygulanması bakımından devreye girdiği şeklinde anlaşılması gerektiği kanaatindeyiz. Zira kararın tahkim anlaşmasının kurulmasına ilişkin tüm meseleleri lex fori’ye tâbi kılan geniş bir kural olarak yorumlanması, MTK m. 4/3 ile New York Sözleşmesi m. V(1)(a)’yı fiilen işlevsiz bırakacaktır. Uzun vadede ise bu meselenin kanun koyucu tarafından ele alınması ve tahkim yeri yurt dışında olan tahkim anlaşmalarının geçerliliğine uygulanacak hukukun MTK’da açıkça düzenlenmesi isabetli olacaktır.131
V. Uygulama İçin Rehber: Tahkim Şartlarının Kaleme Alınması ve Uyuşmazlık Stratejisi
Çalışmamızın bu başlığında, Hukuk Genel Kurulu kararının uygulamaya yansımalarını gözeterek yabancı unsurlu sözleşmelerde tahkim şartlarının kaleme alınması ve uyuşmazlık aşamasında izlenecek strateji bakımından önerilerimizi ortaya koyacağız. Bu kapsamda sırasıyla sözleşme aşamasına, uyuşmazlık aşamasına ve hâlihazırda yürürlükte bulunan sözleşmelere ilişkin hususları ele alacağız.
A. Sözleşme Aşamasında Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
Kararın sözleşme uygulaması bakımından ilk ve en önemli dersi, tahkim şartı ile aynı sözleşmede, uyuşmazlığın esası bakımından devlet mahkemelerine yetki tanıyan herhangi bir hükme yer verilmemesidir. Uygulamada sıkça karşılaşılan ve birbirinden bağımsız olarak hazırlanmış “uygulanacak hukuk ve yetkili mahkeme” kalıplarının tahkim şartıyla birlikte kullanılması, Türk mahkemelerinde tahkim şartının geçersiz sayılması riskini doğurmaktadır. Bu risk, Hukuk Genel Kurulu kararı karşısında, tahkim yeri ve uygulanacak hukuk yabancı olsa dahi varlığını korumaktadır.132
Taraflar mahkemelerin tahkime yardım ve denetim yetkisine özel olarak değinmek istiyorlarsa, bu yetkinin sınırlarını açıkça belirtmelidirler. Öyle ki tahkim yeri yurt dışında olan bir sözleşmede, tahkim yeri mahkemelerinin yalnızca geçici hukuki koruma tedbirleri, hakem seçimine ilişkin destek ve hakem kararının iptali gibi tahkimi destekleyici ve denetleyici işler bakımından yetkili olduğu, uyuşmazlığın esasının ise münhasıran tahkim yoluyla çözüleceği şüpheye mahal vermeyecek şekilde kaleme alınmalıdır.133 Buna karşın tahkim yeri Türkiye olan bir sözleşmede, MTK m. 3 ve HMK m. 410’un emredici niteliği karşısında yardımcı mahkemenin yetki sözleşmesiyle belirlenmesi doktrinde tartışmalı olduğundan, bu konuda bir yetki hükmüne yer verilmemesi daha güvenli bir yol olacaktır.134 Tanıma ve tenfiz davasında yetkili mahkemenin belirlenmesi ise MÖHUK m. 60/2 uyarınca mümkündür ve bu yönde bir hüküm tahkim iradesinde çelişki doğurmamaktadır.135
Kararın ikinci dersi, tahkim anlaşmasına uygulanacak hukukun açıkça seçilmesinin faydasına ilişkindir. Hukuk Genel Kurulu kararı karşısında tahkim iradesinin açıklığı meselesi Türk mahkemelerinde Türk hukukuna göre değerlendirilecek olsa dahi, tahkim anlaşmasının geçerliliğine ilişkin diğer meseleler ile tenfiz aşaması bakımından açık bir hukuk seçimi öngörülebilirliği artıracaktır.136 İngiliz hukukunda 6A bölümünün yalnızca açık hukuk seçimini kabul ettiği ve esas sözleşme için yapılan hukuk seçiminin tahkim anlaşması bakımından tek başına bir seçim teşkil etmediği gözetildiğinde, tahkim yeri Londra olan sözleşmelerde bu hususun ayrıca önem taşıdığı görülmektedir.137
Üçüncü olarak, tahkim şartının kaleme alınmasında tahkim kurumunun önerdiği standart şartlardan sapılmaması tavsiye edilmelidir. Somut olaydaki K(ii) maddesinde ICC kurallarına atıf yapılmakla beraber, hakemlerin “İngiltere Uluslararası Ticaret Odası Ulusal Komitesi olan Başkanın kurallarına uygun olarak” tayin edileceği gibi standart dışı bir ifadeye yer verildiği görülmektedir. Standart şartlardan sapan her ifade, tahkim şartının yorumunda yeni bir tartışma kaynağı teşkil etmektedir.138
Son olarak ise birbirini izleyen sözleşmelerde uyuşmazlık çözüm hükümlerinin uyumlu hâle getirilmesi gerekmektedir. Somut olayda 25.02.2013 tarihli yenileme sözleşmesinde İngiliz mahkemelerine münhasır yetki tanınması, tenfiz davasında tahkim şartının hükmünün kalmadığı yönünde ikinci bir gerekçeye dayanak teşkil etmiştir. Devir, yenileme veya değişiklik sözleşmelerinde, önceki sözleşmedeki tahkim şartının saklı tutulduğu ya da yeni sözleşmeden doğan uyuşmazlıkların da aynı tahkim şartına tâbi olduğu açıkça belirtilmelidir.
B. Uyuşmazlık Aşamasında İzlenecek Strateji
Uyuşmazlık doğduktan sonra, tahkim şartının Türk mahkemelerinde nasıl değerlendirileceği tarafların stratejisini belirleyen bir unsur hâline gelmektedir. Mahkemelere de yetki veren bir tahkim şartının bulunduğu sözleşmelerde, Türk tarafın Türk mahkemelerinde dava açması hâlinde tahkim itirazının reddedilmesi ihtimali, Hukuk Genel Kurulu kararı karşısında yüksektir. Bu durumda yabancı tarafın tahkim yoluna başvurması, Türkiye’de tenfiz edilemeyen bir hakem kararı elde edilmesi riskini beraberinde getirecektir. Dolayısıyla taraflar, tahkim yoluna başvurmadan önce karşı tarafın malvarlığının bulunduğu ülkeleri ve bu ülkelerde hakem kararının tanınma ihtimalini değerlendirmelidirler.139
Tahkim itirazında bulunacak taraf bakımından ise itirazın HMK m. 116 ve 117 uyarınca cevap dilekçesinde ileri sürülmesi zorunludur; aksi hâlde itiraz dinlenmeyecektir.140 Hukuk Genel Kurulu kararı karşısında itiraz eden tarafın, tahkim iradesinin açıklığını Türk hukuku standartlarına göre ortaya koyması gerekecektir. Bu çerçevede sözleşme müzakerelerine ilişkin yazışmalar, standart sözleşme kalıplarının kaynağı ve tarafların uyuşmazlık öncesindeki davranışları gibi, mahkemelere tanınan yetkinin yardımcı nitelikte olduğunu gösteren delillerin dosyaya sunulması önem taşımaktadır.141
Yabancı hukukun uygulanmasını savunan taraf bakımından ise, MÖHUK m. 2 uyarınca hâkimin yabancı hukukun içeriğinin tespitinde taraflardan yardım isteyebileceği gözetilerek, yabancı hukukun içeriğine ilişkin hukukçu görüşlerinin ve yerleşik mahkeme kararlarının çevirileriyle birlikte dosyaya sunulması tavsiye edilmelidir. Tenfiz davasında İngiliz hukukunun içeriğinin tespit edilememesinin sonuca etki ettiği gözetildiğinde, bu hususun önemi açıktır.
Hakemler bakımından ise, Türkiye’de tenfizi talep edilmesi muhtemel bir uyuşmazlıkta mahkemelere de yetki veren bir tahkim şartına dayanılarak yetki itirazıyla karşılaşıldığında, verilecek kararın Türkiye’de tenfiz edilebilirliğinin de gözetilmesi gerekmektedir. Bu durumda tarafların tahkim şartını teyit eden ayrı bir tahkim sözleşmesi akdetmeye davet edilmesi veya tarafların yargılamadaki beyan ve davranışlarının tahkim iradesini teyit edip etmediğinin kayıt altına alınması, ileride doğabilecek tenfiz sorunlarını azaltabilecektir.142
C. Yürürlükteki Sözleşmeler Bakımından Öneriler
Hukuk Genel Kurulu kararı, uzun süreli ticari ilişkilerde yıllar önce kaleme alınmış tahkim şartlarının da bugün Türk mahkemelerinde değerlendirileceğini göstermektedir. Somut olayda 1985 tarihli bir sözleşmedeki tahkim şartı, 2025 yılında verilen bir kararla geçersiz sayılmıştır. Bu durum, Türk tarafların taraf olduğu uzun süreli dağıtım, acentelik, tek satıcılık ve lisans sözleşmelerinde uyuşmazlık çözüm hükümlerinin gözden geçirilmesini gerekli kılmaktadır.143
Bu çerçevede mahkemelere de yetki veren bir tahkim şartı içeren sözleşmelerde, tarafların uyuşmazlık doğmadan önce bir değişiklik sözleşmesi akdederek mahkemelere tanınan yetkinin kapsamını açıklığa kavuşturmaları veya yetki hükmünü tamamen kaldırmaları tavsiye edilmelidir. Uyuşmazlık doğduktan sonra ise tarafların tahkim konusunda ayrı bir tahkim sözleşmesi akdetmeleri mümkündür.144 Bununla beraber uyuşmazlık doğduktan sonra karşı tarafın bu yönde bir sözleşme akdetmeye yanaşmaması muhtemel olduğundan, gözden geçirmenin uyuşmazlık öncesinde yapılması, tahkim şartının geleceğini güvence altına almanın en etkili yolu olacaktır.
Sonuç
Milletlerarası ticari ilişkilerde tahkim şartlarının kaleme alınmasında gösterilen özensizlik, uyuşmazlık doğduğunda tarafların tahkimin sağladığı faydalardan yararlanamaması sonucunu doğurabilmektedir. Bu özensizliğin en sık karşılaşılan görünümlerinden bir tanesi, tahkim şartıyla aynı sözleşmede mahkemelere de yetki tanıyan hükümlere yer verilmesidir. Çalışmamızda bu mesele, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.10.2025 tarihli ve E. 2024/653, K. 2025/584 sayılı kararı ışığında, tahkim iradesinin açıklığı şartı, tahkim iradesinin varlığına uygulanacak hukuk ve tahkim itirazı üzerine yapılacak incelemenin yoğunluğu bakımından ele alınmıştır.
Hukuk Genel Kurulu, Londra’da yürütülecek bir ICC tahkimini öngören tahkim şartının, İngiliz mahkemelerinin gayri münhasır yetkisini kabul eden bir hükümle birlikte yer alması karşısında tahkim iradesinin açık ve kesin olmadığı sonucuna varmıştır. Kurul’a göre tahkim iradesinin mevcudiyeti, MTK m. 4/3 uyarınca tahkim anlaşmasına uygulanacak hukuka göre değil, doğrudan hâkimin hukuku olan Türk hukukuna göre değerlendirilmelidir. Kurul ayrıca hakem heyetinin yetki itirazını reddederek esas hakkında karar vermiş olmasının, Türk mahkemesinin tahkim şartının varlığını kendi hukuku çerçevesinde incelemesine engel olmadığını kabul etmiştir.
Tahkim iradesinin açık ve kesin olarak ortaya konulması gerektiği yönündeki yerleşik içtihada, tahkimin devlet yargısını bertaraf eden niteliği gözetildiğinde, ilke olarak iştirak etmekteyiz. Ancak kanımızca bu şart, sözleşmede tahkime ilişkin her türlü yorum ihtimalinin bertaraf edilmesini değil, tarafların uyuşmazlıklarını nihai olarak tahkimde çözme iradesinin sözleşmenin bütününden makul bir şekilde anlaşılabilmesini gerektirmektedir. Somut olayda tahkim şartında uyuşmazlıkların “kesin olarak” çözüleceğinin belirtilmesi, mahkemelere yalnızca münhasır olmayan bir yetki tanınması ve bu mahkemelerin aynı zamanda tahkim yeri mahkemeleri olması karşısında, mahkemelere tanınan yetkinin tahkimi destekleyen ve denetleyen bir yetki olarak yorumlanması daha isabetli olacaktı.
Kararın kanımızca en tartışmalı yönü ise tahkim iradesinin varlığını lex fori’ye tâbi kılan tespitidir. Bu tespite iki temel sebeple iştirak etme olanağı bulamıyoruz. Zira ilk olarak, varlık ile geçerlilik arasında kanunlar ihtilafı bakımından sonuç doğuran bir ayrım yapılması, tahkim anlaşmasının mevcudiyetini ve muteberliğini aynı kanunlar ihtilafı kuralına tâbi kılan 1961 tarihli Avrupa Sözleşmesi ile ve tarafların tahkim konusunda anlaşıp anlaşmadıklarını da kapsayan New York Sözleşmesi m. V(1)(a) ile bağdaşmamaktadır. İkinci olarak, bu ayrım taraf iradesinin üstünlüğü ilkesini zedelemekte, forum alışverişine elverişli bir zemin yaratmakta, tahkim itirazı aşaması ile tanıma ve tenfiz aşaması arasında farklı ölçütlerin uygulanması riskini doğurmakta ve topal hakem kararlarının ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Somut olayda tarafların tahkim anlaşmasına ilişkin örtülü hukuk seçimi de tahkim yeri hukuku da İngiliz hukukunu göstermekteyken, uyuşmazlığın Türk hukukuna göre çözülmesi, kanunlar ihtilafı kuralının sonuca doğrudan etki ettiğini göstermektedir.
Bu çerçevede tahkim yeri Türkiye dışında olan uyuşmazlıklarda MTK’da bulunan kanun boşluğunun, New York Sözleşmesi m. V(1)(a)’nın kıyasen uygulanması suretiyle doldurulması gerektiği kanaatindeyiz. Buna göre Türk mahkemesi, tahkim itirazı üzerine tahkim anlaşmasının varlığını ve geçerliliğini öncelikle tarafların tahkim anlaşmasına uygulanmak üzere seçtikleri hukuka, böyle bir seçim yoksa tahkim yeri hukukuna göre değerlendirmeli, lex fori’nin uygulama alanını ise tahkime elverişlilik ve usulî meselelerle sınırlı tutmalıdır. Yabancı hukukun içeriğinin tespitinde karşılaşılan güçlükler ise kanunlar ihtilafı kuralının kapsamının daraltılması yoluyla değil, MÖHUK m. 2 uyarınca yabancı hukukun resen araştırılması ve taraflardan yardım istenmesi yoluyla aşılmalıdır. Uzun vadede ise tahkim yeri yurt dışında olan tahkim anlaşmalarının geçerliliğine uygulanacak hukukun MTK’da açıkça düzenlenmesi, bu konudaki belirsizliği giderecektir. Bu düzenleme yapılırken, tahkim anlaşmasına uygulanabilecek hukuklardan tahkim anlaşmasını geçerli kılanın uygulanmasını öngören geçerlilik yaklaşımının da değerlendirilmesi yerinde olacaktır.
Kararın uygulama bakımından doğurduğu sonuçlar ise ihmal edilemeyecek ölçüdedir. Türk tarafların taraf olduğu yabancı unsurlu sözleşmelerde tahkim şartıyla birlikte uyuşmazlığın esası bakımından mahkemelere yetki tanıyan hükümlere yer verilmemeli, mahkemelerin tahkime yardım ve denetim yetkisine değinilecekse bu yetkinin sınırları açıkça belirtilmeli, tahkim anlaşmasına uygulanacak hukuk ayrıca ve açıkça seçilmeli ve birbirini izleyen sözleşmelerde uyuşmazlık çözüm hükümleri uyumlu hâle getirilmelidir. Hâlihazırda yürürlükte bulunan uzun süreli sözleşmelerde de bu tür hükümler uyuşmazlık doğmadan önce gözden geçirilmelidir. Hele de bir hakem kararının hangi ülkede tenfiz edileceğinin sözleşmenin akdedildiği anda her zaman öngörülemediği düşünüldüğünde, tahkim şartlarının kaleme alınmasında, Türk mahkemelerinin bu konudaki katı tutumunu gözeterek temkinli hareket etmekte fayda olduğu görülebilecektir.
Dipnotlar
- Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da incelememize konu kararında tahkimin tanımına ve sağladığı avantajlara değinmiş ve bu tespitlerini Ağırman’ın eserine dayandırmıştır. Bkz. YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 3 (Doğan Ağırman, Millî – Milletlerarası Tahkim, Ankara 2022, 80’e atıfla), Erişim Tarihi: Ekim 28, 2026, https://www.lexpera.com.tr. ↩︎
- Uyuşmazlık çözüm hükümlerinin sözleşme müzakerelerinin son aşamasında ve yeterli özen gösterilmeden kaleme alınması sebebiyle milletlerarası tahkim literatüründe bu hükümler için “gece yarısı şartı” (midnight clause) ifadesinin kullanıldığını hatırlatmak istiyoruz. Bkz. Shouyu Chong, “Interpreting and Enforcing Conflicting Jurisdiction and Arbitration Clauses in the Singapore Courts: Silverlink Resorts Ltd v MS First Capital Insurance Ltd [2020] SGHC 251”, Singapore Academy of Law Journal 33 (2021): 1177, 1178; Harout J. Samra – Ramya Ramachanderan, “A Cure for Every Ill? Remedies for ‘Pathological’ Arbitration Clauses”, University of Miami Law Review 74, S. 4 (2020): 1110, 1111. Mahkemelere de yetki veren patolojik tahkim anlaşmaları hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Müge Değirmencioğlu, Milletlerarası Ticari Tahkimde Patolojik Tahkim Anlaşmaları ve Hibrit Tahkim Anlaşmaları (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2021), 186-195. Asimetrik, hibrit ve seçimlik tahkim anlaşmalarının patolojik tahkim anlaşmalarının bir alt türü olarak ele alındığı hakkında bkz. Devlet Çağla Nizam, Asimetrik Tahkim Anlaşmaları (Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Lisansüstü Programlar Enstitüsü, 2020), 10-12. ↩︎
- Yargıtay’ın bu yöndeki uygulaması için bkz. Hatice Özdemir Kocasakal, “Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin Bir Kararı Çerçevesinde Mahkemelere de Yetki Veren Tahkim Anlaşmalarının Geçerliliği ve Bu Geçerliliğin Tespitinin Mahkemeler Tarafından Yapılıp Yapılamayacağı”, Prof. Dr. Hamdi Yasaman’a Armağan (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2017), 509, 520-522; Can Yöney, “Tahkim Anlaşması: Temel İlkeler”, Tahkim Anlaşması: Tahkim Okulu Paneller Serisi Cilt 1, ed. Mustafa Erkan – Candan Yasan Tepetaş (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2020), 3, 7-8; Fatih Aydemir, Türk Hukukunda Tahkim Sözleşmesi (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2017), 163-168; Cansu Yener Keskin, Milletlerarası Tahkim Anlaşmasının Kurulması ve Etkisi, 3. bs. (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2023), 167-170. ↩︎
- YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 10. ↩︎
- YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 13, 17. ↩︎
- Tenfiz davasında İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 11.07.2024 tarihli ve E. 2021/718, K. 2024/1128 sayılı kararıyla tenfiz talebini reddetmiş; bu karar Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 03.07.2025 tarihli ve E. 2024/5356, K. 2025/4827 sayılı kararıyla onanmıştır. Bkz. Y11.HD, 03.07.2025, E.2024/5356, K.2025/4827, Erişim Tarihi: Ekim 28, 2026, https://www.lexpera.com.tr. ↩︎
- Davacı vekili, tahkim itirazının müvekkilini denkleştirme talebinden mahrum bırakma amacı taşıdığını ve Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (“MÖHUK”) m. 6 uyarınca TTK m. 122’nin uygulanmaması sonucunu doğuracak tahkim şartının geçersiz olduğunu ileri sürmüş; temyiz aşamasında ise MÖHUK m. 24/4’e de dayanmıştır. Hukuk Genel Kurulu kararında bu iddialara ilişkin bir değerlendirmeye yer verilmemiştir. Bkz. YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, “Dava” ve “Temyiz Sebepleri” başlıkları. MÖHUK, Kanun Numarası: 5718, Kabul Tarihi: 27.11.2007, RG 12.12.2007/26728. ↩︎
- Çalışmamızda tarafların ve söz konusu markanın adlarına yer verilmemiştir. Sözleşmenin nitelendirilmesi bakımından kararda “tek satıcılık sözleşmesi” ve “Franchise Anlaşması” ifadelerinin birlikte kullanıldığı görülmektedir. YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, “Dava” başlığı ve para. 14. ↩︎
- YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 15. ↩︎
- Kararda aktarıldığı üzere davacı, denkleştirme talebi bakımından 100.000 TL, yedek parça stoku bakımından ise 23.314 GBP talep etmiştir. YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, “Dava” başlığı. ↩︎
- YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 14. Hükmün Türkçe metni, kararda yer aldığı şekliyle aktarılmıştır. ↩︎
- YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 14. Hemen belirtelim ki 25.02.2013 tarihli devir ve yenileme sözleşmesinin 7 ve 8. maddelerinde de İngiliz hukukunun uygulanacağı ve İngiliz mahkemelerinin yargı yetkisinin kabul edildiği düzenlenmiştir. Bu hükmün kapsamı tenfiz davasında ayrıca tartışılmıştır. Bkz. aşağıda I/D. ↩︎
- Münhasır olmayan yetki sözleşmesi, genel ve özel yetki kurallarına göre yetkili olan mahkemelerin yanında ve onlarla birlikte yetkili olacak bir mahkemenin taraflarca belirlenmesini ifade etmekte; münhasır yetki sözleşmesi ise bu mahkemelerin yetkisini kaldırarak yalnızca kararlaştırılan mahkemeyi yetkilendirmektedir. Can Yöney, Milletlerarası Usul Hukukunda Münhasır Yetki (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2024), 417-418. Türk hukukunda milletlerarası yetki sözleşmelerinin taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça münhasır nitelik taşıdığı hakkında bkz. aynı eser, 418-419 (HMK m. 17 ve MÖHUK m. 47/1’e atıfla). ↩︎
- YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 16-17. Davacı, dava dilekçesinde tahkim davasının “ICCA” nezdinde açıldığını ifade etmişse de Kurul kararının devamında başvurunun ICC’ye yapıldığı belirtilmektedir. ↩︎
- YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, “Cevap” başlığı. Davalı ayrıca denkleştirme tazminatının sözleşme tarihinde Türk hukukunda yer almadığını ve Özel Dairenin denkleştirme talebi içeren ve tahkim şartı bulunan sözleşmelerden doğan uyuşmazlıkların tahkimde görülmesi gerektiğine ilişkin kararları bulunduğunu ileri sürmüştür. ↩︎
- İlk derece mahkemesinin 12.11.2020 tarihli ve E. 2019/706, K. 2020/670 sayılı kararı, Hukuk Genel Kurulu kararında aktarıldığı şekliyle. YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, “İlk Derece Mahkemesi Kararı” başlığı. ↩︎
- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesinin 10.06.2021 tarihli ve E. 2021/899, K. 2021/884 sayılı kararı, YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, “İstinaf” başlığında aktarıldığı şekliyle. Daire, 25.02.2013 tarihli sözleşmeyle ilk sözleşmeden doğan tüm hak ve borçların davalıya devredildiğini ve tahkim şartının da bu kapsamda davalıya geçtiğini kabul etmiştir. ↩︎
- Y11.HD, 22.03.2023, E.2021/6517, K.2023/1762, YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, “Bozma Kararı” başlığında aktarıldığı şekliyle, para. 2-5. ↩︎
- Y11.HD, 22.03.2023, E.2021/6517, K.2023/1762, para. 6. ↩︎
- İlk derece mahkemesinin E. 2023/596, K. 2023/882 sayılı direnme kararı, YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, “Direnme Kararı” başlığında aktarıldığı şekliyle. ↩︎
- YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, “Uyuşmazlık” başlığı. Direnme kararının yeni hüküm niteliği taşıyıp taşımadığına ilişkin ön sorun oybirliğiyle reddedilmiştir. ↩︎
- YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 4-5. MTK, Kanun Numarası: 4686, Kabul Tarihi: 21.06.2001, RG 05.07.2001/24453; HMK, Kanun Numarası: 6100, Kabul Tarihi: 12.01.2011, RG 04.02.2011/27836. ↩︎
- YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 7-9. ↩︎
- YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 10. Kurul bu tespitini Hacı Can, Milletlerarası Tahkim Hukuku, Ankara 2024, 192’ye atıfla yapmıştır. Söz konusu esere erişim imkânı bulamadığımız için yazarın görüşünün ayrıntılarını değerlendiremediğimizi belirtmeliyiz. ↩︎
- YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 11-12. ↩︎
- YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 13, 17. ↩︎
- YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 18-19. ↩︎
- YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 20 ve hüküm fıkrası. Kurulda direnme kararının usul ve yasaya uygun olduğu ve onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş, ancak bu görüş çoğunlukça benimsenmemiştir (para. 21). Karar oy çokluğuyla ve kesin olarak verilmiştir. ↩︎
- Tenfiz davasının ilk derece aşamasında İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi, yenileme anlaşmasındaki yetki şartının franchise sözleşmesindeki tahkim şartını geçersiz kılmadığı ve New York Sözleşmesi m. IV-V bakımından tenfize engel bulunmadığı gerekçesiyle tenfize karar vermiştir. Bkz. Y11.HD, 03.07.2025, E.2024/5356, K.2025/4827. ↩︎
- İstanbul BAM 14. HD’nin 11.07.2024 tarihli kararı, Y11.HD, 03.07.2025, E.2024/5356, K.2025/4827’de aktarıldığı şekliyle. ↩︎
- Y11.HD, 03.07.2025, E.2024/5356, K.2025/4827. ↩︎
- YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 16. ↩︎
- Her iki hükmün lafzından da tarafların aralarındaki uyuşmazlığı hakem veya hakem heyetine götürmek istedikleri hususundaki iradelerini ortaya koymaları gerektiği anlaşılmaktadır. Bkz. Aydemir, Tahkim Sözleşmesi, 157. ↩︎
- Yöney, “Temel İlkeler”, 7; Özdemir Kocasakal, “Mahkemelere de Yetki Veren”, 518. Özdemir Kocasakal, tahkim anlaşmasının iki esaslı unsurunu, devlet yargısını bertaraf ederek uyuşmazlığın bağlayıcı bir hakem kararıyla çözülmesi iradesi ile tahkime götürülecek uyuşmazlığın belirlenmesi olarak tespit etmektedir. ↩︎
- Aydemir, devlet mahkemelerine giden yolu kapatma etkisine sahip olan tahkim sözleşmesinin bu husustaki iradeyi açıkça göstermemesi hâlinde “var olmayacağını” ifade etmektedir. Aydemir, Tahkim Sözleşmesi, 157. ↩︎
- Y11.HD, 10.03.2022, E.2020/1634, K.2022/1742, Erişim Tarihi: Ekim 28, 2026, https://www.lexpera.com.tr. Kararda, süresi dolan bir distribütörlük sözleşmesinden sonra devam eden ilişki bakımından açık bir tahkim iradesi bulunmadığı gerekçesiyle bölge adliye mahkemesi kararı bozulmuştur. ↩︎
- Fatma Sümeyye Düven, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda Tahkim İlk İtirazı (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2025), 129-130. Yazar, uyuşmazlıkların çözümünde birincil yetkili kurumun devlet yargı organları olduğunu ve bu sebeple ihtiyari tahkimde tarafların tahkime başvurmak hususunda karşılıklı ve birbiriyle uyuşan iradesinin arandığını belirtmektedir. ↩︎
- Yener Keskin, Tahkim Anlaşmasının Kurulması ve Etkisi, 167-168 (Yargıtay kararlarına atıfla). ↩︎
- Aydemir, Tahkim Sözleşmesi, 157-158. Benzer şekilde Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de yukarıda andığımız kararında açık tahkim iradesini tahkim anlaşmasının “varlığı” ile ilişkilendirmekte, buna karşın pek çok kararda aynı eksiklik “geçersizlik” yaptırımına bağlanmaktadır. ↩︎
- Mustafa Erkan, “Tahkim Şartının Ayrılabilirliği Prensibinin Asıl Sözleşmenin Yokluğu Durumunda Değerlendirilmesi”, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 17, S. 1-2 (2013): 535, 552. Yazar yokluğu, karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları gibi kurucu unsurların bulunmaması sebebiyle sözleşmenin hukuk düzeninde hiç doğmamış olması hâli olarak tanımlamaktadır. Aynı eser, 547. ↩︎
- Bkz. aşağıda III/B. ↩︎
- Özdemir Kocasakal, tahkim şartı ile yetki şartının birlikte yer aldığı hükümlerin Fransız ve İsviçre doktrinindeki “patolojik tahkim şartı” kavramının tipik bir örneği olduğunu ifade etmektedir. Özdemir Kocasakal, “Mahkemelere de Yetki Veren”, 515-516. Eisemann’a dayanan bu kavram, taraflar için bağlayıcı sonuç doğurmak, en azından hakem kararı verilinceye kadar devlet mahkemelerinin müdahalesini dışlamak, hakemlere uyuşmazlığı çözme yetkisi vermek ve icra edilebilir bir karara götüren etkin bir usul öngörmek şeklindeki dört temel işlevi karşılamayan şartları ifade etmektedir. Samra – Ramachanderan, “A Cure for Every Ill?”, 1111; Manuela Grosu – Zoltán Ferenczik, “When the Design Fails: Hungarian Experiences with Pathological Arbitration Clauses”, Revista Romana de Arbitraj 17, S. 2 (Nisan-Haziran 2023): 45, 47. Aynı anda hem dava hem tahkim yolunu öngören şartların giderilemez kusurlara yol açabilecek iç çelişkiler arasında sayıldığı hakkında bkz. Grosu – Ferenczik, aynı eser, 49. ↩︎
- Yargıtay’ın bu yöndeki kararlarına ilişkin ayrıntılı bir liste için bkz. Yöney, “Temel İlkeler”, 8 (Y15.HD, 13.03.2007, E.2007/769, K.2007/1572; Y19.HD, 08.06.2016, E.2016/1164, K.2016/10350; Y11.HD, 31.03.2003, E.2003/1050, K.2003/3012; Y15.HD, 22.05.2015, E.2015/2198, K.2015/2758; Y15.HD, 29.01.1996, E.1996/247, K.1996/438; Y11.HD, 12.04.2005, E.2004/6686, K.2005/3600). Ayrıca bkz. Aydemir, Tahkim Sözleşmesi, 165-168; Değirmencioğlu, Patolojik Tahkim Anlaşmaları, 187-189. ↩︎
- Değirmencioğlu, tahkimin bir uzlaşma makamı gibi belirlendiği anlaşmaların tahkim anlaşması vasfını taşımadığını kabul etmekle beraber, iradelerin açık olması ve sınırların net belirlenmesi kaydıyla “tahkimde çözülemezse mahkeme” şeklindeki şartların geçerli sayılabileceğini savunmaktadır. Değirmencioğlu, Patolojik Tahkim Anlaşmaları, 189-190. Alangoya’nın ifadesiyle mahkemelerin “hakem kararlarını etkisiz bırakacak şekilde yetkilendirilmeleri” tahkim sözleşmesini geçersiz kılmaktadır. Alangoya’dan aktaran Düven, Tahkim İlk İtirazı, 131. ↩︎
- Değirmencioğlu, uygulamada en sık rastlanan patolojik tür olarak gördüğü bu anlaşmaların hibrit tahkim anlaşması olarak nitelendirilmemesi gerektiğini ve patolojik olmalarının sebebinin, en azından hakem kararına kadar devlet mahkemelerinin müdahalesini engelleme ölçütünün sağlanamaması olduğunu ifade etmektedir. Değirmencioğlu, Patolojik Tahkim Anlaşmaları, 190-191. ↩︎
- Asimetrik tahkim anlaşmalarının karşılaştırmalı hukukta genel olarak geçerli kabul edildiğine, buna karşın Yargıtay’ın bir kurtarma yardım sözleşmesine ilişkin kararında hak arama özgürlüğü gerekçesiyle böyle bir şartı geçersiz saydığına ilişkin olarak bkz. Sumru Akter, “Patolojik ve Asimetrik Tahkim Anlaşmalarının Yorumlanması”, Tahkim Anlaşması: Tahkim Okulu Paneller Serisi Cilt 1, ed. Mustafa Erkan – Candan Yasan Tepetaş (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2020), 77, 94-97 (Y11.HD, 15.02.2011, E.2009/3257, K.2011/1675). Asimetrik anlaşmaların hibrit, tek taraflı veya seçimlik anlaşmalar olarak da anıldığı ve common law ülkelerinde genel olarak geçerli kabul edildiği hakkında ayrıca bkz. Nizam, Asimetrik Tahkim Anlaşmaları, 10-11, 22. ↩︎
- Bu tür hükümlere ilişkin olarak bkz. Özdemir Kocasakal, “Mahkemelere de Yetki Veren”, 520-522 (YHGK, 19.03.1997, E.1996/15-923, K.1997/206; Y15.HD, 13.04.2009, E.2009/1438, K.2009/2153). Ayrıca bkz. Aydemir, Tahkim Sözleşmesi, 163-165. ↩︎
- Düven, Tahkim İlk İtirazı, 133; Demirkol’dan aktaran Yöney, “Temel İlkeler”, 11, dn. 23. Bu hükümlerin Türk hukukunda yetki anlaşması olarak geçerli olup olmadığı ise ayrı bir meseledir. Bkz. aşağıda II/D. ↩︎
- Bu yöndeki kararlar için bkz. Yöney, “Temel İlkeler”, 7-8, dn. 9 (Y19.HD, 30.01.2018, E.2016/10552, K.2018/256; Y23.HD, 26.05.2014, E.2014/887, K.2014/4043; Y15.HD, 13.04.2009, E.2009/1438, K.2009/2153; Y15.HD, 18.06.2007, E.2007/2680, K.2007/4137; YHGK, 19.03.1997, E.1996/15-923, K.1997/206). Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de bir kararında, tarafların hem tahkim şartı hem de yetki şartı kararlaştırmaları hâlinde tahkim şartının geçersiz olacağını kabul etmiştir. Y11.HD, 13.04.2006, E.2005/4053, K.2006/4040, aktaran Yener Keskin, Tahkim Anlaşmasının Kurulması ve Etkisi, 169. Dairenin yerleşik uygulamasında, tahkim şartından sonra bazı uyuşmazlıkların çözümü için mahkemelerin yetkisi konusunda anlaşma yapılmasının tahkim iradesinin mutlak ve kesin olmadığı şeklinde yorumlandığı hakkında bkz. Y11.HD, 24.10.2017, E.2016/3383, K.2017/5688, aktaran İlyas Gölcüklü, Milletlerarası Özel Hukukta İflas Uyuşmazlıklarının Çözümü (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2020), 162, dn. 312. ↩︎
- Y15.HD, 23.01.2017, E.2016/4735, K.2017/259, aktaran Düven, Tahkim İlk İtirazı, 132; Akter, “Patolojik ve Asimetrik”, 88, dn. 33. Düven, uyuşmazlığın bir kısmının tahkimde görüleceğinin kararlaştırıldığı hâllerde diğer kısım için mahkeme yolunun açık olduğunun belirtilmesinin geçerli kabul edilmesi gerektiğini ifade etmektedir. ↩︎
- Y15.HD, 27.06.2007, E.2007/2145, K.2007/4389, aktaran Yöney, “Temel İlkeler”, 9; Yener Keskin, Tahkim Anlaşmasının Kurulması ve Etkisi, 174-175. ↩︎
- Y15.HD, 01.07.2014, E.2014/3330, K.2014/4607, aktaran Yöney, “Temel İlkeler”, 9; Özdemir Kocasakal, “Mahkemelere de Yetki Veren”, 515-516. Özdemir Kocasakal’ın bu karara yönelik eleştirisi için bkz. aynı eser, 522-523. Kararın çoğunluk görüşü, tahkim şartının geçerliliğinin yetki-yetkisi ilkesi uyarınca hakem heyetince belirleneceğini de kabul etmiştir. Aynı eser, 523-525. Balkar ise MTK’ya tâbi bir tahkim şartı bakımından HMK m. 413’e dayanan bu kararın, mahkemenin yapacağı denetimin hangi düzenlemeye tâbi olacağı sorusunu cevapsız bıraktığını belirtmektedir. Süheylâ Balkar, “Ödeme Güçlüğü İçinde Bulunma veya İflas Halinin Tahkim Anlaşmasına Etkileri”, Tahkim Anlaşması, ed. Hatice Özdemir Kocasakal – Süheylâ Balkar (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2020), 131, 164. ↩︎
- Y15.HD, 12.12.2019, E.2019/2824, K.2019/5139, aktaran Akter, “Patolojik ve Asimetrik”, 90; Değirmencioğlu, Patolojik Tahkim Anlaşmaları, 193-194; Yener Keskin, Tahkim Anlaşmasının Kurulması ve Etkisi, 173 (Akıncı’ya atıfla). ↩︎
- Akter, “Patolojik ve Asimetrik”, 88-89 (Demirkol’a atıfla). Akter, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin “hakem ile çözülemediği hususlarda” yetkili yargı çevresini belirleyen bir hükmü tereddüt yarattığı gerekçesiyle geçersiz sayan 24.10.2017 tarihli kararını da eleştirmekte ve bu hükmün tahkime elverişli olmayan uyuşmazlıklar için yetkili mahkemeyi belirleme olarak yorumlanması gerektiğini savunmaktadır. Aynı eser, 91-92 (Y11.HD, 24.10.2017, E.2016/3383, K.2017/5688). ↩︎
- Özdemir Kocasakal, “Mahkemelere de Yetki Veren”, 522. Akıncı da hem mahkemenin hem de hakemlerin yetkili kılınması hâlinde şüpheye yer bırakmayan bir tahkim iradesinden söz edilemeyeceği görüşündedir. Akıncı’dan aktaran Aydemir, Tahkim Sözleşmesi, 164; Akıncı ve Tan Dehmen’den aktaran Yener Keskin, Tahkim Anlaşmasının Kurulması ve Etkisi, 169. Aydemir de tahkim yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklar için mahkemeye gidileceğine ilişkin hükümlerin tahkim sözleşmesini hükümsüz kılacağı kanaatindedir. Aynı eser, 168. ↩︎
- Özdemir Kocasakal, “Mahkemelere de Yetki Veren”, 522-523. Yazar, Yargıtay’ın tahkim şartını ayakta tutan yorumunu tahkim anlaşmasını geçerli kılmak için yapılmış zorlama bir yorum olarak değerlendirmektedir. Bu değerlendirme için bkz. Yöney, “Temel İlkeler”, 11, dn. 23. ↩︎
- Akter, “Patolojik ve Asimetrik”, 91-92. Değirmencioğlu da sınırlar net çizildiğinde tahkim anlaşmasıyla birlikte yetki anlaşması yapılabileceğini kabul etmektedir. Değirmencioğlu, Patolojik Tahkim Anlaşmaları, 194-195. ↩︎
- Yöney, “Temel İlkeler”, 11-13. Yazarın aktardığı ve bu tür hükümlerin geçerli kabul edilebileceğini savunan görüşler için bkz. aynı eser, 13, dn. 30 (Alangoya, Demirkol, Deren Yıldırım ve Şen Özçelik’e atıfla). ↩︎
- Alangoya ve Bilge/Önen’den aktaran Aydemir, Tahkim Sözleşmesi, 163-164. Alangoya ve Deren-Yıldırım’ın bu yöndeki görüşleri için ayrıca bkz. Yener Keskin, Tahkim Anlaşmasının Kurulması ve Etkisi, 171-172. Deren-Yıldırım’a göre mahkemelere başvuru imkânının bertaraf edilmediğini belirten ifadeler de bir seçim hakkı olarak yorumlanmalıdır. Aynı eser, 172. ↩︎
- Düven, Tahkim İlk İtirazı, 133. Yazar, aksi yöndeki görüşler olarak Kalpsüz, Şanlı, Selçuk ve Tanrıver’in eserlerine atıf yapmaktadır. Aynı yer, dn. 232. ↩︎
- Özdemir Kocasakal, “Mahkemelere de Yetki Veren”, 523; Yöney, “Temel İlkeler”, 9-11; Düven, Tahkim İlk İtirazı, 133 (Demirkol’a atıfla). Yöney, Türk ulusal tahkim mevzuatında yetki bakımından taraf iradesine üstünlük tanınan tek alanın, MÖHUK m. 60/2 uyarınca yabancı hakem kararlarının tanınması ve tenfizi olduğunu vurgulamaktadır. Yöney, “Temel İlkeler”, 10-11. ↩︎
- K(ii) maddesinde “Tahkim Londra’da yapılacaktır” ifadesine yer verilmiştir. YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 14. MTK m. 3’ün emredici niteliği hakkında bkz. Yöney, “Temel İlkeler”, 9-11. Tahkim yeri Türkiye dışında olan uyuşmazlıklarda MTK m. 1/3 uyarınca yalnızca MTK m. 5 ve 6 hükümlerinin uygulanacağı hakkında bkz. aynı eser, 23. ↩︎
- Paul Smith Ltd v. H & S International Holding Inc. [1991] 2 Lloyd’s Rep. 127 (QB), aktaran Yöney, “Temel İlkeler”, 11-12. Aynı doğrultudaki diğer İngiliz kararları için bkz. aynı eser, 12 (Axa Re v. Ace Global Markets Ltd [2006] EWHC 216 (Comm); Daval Aciers d’Usinor et de Sacilor v. Armare Srl (The Nerano) [1994] 2 Lloyd’s Rep. 50). ↩︎
- Chong, “Conflicting Jurisdiction and Arbitration Clauses”, 1187-1188. Yazar, Singapur Yüksek Mahkemesi’nin PT Tri-MG Intra Asia Airlines kararında sözleşme sonrası yazışmalar dahil olgusal bağlamı inceleyerek tarafların tahkime öncelik verdiği sonucuna vardığını da aktarmaktadır. Aynı eser, 1188. Singapur mahkemelerinde çatışan şartların mümkün olduğunca uyumlu yorumlanmasının yerleşik bir yöntem olduğu hakkında bkz. aynı eser, 1178. ↩︎
- Yöney, “Temel İlkeler”, 12, dn. 26. Örneğin Fransız Yargıtayı 14.11.2007 tarihli ve 06-21.629 sayılı kararında, Almanya Federal Mahkemesi ise 25.01.2007 tarihli ve VII ZR 105/06 sayılı kararında bu doğrultuda yorum yapmıştır. ↩︎
- Fiona Trust & Holding Corp v. Privalov [2007] UKHL 40, aktaran Lord Hoffmann – Richard Aikens – Salim Moollan – Ricky Diwan, “An Important Realignment and an Opportunity Missed? The Law Applicable to the Arbitration Agreement, Jurisdictional Re-hearings, Stays to Court Proceedings, and the Arbitration Act 2025”, Arbitration International 41, S. 3 (Eylül 2025): 465-482. Yazarlar, Enka v. Chubb kararının bu kararda ifadesini bulan tek elden yargılama (one-stop adjudication) anlayışını zayıflattığını ileri sürmektedir. ↩︎
- Melford Capital Partners (Holdings) LLP v Wingfield Digby [2021] EWHC 872 (Ch); Surrey County Council v Suez [2021] EWHC 2015 (TCC), aktaran James Allsop – Yosuke Homma, “What are the Limits of the Fiona Trust Doctrine? A Review of Recent Cases on Inconsistent Dispute Resolution Clauses”, Kluwer Arbitration Blog, 7 Temmuz 2022, Erişim Tarihi: Ekim 28, 2026, Nexis Uni. Yazarlar bu kararları, tek forum karinesinden tahkim lehine bir karineye doğru genişleme olarak nitelendirmektedir. Aynı yer. ↩︎
- H v G [2022] HKCFI 1327; Albion Energy v Energy Investments Global [2020] EWHC 301 (Comm), aktaran Allsop – Homma, “Limits of the Fiona Trust Doctrine”. Yazarlara göre sonuç büyük ölçüde somut ifadeye ve tarafların iradesine bağlı olduğundan taraflar uyuşmazlık çözüm şartlarını açık ifadelerle kaleme almalıdır. Aynı yer. ↩︎
- ATF 116 Ia 56; ATF 128 III 50; ATF 129 III 675, aktaran Özdemir Kocasakal, “Mahkemelere de Yetki Veren”, 519-520. Yazar, doktrinde bu yaklaşımın milletlerarası uyuşmazlıklar bakımından geçerli olmadığının ve milletlerarası uyuşmazlıklarda tahkim lehine yorum yapılması gerektiğinin savunulduğunu da aktarmaktadır. ↩︎
- Hükmün metni Hukuk Genel Kurulu kararında da aktarılmıştır: “Tahkim anlaşması, tarafların tahkim anlaşmasına uygulanmak üzere seçtiği hukuka veya böyle bir hukuk seçimi yoksa Türk hukukuna uygun olduğu takdirde geçerlidir”. YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 7. ↩︎
- Candan Yasan Tepetaş, “Tahkim Anlaşmasının Esasına Uygulanacak Hukukun Tayinindeki Yaklaşımlar ve Türk Hukukundaki Etkileri”, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi 40, S. 2 (Haziran 2024): 277, 298. Yazar, hukuk seçimi yapılmadığında hakem kararının verildiği yer olan tahkim yeri hukukunun objektif bağlama kuralı olarak devreye girdiğini ve tahkim anlaşması ile objektif olarak en sıkı ilişkili hukuk olarak kabul edildiğini ifade etmektedir. Aynı eser, 297-298. ↩︎
- Yöney, “Temel İlkeler”, 23-24. Hukuk Genel Kurulu da tahkim yeri Türkiye dışında olan ve MTK’nın uygulanacağı kararlaştırılmamış uyuşmazlıklarda MTK’nın kural olarak uygulama alanı bulmayacağını, ancak MTK m. 5/1 gereğince tahkim itirazında bulunulabileceğini kabul etmiştir. YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 5. ↩︎
- Yöney, “Temel İlkeler”, 24 (Şanlı’ya atıfla). ↩︎
- Şanlı ve Özel’den aktaran Yöney, “Temel İlkeler”, 24, dn. 56. Şunu da ifade edelim ki MTK m. 4/3’ün kıyasen uygulanması, hukuk seçimi bulunmayan hâllerde tahkim yeri yabancı bir ülke olmasına rağmen Türk hukukunun uygulanması sonucunu doğuracaktır. ↩︎
- Yöney, “Temel İlkeler”, 27-28. Yazar bu görüşünü Born, Lew, Mistelis ve Kröll ile Berger’in eserlerine ve İsviçre Federal Mahkemesi ile Cenova İstinaf Mahkemesinin kararlarına dayandırmaktadır. Aynı yer, dn. 72. ↩︎
- Maxi Scherer – Ole Jensen, “Towards a Harmonized Theory of the Law Governing the Arbitration Agreement”, Indian Journal of Arbitration Law 10, S. 1 (Temmuz 2021): 1, 5. Yazarlar, Alman Federal Mahkemesi’nin 26.11.2020 tarihli kararında bu kuralın tenfiz aşamasında doğrudan, diğer aşamalarda ise kıyasen uygulanacağını kabul ettiğini aktarmaktadır. Aynı yer. Sözleşme’nin bu hükmünün dünya mahkemelerince tahkim anlaşmasına uygulanacak hukuku belirleyen kural olarak yorumlandığı hakkında ayrıca bkz. Ryan Henry Ho, “Breaking with Convention: The Supreme Court’s Approach to Separability in Kabab-Ji v KFG”, LSE Law Review 8, S. 1 (2022): 37, 41. Bu hükmün tahkim anlaşmasına, esas sözleşmeden ayrı olarak belirli bir milli hukukun uygulanmasını öngördüğü hakkında bkz. Gary B. Born, “The Law Governing International Arbitration Agreements: An International Perspective”, Singapore Academy of Law Journal 26 (2014): 814, 820. ↩︎
- Yöney, “Temel İlkeler”, 20-21. Aynı yönde MTK m. 15/A-1(a) ve MÖHUK m. 62/1(e) hükümleri de önce tarafların seçtiği hukuku, seçim yoksa tahkim yeri veya hakem kararının verildiği ülke hukukunu esas almaktadır. Bkz. Yasan Tepetaş, “Tahkim Anlaşmasının Esasına Uygulanacak Hukuk”, 295-296. ↩︎
- Yöney, “Temel İlkeler”, 28. Yargıtay’ın da MTK’nın yürürlüğe girmesinden önce, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu döneminde, bir tahkim anlaşmasının geçerliliğini tahkim yeri hukukuna göre tespit ettiği bir kararı mevcuttur. Y19.HD, 15.11.1995, E.1995/9108, K.1995/9685, aktaran Yöney, “Temel İlkeler”, 28, dn. 73. ↩︎
- Yöney, “Temel İlkeler”, 22. Hükme göre taraflarca tahkim yeri de belirlenmemişse işe el koyan mahkemenin kanunlar ihtilafı kuralı gereğince yetkili olan hukuk uygulanacaktır. ↩︎
- Y11.HD, 23.11.2022, E.2022/5454, K.2022/8276 (İstanbul BAM 13. HD, 06.07.2022, E.2021/6, K.2022/4 kararını onayan), aktaran Yasan Tepetaş, “Tahkim Anlaşmasının Esasına Uygulanacak Hukuk”, 298-300. Yazar, kararda açıkça belirtilmemekle beraber örtülü hukuk seçiminin mümkün görüldüğünü düşünmektedir. Aynı eser, 300-302. ↩︎
- Süleyman Yasir Zorlu, “Tahkim Anlaşmasına Uygulanacak Hukuka ‘Geçerlilik’ Yaklaşımı”, Milletlerarası Özel Hukukta Sözleşmesel Meseleler, ed. Mustafa Erkan – Sibel Özel (İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2018), 239-240. ↩︎
- Scherer – Jensen, “Towards a Harmonized Theory”, 1-2, 4. Yazarlar, tüm ülkelerde tahkim anlaşmasına uygulanacak hukukun açıkça seçilebildiğini ve bu yönüyle makro düzeyde bir yakınlaşma bulunduğunu da vurgulamaktadır. Aynı eser, 4. ↩︎
- YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 10. ↩︎
- Erkan’dan aktaran Özdemir Kocasakal, “Mahkemelere de Yetki Veren”, 530, dn. 36. Erkan’a göre tahkim anlaşmasına dayanan taraf bu anlaşmayı ilk bakışta ortaya koymalı, koyamıyorsa tahkim anlaşmasının varlığı devlet mahkemesince tespit edilmeli ve tahkim rızasını inkâr eden tarafa olumsuz bir ispat yükü yüklenmemelidir. Erkan, “Tahkim Şartının Ayrılabilirliği”, 553-554, 557-558. Özdemir Kocasakal aynı dipnotta Balkar Bozkurt’un MTK m. 5’in de HMK m. 413, New York Sözleşmesi m. II(3) ve Model Kanun m. 8 çerçevesinde yorumlanması gerektiği görüşüne de yer vermektedir. Aynı yönde bkz. Balkar, “İflas Halinin Tahkim Anlaşmasına Etkileri”, 160-161, 164-165. ↩︎
- Kabab-Ji SAL (Lebanon) v. Kout Food Group (Kuwait) [2021] UKSC 48, aktaran Yasan Tepetaş, “Tahkim Anlaşmasının Esasına Uygulanacak Hukuk”, 290-291. Karara konu olayda ICC tahkim yeri Paris olarak belirlenmiş, esas sözleşme ise İngiliz hukukuna tâbi kılınmıştı. Hakem heyeti Fransız hukukunu uygulayarak ana şirketin tahkim anlaşmasıyla bağlı olduğuna karar vermiş, İngiliz Yüksek Mahkemesi ise tenfiz aşamasında esas sözleşmedeki hukuk seçiminin tahkim anlaşmasına da sirayet ettiğini kabul etmiştir. Kararda tahkim anlaşmasına uygulanacak hukukun, imzalamayan şirketin tahkim anlaşmasına taraf olup olmadığı sorusunu da belirlediğinin taraflar arasında çekişmesiz olduğu hakkında bkz. Mihaela Maravela, “The Applicable Law to the Arbitration Agreement and Its Relevance in Enforcement Proceedings”, Revista Romana de Arbitraj 17, S. 1 (Ocak-Mart 2023): 49, 52. ↩︎
- Born, “The Law Governing International Arbitration Agreements”, 816. Tahkim anlaşmasının kurulması ve varlığının da tahkim anlaşmasına uygulanacak hukukun kapsamındaki meseleler arasında sayıldığı hakkında bkz. Scherer – Jensen, “Towards a Harmonized Theory”, 3-4. Türk doktrininde de hukuk seçimi bulunmayan hâllerde tahkim anlaşmasının varlığına ilişkin standartları genellikle tahkim yeri hukukunun belirlediği ifade edilmektedir. Erkan, “Tahkim Şartının Ayrılabilirliği”, 543-544. ↩︎
- Bkz. yukarıda II/A. ↩︎
- Hükmün metni için bkz. YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 9. ↩︎
- YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 14. Özel Daire de ilk bozma kararında bu hükümden hareketle tahkim şartının geçerliliğinin İngiliz hukukuna göre değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varmıştı. Y11.HD, 22.03.2023, E.2021/6517, K.2023/1762, para. 6. ↩︎
- Yasan Tepetaş, “Tahkim Anlaşmasının Esasına Uygulanacak Hukuk”, 296-297. Esas sözleşme hukukunun tahkim anlaşmasına kendiliğinden uygulanmayacağını savunan görüş için bkz. Özdemir Kocasakal, “Mahkemelere de Yetki Veren”, 517. Ayrılabilirlik ilkesinin amacının esas sözleşmenin yokluğu veya geçersizliği karşısında tahkim anlaşmasını ayakta tutmakla sınırlı olduğunu savunan görüş için bkz. Erkan ve Ulusu’dan aktaran Yasan Tepetaş, aynı eser, 297. ↩︎
- Yasan Tepetaş, “Tahkim Anlaşmasının Esasına Uygulanacak Hukuk”, 294-295. Kanun 24.02.2025 tarihinde Kraliyet onayı almıştır. Bahar Küpe, “2025 Tahkim Yasası’nın Birleşik Krallık Tahkim Hukukuna Getirdiği Temel Değişiklikler”, Terazi Hukuk Dergisi, S. 235 (Mart 2026): 178-191. Yeni kural, ne zaman akdedilmiş olursa olsun tüm tahkim anlaşmalarına, Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra başlatılan tahkim ve tahkimle ilgili mahkeme yargılamalarında uygulanacak şekilde düzenlenmiştir; bu düzenleme, Hoffmann, Aikens, Moollan ve Diwan’ın önerileriyle de örtüşmektedir. Bkz. Hoffmann – Aikens – Moollan – Diwan, “An Important Realignment”, 465-482. ↩︎
- Enka İnşaat ve Sanayi AŞ v. OOO Insurance Company Chubb [2020] UKSC 38, aktaran Yasan Tepetaş, “Tahkim Anlaşmasının Esasına Uygulanacak Hukuk”, 289-290. Hukuk Komisyonu’nun yeni kuralı önermesinin sebeplerinden bir tanesi, Enka v. Chubb kararı sonucunda tahkim yeri İngiltere olan pek çok hâlde tahkim anlaşmasının yabancı bir hukuka tâbi olacak olmasıdır. Aynı eser, 294. ↩︎
- Y11.HD, 22.03.2023, E.2021/6517, K.2023/1762, para. 6; Y11.HD, 03.07.2025, E.2024/5356, K.2025/4827 (İstanbul BAM 14. HD kararının aktarıldığı bölüm). ↩︎
- MTK m. 5/1 hükmü, tahkim itirazını ilk itirazlara ilişkin hükümlere tâbi kılmaktadır. Hukuk Genel Kurulu da tahkim itirazının ileri sürülmesinin ve tahkim anlaşmasının geçerliliğine ilişkin uyuşmazlıkların çözülmesinin HMK’nın ilk itirazlara ilişkin hükümlerine tâbi olduğunu ifade etmiştir. YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 5. ↩︎
- Doktrinde taraf iradesinin tahkim anlaşmasının esasına uygulanacak hukukun tayininde öncelikli bağlama noktası olduğu ve bu yaklaşımın tahkim anlaşmasının bağımsızlığı ilkesine de uygun düştüğü belirtilmektedir. Yasan Tepetaş, “Tahkim Anlaşmasının Esasına Uygulanacak Hukuk”, 295-296 (Akıncı, Özel, Erdem ve Yöney’e atıfla). ↩︎
- Born, “The Law Governing International Arbitration Agreements”, 816, 822-823. Yazar, bu yaklaşımın tahkim anlaşmasının tarafları tahkime bağlayan olumlu etkisine değil, dava açmayı engelleyen olumsuz etkisine odaklandığını da vurgulamaktadır. Aynı eser, 822, dn. 22. İsviçre Federal Mahkemesi de 1931 tarihli bir kararında, milletlerarası ilişkilerde tahkim anlaşmasının geçerliliğinin yetkisi dışlanan devletlerin hukukuna göre belirlenmesinin tatmin edici olmayan bir hukuki durum yaratacağını belirtmiştir. Aynı eser, 823, dn. 25. ↩︎
- Yöney, Türkiye’nin Anayasa m. 125’te 1999 yılında yapılan değişiklik, 4501 sayılı Kanun, MTK ve İstanbul Tahkim Merkezi Kanunu ile pekişen tahkim dostu tavrını daha da ileri taşıyabilmek adına tahkim anlaşmasını ayakta tutacak yorum yolları belirlenmesinde fayda bulunduğunu vurgulamaktadır. Yöney, “Temel İlkeler”, 12-13. ↩︎
- Kabab-Ji, [2021] UKSC 48, para. 35-36, aktaran Maravela, “The Applicable Law to the Arbitration Agreement”, 58. Singapur Temyiz Mahkemesi de Anupam Mittal kararında, tahkime elverişliliğe uygulanacak hukuk bakımından hakem kararından önceki ve sonraki aşamalar arasında uyum bulunması gerektiği yönündeki bu genel tespite atıf yapmıştır. Yi Ting Sam, “Reassessing the ‘Validation Principle’ under Singapore Law”, Revista Romana de Arbitraj 17, S. 3 (Temmuz-Eylül 2023): 85, 86. ↩︎
- Bkz. aşağıda IV/C. ↩︎
- Aynı yönde bkz. Yöney, “Temel İlkeler”, 27-28. Hemen belirtelim ki tahkime elverişlilik meselesi bu kuralın dışında kalmaktadır; zira New York Sözleşmesi m. V(2)(a) ve MÖHUK m. 62/1(c) uyarınca uyuşmazlığın tahkim yoluyla çözülebilir olup olmadığı tanıma ve tenfiz aşamasında Türk hukukuna göre değerlendirilmektedir. ↩︎
- Zorlu, “‘Geçerlilik’ Yaklaşımı”, 253-257. Yazar, tahkimi açıkça seçen tarafların örtülü olarak tahkim anlaşmasını geçerli kılacak hukukun uygulanmasını arzu ettiklerini ve İsviçre MÖHUK m. 178/2’nin bu yaklaşımın bir örneğini teşkil ettiğini belirtmektedir. Aynı eser, 256. Geçerlilik ilkesi hakkında ayrıca bkz. Born, “The Law Governing International Arbitration Agreements”, 814, 817. Singapur hukukunda bu ilkenin sınırlarına ilişkin tartışma için bkz. Sam, “Reassessing the ‘Validation Principle'”, 85-88. ↩︎
- Scherer – Jensen, “Towards a Harmonized Theory”, 3-4. ↩︎
- YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 13, 17. ↩︎
- Özdemir Kocasakal, “Mahkemelere de Yetki Veren”, 527. ↩︎
- Balkar, “İflas Halinin Tahkim Anlaşmasına Etkileri”, 158. Yazar, bu boşluğun 1961 tarihli Avrupa Sözleşmesi m. VI/3, New York Sözleşmesi m. II/3, İsviçre MÖHUK m. 7 ve Model Kanun m. 8/1 çerçevesinde yapılacak ortak bir yorumla doldurulması ve MTK m. 5’e HMK m. 413’teki ifadeye benzer bir ifadenin eklenmesi gerektiğini savunmaktadır. Aynı eser, 160-161, 164-165. ↩︎
- Bu görüşler ve taraftarları için bkz. Özdemir Kocasakal, “Mahkemelere de Yetki Veren”, 527-529. Tahkim itirazının inceleme şekli hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Düven, Tahkim İlk İtirazı, 94-126. ↩︎
- Özdemir Kocasakal, “Mahkemelere de Yetki Veren”, 529-530. ↩︎
- Hoffmann – Aikens – Moollan – Diwan, “An Important Realignment”, 465-482. Yazarların aktardığı üzere Singapur İstinaf Mahkemesi, Tomolugen Holdings v. Silica Investors kararında, askıya alma talebi üzerine mahkemenin hakem heyetinin yetkisini tam olarak incelemesinin yetki-yetkisi ilkesini, davacının uyuşmazlığı tahkime mi yoksa mahkemeye mi götüreceğine ilişkin stratejik tercihine bağımlı kılacağını ifade etmiştir. Yazarlar, İngiliz hukukunda da ilk bakışta inceleme standardının benimsenmesi yönündeki önerilerinin Hukuk Komisyonu tarafından kabul edilmemesini kaçırılmış bir fırsat olarak değerlendirmektedir. ↩︎
- Frédéric Bachand, “Does Article 8 of the Model Law Call for Full or Prima Facie Review of the Arbitral Tribunal’s Jurisdiction?”, Arbitration International 22, S. 3 (Eylül 2006): 463, 476. Yazarın yabancı tahkim yerine ilişkin değerlendirmesi için bkz. aynı eser, başlık II(c). ↩︎
- YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 19. ↩︎
- Yargıtay’ın kademeli hükümlere ilişkin kararları için bkz. yukarıda II/B. Akter de ayırt edici unsurun tahkimin bağlayıcı ve nihai yöntem olarak belirlenip belirlenmediği olduğunu vurgulamaktadır. Akter, “Patolojik ve Asimetrik”, 88-89. ↩︎
- Bkz. yukarıda II/E. Paul Smith kararına ilişkin olarak bkz. Yöney, “Temel İlkeler”, 11-12. Melford Capital kararında İngiliz mahkemelerine münhasır yetki tanıyan bir şartın, yer belirtmeyen bir tahkim şartıyla birlikte tahkime destek ve denetim yetkisi olarak yorumlandığı hakkında bkz. Allsop – Homma, “Limits of the Fiona Trust Doctrine”. ↩︎
- Yöney, Münhasır Yetki, 417-418, 420. Yazara göre yetki sözleşmelerindeki “münhasır” sözcüğüyle kastedilen, genel ve özel yetkili mahkemelerin yetkisinin ortadan kaldırılmasıdır. Aynı eser, 420. ↩︎
- Bkz. yukarıda II/D. ↩︎
- Özdemir Kocasakal da birbiriyle çelişen iki hükmün bulunması hâlinde sözleşmenin yorumu yoluna gidilmesi ve tarafların gerçek ve ortak iradesinin araştırılması gerektiğini vurgulamaktadır. Özdemir Kocasakal, “Mahkemelere de Yetki Veren”, 519. Akter de tarafların iradesinin sözleşme metni ve müzakere geçmişinden hareketle tespit edilmesi gerektiği görüşündedir. Akter, “Patolojik ve Asimetrik”, 92. ↩︎
- Chong, “Conflicting Jurisdiction and Arbitration Clauses”, 1178. ↩︎
- Morten Frank, “Interpretation of Pathological Arbitration Agreements: Non-existing and Inaccessible Elements”, Pepperdine Dispute Resolution Law Journal 20, S. 3 (2020): 298, 300. Patolojik tahkim şartının temel işlevlerinden bir tanesinin en azından hakem kararı verilinceye kadar devlet mahkemelerinin müdahalesini dışlamak olduğu hakkında bkz. Samra – Ramachanderan, “A Cure for Every Ill?”, 1111. ↩︎
- Fiona Trust & Holding Corp v. Privalov [2007] UKHL 40, aktaran Hoffmann – Aikens – Moollan – Diwan, “An Important Realignment”, 465-482. ↩︎
- YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, “İlk Derece Mahkemesi Kararı” ve “İstinaf” başlıkları ile para. 21. ↩︎
- Bu ilkeye ilişkin olarak bkz. yukarıda II/E. Akter de tahkim ve yetki anlaşmasını birlikte içeren anlaşmaların doğrudan geçersizlik yaptırımına maruz bırakılmaması gerektiğini vurgulamaktadır. Akter, “Patolojik ve Asimetrik”, 92. ↩︎
- Y11.HD, 22.03.2023, E.2021/6517, K.2023/1762, para. 5-6; direnme kararı için bkz. YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, “Direnme Kararı” başlığı. ↩︎
- YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 20 ve hüküm fıkrası. ↩︎
- Y11.HD, 03.07.2025, E.2024/5356, K.2025/4827. ↩︎
- Born, “The Law Governing International Arbitration Agreements”, 818, 820. ↩︎
- İstanbul BAM 14. HD’nin 11.07.2024 tarihli kararı, Y11.HD, 03.07.2025, E.2024/5356, K.2025/4827’de aktarıldığı şekliyle. ↩︎
- Y11.HD, 03.07.2025, E.2024/5356, K.2025/4827 (İstanbul BAM 14. HD kararının aktarıldığı bölüm). ↩︎
- Chong, “Conflicting Jurisdiction and Arbitration Clauses”, 1177. Birbiriyle bağlantılı belgelerde farklı uyuşmazlık çözüm yollarının seçilmesinin makul bir sebebe dayanan bilinçli bir tercih olarak değerlendirilebildiği hakkında bkz. yukarıda II/E. ↩︎
- Yöney, Münhasır Yetki, 420-421. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin münhasır yetki kavramını tahkim şartlarını geçersiz kılacak şekilde geniş yorumladığı kararlarına yönelik eleştiriler için bkz. Sibel Özel – Can Yöney, “Türk Ticaret Kanunu m. 105/2 Hükmünü Milletlerarası Usul Hukuku Bakımından Münhasır Yetki Kuralı Olarak Değerlendiren Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Kararlarının Düşündürdükleri: Münhasır Yetki Kavramı Perspektifinden Bir Eleştiri”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi 30, S. 1 (Haziran 2024): 229, 236-237, 243-244. ↩︎
- Söz konusu kararlar için bkz. yukarıda II/C (Y15.HD, 27.06.2007, E.2007/2145, K.2007/4389; Y15.HD, 01.07.2014, E.2014/3330, K.2014/4607; Y15.HD, 12.12.2019, E.2019/2824, K.2019/5139). ↩︎
- Y11.HD, 23.11.2022, E.2022/5454, K.2022/8276, aktaran Yasan Tepetaş, “Tahkim Anlaşmasının Esasına Uygulanacak Hukuk”, 298-300. ↩︎
- Benzer şekilde Yöney de Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin tahkim şartını ayakta tutan yorumuna kanuni bir dayanak yaratılmasının, tahkim dostu tavrın ileri taşınması bakımından isabetli olacağını savunmaktadır. Yöney, “Temel İlkeler”, 12-13. Kanun boşluğunun varlığına ilişkin olarak bkz. aynı eser, 23-24. ↩︎
- Yargıtay’ın hem tahkim hem de yetki şartı içeren sözleşmelerde tahkim iradesinin açık ve kesin olmadığı sonucuna vardığı kararları için bkz. Aydemir, Tahkim Sözleşmesi, 163-165; Özdemir Kocasakal, “Mahkemelere de Yetki Veren”, 520-522. ↩︎
- Yargıtay’ın kararında, L(ii) maddesinin “tahkime yardımcı olarak mahkemenin yetkilendirildiği şeklinde bir açıklık içermemesi” vurgulanmıştır. YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 19. Bu ifadeden, mahkemelere tanınan yetkinin yardımcı nitelikte olduğunun açıkça belirtilmesi hâlinde aynı sonuca varılmayabileceği anlaşılmaktadır. ↩︎
- Özdemir Kocasakal, “Mahkemelere de Yetki Veren”, 522-523; Yöney, “Temel İlkeler”, 9-11. Aksi görüş için bkz. Düven, Tahkim İlk İtirazı, 133. ↩︎
- Yöney, “Temel İlkeler”, 10-11; Değirmencioğlu, Patolojik Tahkim Anlaşmaları, 195. ↩︎
- Doktrinde ileride doğabilecek yorum sorunlarını ve sürprizleri engellemek adına tarafların tahkim anlaşması için açıkça bir hukuk seçmesinin faydalı olacağı vurgulanmaktadır. Yasan Tepetaş, “Tahkim Anlaşmasının Esasına Uygulanacak Hukuk”, 303-304. ↩︎
- Yasan Tepetaş, “Tahkim Anlaşmasının Esasına Uygulanacak Hukuk”, 294-295; Küpe, “2025 Tahkim Yasası”, 178-191. ↩︎
- Benzer şekilde “ICC yetkilidir” gibi kısa ifadelerin, ICC’nin tahkim dışında uzlaştırma ve bilirkişilik hizmetleri de sunması karşısında açık ve kesin bir tahkim iradesini yansıtmadığı ileri sürülmektedir. Aydemir, Tahkim Sözleşmesi, 161-162. ↩︎
- New York Sözleşmesi’nin çok sayıda ülkenin taraf olduğu yeknesak bir tanıma ve tenfiz rejimi oluşturduğu ve tanıma ve tenfiz aşamasında tahkim anlaşmasının geçerliliğinin taraflarca seçilen hukuka, seçim yoksa hakem kararının verildiği yer hukukuna göre değerlendirildiği hakkında bkz. Yöney, “Temel İlkeler”, 20-21. Bu durum, Türkiye dışındaki ülkelerde hakem kararının tanınma ihtimalinin Türk mahkemelerinin yaklaşımından farklı olabileceğini göstermektedir. ↩︎
- Tahkim itirazının ileri sürülmesi usulü hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Düven, Tahkim İlk İtirazı, 77-90. Hukuk Genel Kurulu, ilk itirazların cevap süresinin uzatılması hâlinde uzatılan süre içinde de ileri sürülebileceğini kabul etmektedir. YHGK, 15.02.2022, E.2021/(15)6-85, K.2022/129, Ankara BAM 23. HD, 25.06.2026, E.2026/388, K.2026/1415 kararında aktarıldığı şekliyle, Erişim Tarihi: Ekim 28, 2026, https://www.lexpera.com.tr. ↩︎
- Tarafların iradesinin sözleşme metni ve müzakere geçmişinden hareketle tespit edilmesi gerektiği yönünde bkz. Akter, “Patolojik ve Asimetrik”, 92. ↩︎
- Akter, mahkemeleri yetkilendirmekle neyin amaçlandığının tespitinin her hâlükârda hakemlere bırakılması gerektiğini savunmaktadır. Akter, “Patolojik ve Asimetrik”, 91. Ancak somut olayda görüldüğü üzere hakem heyetinin bu konudaki değerlendirmesi, Türk mahkemelerini bağlamamaktadır. YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 17. ↩︎
- Somut olayda 25.06.1985 tarihli sözleşmeye dayanan uyuşmazlıkta tahkime 16.07.2015 tarihinde başvurulmuş, Türk mahkemesindeki dava 02.02.2016 tarihinde açılmış ve Hukuk Genel Kurulu kararı 01.10.2025 tarihinde verilmiştir. YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 14-16. ↩︎
- MTK m. 4/1 hükmü, tahkim anlaşmasını tarafların aralarındaki hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözülmesi konusunda yaptıkları anlaşma olarak tanımlamaktadır; HMK m. 412/1 hükmü de aynı yöndedir. Bkz. YHGK, 01.10.2025, E.2024/653, K.2025/584, para. 10; Aydemir, Tahkim Sözleşmesi, 157. ↩︎
Kaynakça
Akter, Sumru. “Patolojik ve Asimetrik Tahkim Anlaşmalarının Yorumlanması”. Tahkim Anlaşması: Tahkim Okulu Paneller Serisi Cilt 1, ed. Mustafa Erkan – Candan Yasan Tepetaş, 77-101. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2020.
Allsop, James – Homma, Yosuke. “What are the Limits of the Fiona Trust Doctrine? A Review of Recent Cases on Inconsistent Dispute Resolution Clauses”. Kluwer Arbitration Blog, 7 Temmuz 2022. Erişim Tarihi: Ekim 28, 2026. Nexis Uni.
Aydemir, Fatih. Türk Hukukunda Tahkim Sözleşmesi. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2017.
Bachand, Frédéric. “Does Article 8 of the Model Law Call for Full or Prima Facie Review of the Arbitral Tribunal’s Jurisdiction?”. Arbitration International 22, S. 3 (Eylül 2006): 463-476.
Balkar, Süheylâ. “Ödeme Güçlüğü İçinde Bulunma veya İflas Halinin Tahkim Anlaşmasına Etkileri”. Tahkim Anlaşması, ed. Hatice Özdemir Kocasakal – Süheylâ Balkar, 131-168. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2020.
Born, Gary B. “The Law Governing International Arbitration Agreements: An International Perspective”. Singapore Academy of Law Journal 26 (2014): 814 vd.
Chong, Shouyu. “Interpreting and Enforcing Conflicting Jurisdiction and Arbitration Clauses in the Singapore Courts: Silverlink Resorts Ltd v MS First Capital Insurance Ltd [2020] SGHC 251”. Singapore Academy of Law Journal 33 (2021): 1177 vd.
Değirmencioğlu, Müge. Milletlerarası Ticari Tahkimde Patolojik Tahkim Anlaşmaları ve Hibrit Tahkim Anlaşmaları. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2021.
Düven, Fatma Sümeyye. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda Tahkim İlk İtirazı. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2025.
Erkan, Mustafa. “Tahkim Şartının Ayrılabilirliği Prensibinin Asıl Sözleşmenin Yokluğu Durumunda Değerlendirilmesi”. Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 17, S. 1-2 (2013): 535-558.
Frank, Morten. “Interpretation of Pathological Arbitration Agreements: Non-existing and Inaccessible Elements”. Pepperdine Dispute Resolution Law Journal 20, S. 3 (2020): 298 vd.
Gölcüklü, İlyas. Milletlerarası Özel Hukukta İflas Uyuşmazlıklarının Çözümü. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2020.
Grosu, Manuela – Ferenczik, Zoltán. “When the Design Fails: Hungarian Experiences with Pathological Arbitration Clauses”. Revista Romana de Arbitraj 17, S. 2 (Nisan-Haziran 2023): 45 vd.
Ho, Ryan Henry. “Breaking with Convention: The Supreme Court’s Approach to Separability in Kabab-Ji v KFG”. LSE Law Review 8, S. 1 (2022): 37-51.
Hoffmann, Lord – Aikens, Richard – Moollan, Salim – Diwan, Ricky. “An Important Realignment and an Opportunity Missed? The Law Applicable to the Arbitration Agreement, Jurisdictional Re-hearings, Stays to Court Proceedings, and the Arbitration Act 2025”. Arbitration International 41, S. 3 (Eylül 2025): 465-482.
Küpe, Bahar. “2025 Tahkim Yasası’nın Birleşik Krallık Tahkim Hukukuna Getirdiği Temel Değişiklikler”. Terazi Hukuk Dergisi, S. 235 (Mart 2026): 178-191.
Maravela, Mihaela. “The Applicable Law to the Arbitration Agreement and Its Relevance in Enforcement Proceedings”. Revista Romana de Arbitraj 17, S. 1 (Ocak-Mart 2023): 49-59.
Nizam, Devlet Çağla. Asimetrik Tahkim Anlaşmaları. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Lisansüstü Programlar Enstitüsü, 2020.
Özdemir Kocasakal, Hatice. “Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin Bir Kararı Çerçevesinde Mahkemelere de Yetki Veren Tahkim Anlaşmalarının Geçerliliği ve Bu Geçerliliğin Tespitinin Mahkemeler Tarafından Yapılıp Yapılamayacağı”. Prof. Dr. Hamdi Yasaman’a Armağan, 509-534. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2017.
Özel, Sibel – Yöney, Can. “Türk Ticaret Kanunu m. 105/2 Hükmünü Milletlerarası Usul Hukuku Bakımından Münhasır Yetki Kuralı Olarak Değerlendiren Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Kararlarının Düşündürdükleri: Münhasır Yetki Kavramı Perspektifinden Bir Eleştiri”. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi 30, S. 1 (Haziran 2024): 229-249.
Sam, Yi Ting. “Reassessing the ‘Validation Principle’ under Singapore Law”. Revista Romana de Arbitraj 17, S. 3 (Temmuz-Eylül 2023): 85 vd.
Samra, Harout J. – Ramachanderan, Ramya. “A Cure for Every Ill? Remedies for ‘Pathological’ Arbitration Clauses”. University of Miami Law Review 74, S. 4 (2020): 1110-1121.
Scherer, Maxi – Jensen, Ole. “Towards a Harmonized Theory of the Law Governing the Arbitration Agreement”. Indian Journal of Arbitration Law 10, S. 1 (Temmuz 2021): 1-17.
Yasan Tepetaş, Candan. “Tahkim Anlaşmasının Esasına Uygulanacak Hukukun Tayinindeki Yaklaşımlar ve Türk Hukukundaki Etkileri”. Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi 40, S. 2 (Haziran 2024): 277-309.
Yener Keskin, Cansu. Milletlerarası Tahkim Anlaşmasının Kurulması ve Etkisi. 3. bs. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2023.
Yöney, Can. Milletlerarası Usul Hukukunda Münhasır Yetki. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2024.
Yöney, Can. “Tahkim Anlaşması: Temel İlkeler”. Tahkim Anlaşması: Tahkim Okulu Paneller Serisi Cilt 1, ed. Mustafa Erkan – Candan Yasan Tepetaş, 3-32. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2020.
Zorlu, Süleyman Yasir. “Tahkim Anlaşmasına Uygulanacak Hukuka ‘Geçerlilik’ Yaklaşımı”. Milletlerarası Özel Hukukta Sözleşmesel Meseleler, ed. Mustafa Erkan – Sibel Özel, 239-259. İstanbul: On İki Levha Yayıncılık, 2018.
Bu yazıya atıf
DALARDIÇ, Mehmet Can: “Mahkemelere de Yetki Veren Tahkim Şartları ve Tahkim İradesinin Açıklığı: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.10.2025 Tarihli Kararı Işığında Yabancı Unsurlu Sözleşmeler İçin Bir Rehber”, Mehmet Can Dalardıç Hukuk, 30.10.2026, https://dalardic.com/mahkemelere-de-yetki-veren-tahkim-sartlari/ (E.T. 30.10.2026).


